BAŞAKŞEHİR KOLEJİ SOL SÜTUN
BAŞAKŞEHİR SAĞ SÜTUN
  • 06 Ocak 2019, Pazar 16:32
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

AĞBİ ADAMLAR YAPMIŞ YĞAA!

Başa gelen üzücü bir olay sonucunda meydana gelen mutlu hadiseler bütünüdür hayat!

Lakin hep üzülmemeye, aksi bir olayla karşılaşmamaya, var olanı korumaya formatlanmış olan insanlar, istenmeyen durumlardan sonra oluşan istenilen durumu da koruma çabası içine girerek sonu gelmez bir döngüde mutsuz olmayı başarabiliyorlar.

Bir psikolog değilim ama bu memlekette yaşayan her insan gibi durumu iyi olmayan, derdi olanlar için aynı soruna sahip biri olarak kendi sorunumu halletmememe rağmen karşı tarafın derdini, sorunu halletmeye çalışmak için Sigmund Freud’a dönüşebiliyorum. Çünkü kendi sorununuzu halletmek için almanız gereken sorumluluğu, cesaret edip alamadığınız için başkalarına akıl vermek daha kolay oluyor. Haksız mıyım?

 

Mesela, “Ağbi adamlar yapmış yğaaa” sözünden sonra, “Bizimkiler niye yapamıyor” sözü genel bir örnek olabilir. Ama bu yorumu yapan kişinin yaptığı işe baktığımız zaman, karşı tarafı değerlendirdiği gibi kendisini hiçbir zaman değerlendirmez veya değerlendirmiyoruz.

Yani, herhangi bir teknolojik ürünü örnek gösterip, bizde niye yapılmadığını sorgulayan ya da bizde yapılan bir ürün için ‘keşke şu şekilde yapılsaydı’ diyen insanın kendi işinde en üst standartlarda bir performans sergileyip sergilemediğini hiç sorgulanmaz. Bir gazetenin veya gazetecinin yaptığı işlerin Avrupa’daki kadar iyi olmadığı şeklinde eleştiren bir film yönetmeninin ortaya koyduğu filmlerin Türkiye standartlarında bile olmaması gibi…

Önce kendimizi muhasebeye çekip, en iyisini yapıp yapmadığımızı sorguladıktan sonra karşı tarafı eleştirmemiz gerekiyor. Eleştirirken ne iş yaptığımızı ve bu işte eleştirdiğimiz gibi bir yetkinliğe sahip olup olmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Çünkü ancak bu şekilde düzlüğe çıkabileceğiz. Çünkü gelişme, kalkınma tek bir sektörün, tek bir tarafın iyi olmasıyla sağlanmaz, kalkınma her bir bireyin iyi olmasıyla, kendini geliştirmesiyle, rakip görülen tarafla yarışılır bir vaziyete geldiği zaman olabilir.

İşte bunun için kendimizi geliştirmemiz gerekiyor, ailemizi, içinde yaşadığımız toplumu, şehri ve ülkeyi geliştirmemiz, sağlıklı bir bilince kavuşturmamız gerekiyor.

Bunu yapmanız için de önce kendinizle başlamalısınız. Kendinizi tanıyın ve kendinize sorun; “Ülkesinin gelişmesini, insanlarının gelişmesini isteyen ben ile İngiltere’nin bir şehrinde yaşayan bir insanla aramızda ne gibi farklar var! Kendinizi karşılaştırın. Eğitimden gezmeye, yaptığınız işteki becerinizden hayata bakış açınıza, kitap okumanızdan teknolojiyi ne kadar doğru ve faydalı kullandığınıza kadar çeşitli konularda kendinizi “ağbi adamlar yapıyor ya, biz niye yapamıyoruz” dediğiniz ülkede yaşayan bir insanla karşılaştırabilirsiniz.

Evet, en son ne zaman kitap okuduğunuzu kendinize sorabilirsiniz.

Sokak ortasında elinizdeki çöpü yere mi attığınızı yoksa çöp bulamadığınız için cebinize mi koyduğunuzu bir düşünebilirsiniz.

En son dedikodusunu yaptığınız olayı veya kişiyi de hatırlamaya çalışabilirsiniz. Ve yaptığınız dedikodunun hayatınıza ne gibi güzellikler getirdiğini, sizi istediğiniz muasır medeniyetler seviyesine çıkarıp çıkarmadığını sorgulayabilirsiniz.

Bir fikriniz olup olmadığını, bu fikri hayata geçirmek için bir girişimde bulunup bulunmadığınızı sorgulayabilirsiniz.

“Sorgulamak” kelimesi her ne kadar hoşunuza gitmese de, sürekli kıskançlık ve gıpta dolu çelişkili hislerle baktığınız insanlarla yarışmanız için gerekli bir ekipmandır. Çünkü insanlık, bugün geldiği seviyeye sorgulayarak geldi.

***

Olayı dönüp dolaştırıp, yerel seçimlere getirmek istemiyorum ama sonuçta gündemimizde olan konu bu.

Her ne kadar gündemimizdeki konu bu olsa da, hava durumu ile ilgili bir haberimiz bizim gözümüzde önemli olan bir haberden daha çok okunabiliyor. Herkesin cebinde bulunan akıllı telefonlarda anlık hava durumu tahminleri yer alırken, hava durumunu öğrenmek için yapılan haberi okumak teknolojiyi kullanmayı bilmediğimizi gösterir nitelikte. Yani mesele haber okumaksa, okunması gereken daha önemli haberler var!

***

Geçtiğimiz gün Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’la ilgili, “Albayrak’ın genç, çevik, hızlı, güçlü, kararlı, farklı düşünen özellikleri için seçmediği muhakkak.” şeklinde kurduğum cümleden sonra, Albayrak’ın 70 yaşında olduğunu söylediler. Tatmin olmadığım için bir de internette arama motoruna yazdım, doğruymuş ve kendimi ‘helal olsun adama’ derken buldum. Etrafımdaki 70’li yaşlara gelmiş insanlara baktığım zaman artık bellerini doğrultamaz durumda olduğunu fark ettim. İşte bunun için ‘helal olsun’. Tabii Albayrak’ın ruhunun henüz 18 yaşındaki gibi genç olup olmadığını bilmediğim için, sadece ilerlemiş yaşına rağmen önemli bir görevde koşturmasını ve ‘ben yorulmadım’ edasıyla tekrar sahaya çıkmasının ne kadar doğru olup olmadığı hakkında tahmin yürütebilirim. Albayrak’ın yaşına hürmeten bir takım konuları konuşmamak da doğru değil tabii.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık