ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 14 Ocak 2019, Pazartesi 18:06
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

DİYALEKTİĞİN ÇELİŞİK HALİ

Gece, kafayı yastığa koyduğunuz zaman birden gelen fikirler, oluşan girişimcilik ruhu ve buna bağlı olarak alınan radikal kararlar; sabah 5 dakika daha fazla uyumak adına vazgeçilebiliyor. Böyle bir ruh halini anlamak, anlamaya çalışmak ve üstesinden gelmek pek zor.

Heyecan içinde planlanan ve hatta yapılmaya başlanan işlerde bir anda soğuma veya heyecan eksilmesi hep korkutur insanı.

İnsani ilişkilerde olduğu gibidir bu; ilk önce büyük heyecanla birbirlerine ait olan insanlar, heyecanlarını kaybettikten sonra büyük bir boşluğa düşerler.

Bunun içten gelen bir şey olduğu muhakkak. Ama ana kaynağı belli değildir.

***

Sonra bir arayış içine girer insan; ne yapmalı, etmeli, diye. Bu arayış gece kafa yastığa konulduğu zaman son bulur ve yine radikal kararlara devam kararı alınır. Bu motivasyon şekli, insanı yarım yamalak götürmekten başka bir işe yaramıyor ve en sonunda hep hayal kırıklığına uğratıyor.

***

Hayal kırıklığı, bir çubuğun kırılması gibi ‘çıt’ sesi çıkarmaz ama hüzünlü bir sessizlik içinde olağan durumu kabul ettirmek zorunda bıraktırabiliyor.

Keşke ‘Hayal Kırıklığı Odası’ veya müzesi diye bir şey yapılsa;

Bu Hayal Kırıklığı Odası’nda insanların kırılan hayallerinin elle tutulur, gözle görülür çalışmaları yapılsa; yani hayalin resmedilmesi veya başka bir şekle dönüştürülmesi şeklinde bir çalışma yapılsa…

Böyle bir müzede veya odada, insanlar oturup hayal kırıklıklarını incelese ve bu kırıklıklarına dokunabilse ve tekrar hissedebilse ve eskiden hayal kurduğunu hatırlayabilse ve oturup saatlerce hayallerine bakabilse, hüzünlense, bulduğuyla değil umduğuyla yüzleşse, kendini-benliğini yani özbenliğini, içini, ruhunu görebilse, ruhunu teslim etmese de bir yerlerde bıraktığını görebilse, zamanın aktığını, zamana yenildiğini ve hırsız diye nitelendirilen zamanla işbirliği yaptığını görebilse, hüzünlense, duygulansa, bir ‘ah’ çekse ve belki de ne kadar basit hayaller kurduğunu görüp gülümseyebilse…

***

Nasılyapmalınasıletmelibudüzeninortasınanasılbirmızrakçakılmalı?

Zihinlereeylemlerehayallerevurulmuşprangalarnasılkırılmalı?

Nasıl?

***

Merak etmeyin, arka fonda “Nedensin isyanıma/nedensin feryadıma/nedensin gözyaşıma/neden” şeklinde şarkı çalmıyor…

Ama neden?

Nedir bu yaman çelişki?

İnsan neden kendi iç benliğiyle çelişsin, neden kendisiyle kavga etsin, neden kendisiyle mücadele etsin, neden?

***

Youtube’dan kişisel gelişim koçlarının verdiği o saçma sapan, gereksiz ve ayarı bozuk özgüven nidalarına kavuşmak için çırpınır bazen insan.

Düşündüğünü destekleyen, fikrini onaylayan birilerini aramak ister. Yalnız olmadığını, bu büyük boşluğun içinde başkalarının da olduğunu, yanlış da olsa kendisiyle beraber birilerinin olduğunu görmek ister…

Bir insan bir yalana neden inanır ki?

Yani celladına nasıl aşık olabilir ki?

Bu basit örnek bile ne kadar çelişik duygular içinde olduğumuzu göstermiyor mu?

Bir siyasi lider veya sevdiği bir insan yanlış yapsa veya yanlış konuşsa dahi; o siyasi lidere veya başka sevdiği bir insana ait olduğu söylenmemesi halinde mutlaka ret edeceği bir yanlışı sırf o siyasi lider vaya başka bir sevdiği söyledi diye neden destekleme ihtiyacı veya arkasında durma ihtiyacı duyulur?

***

Belki de tüm bu saçma sapan şeyler yüzünden ‘mantık’ı seçmemiz gerekiyor. Çünkü mantık, insana neyin mantıksız olduğunu, duygusal bağ olsa veya olmasa dahi doğru tercihe götürmede büyük bir rol oynar. Mantıklı düşünme, mantıklı seçim, karar alan kişinin kendi yararına iyi ve kötüyü, olumlu ve olumsuzlukları hesaplaması ve bun göre karar vermesini sağlayan yegane doğru bir silahtır.

O zaman hepinizi mantıklı olmaya davet ediyorum!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık