ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 25 Aralık 2018, Salı 10:32
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

OPTİMED HASTANESİ’NİN OPTİMUM GECESİ

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Optimed Hastanesinin en üst kademesinden en alt kademesine kadar tüm çalışanlar yılsonu yemeğinde bir araya geldiler.

Söz konusu yemekte dikkatimi en çok çeken olay, başta Optimed Hastanesi Başhekimi Recep Çalışkan ve hastanenin diğer önde gelen isimlerinin diğer personellerle olan iletişimleri ve samimiyetleriydi.

Gayet doğal ve gösterişten uzak bir samimiyetti.

Yani, hani olur ya, ‘selam vereyim de, sonra niye selam vermedi demesin’ şeklindeki yaklaşımdan uzak, gerçek bir muhabbet vardı.

Başhekim Çalışkan, Genel Müdür Ayhan Arslan, diğer başarılı doktorlar ve hastanenin diğer çalışanlarının kalkıp hep beraber ‘erik dalını’ oynaması ve halay çekmeleri çok hoşuma gitti.

***

Türkiye’de var olan gerçeklikten kopmama örneğini en iyi doktorlar gösteriyor bence. Örneğin, ticari kabiliyetiyle bir yerlere gelmeyi başaran insanlar var olan gerçeklerden niyeyse bilerek uzaklaşıyor.

Evet, eğlence kültürümüzde ‘erik dalı’, ‘roman havası’, ‘halay’, ‘horon’ ve daha nice oyunlar var. Bunu kimse inkâr edemez. Fakat makam-mevki olarak bir yerlere geldiğinde, bu folklorik eğlence kültürünü küçük görenler oluyor.

Bu tamamıyla kasıntıdır. Öyle bir kasıntı ki, sanki tüm dünya onu izliyormuş gibi bir kasıntıdır.

***

Bugüne kadar çok doktor tanıdım, oturdum muhabbet ettim, hatta bazılarıyla çok iyi arkadaş oldum. Bağlama çalanı da gördüm, keman çalanı da.

Ve hepsinde gördüğüm en önemli özellik mütevazılık ve buna bağlı olarak da realist olmaları. Yani çaldı mı bir erik dalı; hiç gocunmadan kalkıp en iyi şekilde oynayabiliyorlar. Ama diğer kasıntılar öyle mi; canı oynamak istese dahi kalkıp oynayamazlar.

Bu konuda Optimed Hastanesi çok güzel bir gece düzenledi.

Doktorlar her zamanki gibi hiç gocunmadan en iyi şekilde oynayıp, gönüllerince eğlendiler.

***

Başhekim Çalışkan’ın bir hareketi daha çok dikkatimi çekti.

Çalışkan, program boyunca gördüğüm kadarıyla masaları üç kez dolaştı. İlkinde ‘hoşgeldiniz’ dedi. İkincisinde ‘bir eksiklik var mı’ şeklinde göz gezdirme şeklinde oldu. Üçüncüsünde ise her masaya giderek ayrı ayrı selfi çekti.

***

Kurumların kurumsal yapılara dönüşmeleri çok önemli ve gerekli bir durumdur. Ama bu kurumsallık adı altında yöneticilerle çalışanlar arasında her konuda dağlar kadar mesafeler konulursa, ortaya bir ‘aile’ ortamından ziyade ‘al maaşını, sus’ şeklinde bir yapı ortaya çıkar. İşte benim Optimed yemeğinde gördüğüm durum; aileydi…

Bu konuda diğer kurumların da Optimed Hastanesi’ni örnek almalarını tavsiye ediyorum…

FOTO GALERİLER

Bu hayatta en nefret ettiğim ilk on şeyin içinde haber sitelerindeki foto galeri uygulaması da var.

Sabrınızı sınamak istiyorsanız, foto galerilerden sınayabilirsiniz mesela. Ulaşmak istediğiniz bilgiyi resmen iple çekiyorsunuz. İfrit edici, sinir bozucu bir uygulama.

***

Türkiye’deki internet haberciliğinin acilen değişmesi lazım. Çoğu haber sitesi, ‘tık’ almak için büyük bir mücadele veriyor. Tabi bu konunun bir diğer sorumlusu da okuyuculardır.

Bulvar gazeteciliği karşısında fikir gazeteciliği Türkiye’de her zaman kaybetmiştir. İnternet ortamında da böyle. Hangi haber sitesi daha renkli, daha çok fotoğraflı olursa daha çok dikkat çekiyor ve daha çok tıklanıyor. Fakat daha okunmaya değer içerikli siteler ise her zaman kaybetmeye mahkum oluyor.

***

Artık her insan, doğru veya yanlış bir şekilde görüşünü, bir konu hakkındaki fikrini sosyal medya üzerinden ifade edebiliyor. Twitter, Facebook gibi mecralarda, spordan siyasete her gün yığınlarca yorumlar bırakılıyor.

Fakat şöyle bir sorun var; fikir beyan edenlerimizin ne kadarı acaba sıkı bir okuyucudur.

Sosyal medya artık ‘sürü’ gibi ilerliyor. Aynı fikirde veya ideolojide olan kişilerin birer sürüsü var ve bu sürüler hedef tahtasına aldıkları kişilere saldırıyorlar veya övüyorlar. Her sürünün kendi içinde bir jargonu var. Bu sürüyü ‘sanal kabile’ olarak da düşünebilirsiniz. Her kabile kendi içinde yuvalanırken, diğer kabilelerin ne düşündüğünü, ne yazdığını hiç merak etmezler. Karşı taraftaki kabilenin herhangi bir fikriyle karşılaştıklarında ise ‘sudan çıkmış balık’ gibi çırpınmaya başlıyorlar. Ve büyük oranda okumaktan çok yazmayı severler…

***

Düşünsenize; Sokrates, Aristoteles, Locke, Kant, Karl Marx, Albert Camus, Platon, Hegel, Farabi, İbni Sina, Ömer Hayyam gibi insanların günümüzde yaşamaları halinde nasıl olacaklarını?!

Sizce sosyal medya fenomeni mi olurlardı, yoksa yine önemli eserler ve fikirler üreten filozof mu?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık