ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 02 Aralık 2018, Pazar 18:36
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

BİR(Z) İNSANIN ANATOMİSİ

Simsiyah bir zemin üzerindeki beyazlık, ilk bakıldığında bir leke olarak görülür. Bundan dolayı kimseyi ilk bakışta tanıyamazsınız. Beyazın beyaz olduğu unutulduğu gibi, beyazın siyahtan daha siyah olduğu bile varsayılabilir.

Yağmur ve çamurla yoğrulmuş bazı yürekler vardır. Soğuk işleyen bağırlar, titreyen eller, buz tutmuş dudaklar, sıktıkça titreyen bir iç çekişmesi.

Bitmez bu çile, bu yangın.

Bir yandan soğuktan titrerken, bir yandan da yanmak.

Sevmek, aşık olmak, tutulmak, tapmak (haşa)…

Müslüm Gürses diyor ya, “Aşığın gözü kör, kulağı sağır” diye, gerçekten de tam olarak öyle.

Böyle deli gibi seven birisine, sevdiği kişinin kötü bir tarafını söylediğinizde mutlaka hiç öyle bakmamıştır ve hala da bakmaz. Kabul etmez. İnkar edilmeyecek bir durumdaysa da düzeleceğini, düzelteceğini umut eder.

Hep umut eder, sonu belli olan karanlığa rağmen.

“Seviyorum ulan” derler, “ben de seni seviyorum ulan” diye cevap alırlar. 

***

Yanan, tutuşan gönüller daha sonra evlenmeye karar verirler.

Artık resmi olarak evlidirler. Yani birdirler. Evlenmek çift olmak demektir. Çift olmak ise tekliktir. İki ayrı beden tek bir ruh.

Ama insan öyle mi?

İnsan tek bir ruha sığar mı hiç?

Cicimli aylarla başlar bu resmi günler; pek mutlu, huzurlu.

Günler geçer…

Aylar geçer…

Belki de yıllar geçer…

Sonra durumlar değişmeye başlar. Yangın sönmeye başlar, artık tek düze bir hayata geçiş sağlanmaya başlar. Gün gelir, tek bir kelime bile sohbet edilmez.

Ama bu sefer o bitmez tükenmez sevgi başka bir yere akmaya başlar.

Çocuklar.

Kımıl kımıl, minik, saf, tanımlanamayacak türden işte…

Ve hayat böyle devam etmeye başlar.

Çocuk, ev, iş üçgeni oluşur.

Çocuklar büyümeye başlar. Büyüdükçe sorunlar da çoğalmaya başlar. Okuldur, masraftır, en önemlisi ilgilenmektir.

Çünkü çocuk kendi kendine yetişen bir bitki türü değildir.

Çocuk yetiştirilme tarzına göre büyüyen bir varlıktır. Yani nasıl yontulursa o şekli alacak bir cisimdir. Ve bu cismi ise sadece tek bir kişi yontmaz. Çok sayıda el vardır yontanlar arasında. Bu yontalayıcılar arasında anne-baba, akrabalar, arkadaşlar, çevre, sayın seyirciler ve izleyiciler, kurtlar, kuşlar, mahallenin jön belki de serseri belki de efendi abisi Fehmi, berber Hikmet, bakkal Ahmet, öğretmen Veli, Başkan Ali’dir.

Yani bir insanı mahvedenlerle kurtaranlar hep aynı kişilerdir. Ya batırırlar ya da çıkarırlar el birliğiyle.

Ama kimse farkında değildir…

Her neyse çocuk büyür. Okula gider. İlkokul biter, Ortaokul başlar. Biraz büyüdüğü fark edilir ama halen daha küçüktür. Ortaokul da biter ve o problemli, ergenli, kaprisli, sabırla sınanmalı yıllar olan lise yılları başlar. Terbiyenin işlenmediği yıllar… Lafların bir kulaktan girip diğer kulaktan çıktığı yıllar. Dünyanın merkezinden kaymaya başlanıldığı yıllar. Bir lastik gibi hangi tarafa çekilirse o tarafa gidilecek yıllar…

Neyse bu yıllar da atlatıldı diyelim. (Pek rahat atlatılmaz ama) Atlatanlar kadar atlatamayanlar da mevcuttur tabi. Atlatamayanların sonu genellikle sanayi de biter ya da başka bir yerde.

Lise yıllarından Üniversiteye geçişi bir övünme kaynağı olarak görülür. Çocuk büyük bir şey olacağı hayaliyle okutulur. Üniversiteli yıllarda çocuğun sıkıntıları pek hissedilmez. Tek sorun paradır. Diğer sorunlar çocuklar tarafından aileye pek yansıtılmadığı için kafalar biraz daha rahat olabiliyor. Karar alma mekanizması biraz olsun çalışmaya başlar… Ve böylece biraz daha büyüdüğü fark edilir.

Üniversite  biter. O büyük bir şey olacağı tahmin edilen çocuk ya işsiz kalır, ya asgari ücretle çalışmaya başlar. (Mühendis de olsa) Bir hayal kırıklığı mevcuttur ama belli edilmez. Ne diye okuttum ki düşüncesi hakimdir genellikle.

Sonra askerlik meselesi. Gururlu bir yıl ya da aylar.

Sonra evlilik. Burası önemli tabi. “Kimlerin düğününe gittik hanım”lı, “Ay biz onlara yarım taktık bey”li yıllar yani. Kız istenir, oğul evlendirilir veya evin göz nuru kız elin adamına verilir… Bu evrede mutlu ve huzurlu birer bireyler olunması için dünürlerin büyük bir etkisi vardır. Yani dünürün iyisi ile mutluluk doğru orantılıdır. Dünür ne kadar çirkef çıkarsa, hayat kalitesi de o kadar düşer. Çünkü hayat dünür kurumu tarafından zindan edilebilir. Bu vesileyle belirtmek gerekiyor aslında, bu hayatta herkes dünürdür. Ve o kötü dünür siz de olabilirsiniz. Çünkü geçinemeyen dünürlerin hepsi karşılıklı kötüdür…

Neyse dünür mevzusu gerçek hayatta olduğu gibi burada da uzayıp gidiyor gördüğünüz gibi.

Ve yanan, tutuşan gönüller evlenirler.

Artık resmi olarak evlidirler. Yani birdirler. Evlenmek çift olmak demektir. Çift olmak ise tekliktir. İki ayrı beden tek bir ruh.

Büyüttüğünüz o çocuk artık büyümüş, evlenmiş bir insandır.

Siz evde torun beklemeye koyulurken, diğer tarafta yine aynı şekilde cicimli aylar yıllar geçmeye başlar.

Siz torununuzu sevmeye başlarken, diğer tarafta belik de tek bir kelimenin dahi konuşulmadığı bir ilişki başını alıp gider.

O büyük macera torunlu yıllara kadar gelir. Torunun evlattan daha çok sevilmesinin nedeni, torun hormonunun yükselmesinden kaynaklandığı bilim adamları tarafından ispatlanmadı. Çünkü salladım öyle bir şey yok.

Ve hayat biter. Sonsuzluk başlar… Bu döngü devam eder. Belki de etmez. 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık