• 12 Mayıs 2019, Pazar 14:57
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

ZAMANIN KÖLELERİ

Zamanın insanlara öğrettiği bir şey var ki o da zamanın durudurulamazlığıdır. Nerede o eski günler derken bile o anın eskide kalmasını unutuyoruz. Ve böylece o anın kıymetini ve zamanın akmaya devam ettiğini unutuyoruz.

Cebimizdeki parayı harcarken bile olduğu kadarını harcayabiliyoruz. Fazlasını da harcayabilirsiniz ama daha sonra harcadığınızdan daha fazlasını geri ödemek şartıyla.

Zaman da öyledir işte; zamanınızı boşa harcadığınız zaman daha sonra pişmanlıkla beraber daha fazla zaman harcayarak o pişmanlığı telafi etme çabası içine girilir.

***

Zamanı çok olanın parası da çoktur. Çünkü zaman parayla satın alınabilir. Zamanı satın alanlar, sermayelerinin küçük bir kısmıyla zamanlarını satın aldığı insanlar tarafından işlerini yürütür.

Evet başkası için çalışan herkes zamanını ve emeğini satılığa çıkartır. Satılığa da çıkartmaz, geriye kalan zamanda dinlenmek için satın alınır.

Belki de hiç pişmanlık duyulmuyordur. Ve pişman olmayanların sayısı pişman olanlardan daha fazla olduğu kesin.

Hangi işveren, çalıştırdığı insanların zamanını satın aldığının farkında ki ve bu bilinçle işçisine yaklaşmakta ki?

Zamanınızı başka kimsenin işi için değil de kendi işinize ayırsanız dahi yine var olan sistem için çabalamaya başlarsınız.

Evet zamanınızın efendisi olmak için sistemden de sıyrılmanız lazım. Bu ise bu zamanın zevklerinden veya yaşam tarzından kurtulmakla ancak olabilir.

Şehir hayatında bu mümkün değil. Şehirde yaşamak için ya çalıştırmak ya da çalışmak gerekir. Böylece ekmek kazanıp karın doyurulabilir.

***

Her şeyin ama her şeyin parayla satın alındığı bir sistemde kim ben özgürüm diyebilir ki?

Bunu ancak köyde başarabilirsiniz. Size süt veren hayvanlarınız ve ekmek veren tarlanız olması yeterlidir.

Doyumsuz olmayı öğreten bu sistemin içinde kim kendi ürettikleriyle yetinmeyi göze alabilir veya başarabilir ki?

Hangimiz kendi koyununu güdüp sütünden peynir yapabilir? Kaçımız tarlasını ekip-biçip buğdayını öğütüp ekmek yapabilir?

***

AVM’lerin içindeki göz alıcı mağazalarda modası geçmiş kıyafetlerin yerine yeni kıyafetler almak, patates ketçaplayıp yemek veya içine katkı maddeleriyle doldurulan lokmayı yemek ve daha çok sayıda hayatın vazgeçilmezleri sayılan zevkler dururken ve bu zevkler için çalışırken kendi ürettiğini tüketmek de neyin nesi?

İnsanlık geliştikçe insanlıktan çıkıyor. Ne yaptığını ve nereye gittiğini bilmeyen varlık haline geldi ve gelmeye devam ediyor.

Günün yarısını çalışarak, günün 3’te birini sosyal ağlarda geçirerek, günün bilmem kaçını tv izleyerek ve kalan kısmını tüketerek geçiren biz insanlar.

Köyü bir kenara bırakın bunca içi boş işin içine kim iç dünyasına yönelip düşünüyor?

***

Bu basit sorular bitmez.

“Her şeyin birbiri için yaşadığı” dünyadan her şeyin insan için yaşadığı bir dünyaya geldik.

Zaman akıyor, insanlar ölüyor ve bebekler doğuyor. Daha da çok gelişen hayat daha da yaşanılmaz hale geliyor.

***

Bu satırları okuyup “sen bilim ve teknolojinin sunduğu bu fırsatlara karşı mısın” diye sorabilirsiniz.

Cevabım hayır, sadece daha iyisini, daha adilini ve daha doğru olanı istiyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık