DARUL ERKAN YURDU
site sağ happy hours
  • 24 Temmuz 2019, Çarşamba 11:43
HüseyinGÖKÇELİ

Hüseyin GÖKÇELİ

SANSÜRDEN OTOSANSÜRE UZANAN SÜREÇ

Her yeni gelen hükümet ilk olarak basın kanununda değişiklik uygular. Dördüncü kuvvet olan basının fazla özgür olması hiçbir hükümetin işine gelmez…

Osmanlı’nın genellikle son dönemlerinde gazete ve kitaplar çeşitli kontrol mekanizmalarından geçerek yayınlanıyordu. Meşrutiyetin kaldırılmasıyla birlikte kendisini iyiden iyiye hissettiren sansür kavramından dolayı birçok gazete kapanmış ve sürgün edilmişti. 24 Temmuz 1908 yılında ikinci meşrutiyetin ilan edilmesiyle sansür uygulamasına kısa bir süre de olsa ara verilmiş ve gazeteciler bayram etmişti. İşte 24 Temmuz Gazeteciler Bayramı da buradan gelmektedir. Sonrasında ise gazeteciler, her hükümet değişiminde basın kanununda yapılan değişiklikler nedeniyle sansürden otosansüre uzanan bir yolculuğa çıkmıştı…
***
Genellikle devletin egemen din ve ahlakın korunması adına uygulanan sansür, matbaanın bulunuşu ve kitap basımının artması ile kurumsallaşmıştır. Latince kökenli ‘hüküm vermek’ anlamına gelen ‘cencere’ kelimesinden türemiş olan sansür, ‘çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınması’ olarak kabaca tanımlanabilir. Bilindiği üzere kültür, sanat ve düşüncenin gelişimine, aydınlanmaya, kamunun yararına çalışmalar üreten basındır. Devlet yetkisini elinde tutan güçler bu yüzden basını kontrol altına almaya çalışmışlardır. Ve zamanla basına yönelik baskı ve sansür kavramı artarak devam etmiştir. Fransa İmparatoru I.Napolyon: “Eğer basının dizginlerini elimden kaçırırsam, iktidarda üç aydan fazla kalamam” sözüyle basının önemini ve sansürün nedenini belirtmiştir.
***
Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de çeşitli kontrol mekanizmalarıyla basın kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Osmanlı Devleti’nde ilk olarak 1864 yılında çıkarılan Matbuat Nizannamesi ile gazete ve dergi çıkarmak için devletten izin almak yasalaşmıştır. Hükümetin gerekli gördüğü durumlarda gazeteyi kapatma yetkisi de bu dönemde getirilmiştir. 1. Meşrutiyetin kaldırılmasının ardından basın en çok baskı altında olduğu dönemi yaşamıştır. Binlerce gazete kapatılmış, gazeteci ve yazarlar sürgün edilmiştir. İstibdat dönemi olarak anılan bu dönemde grev, suikast, itilâl, anarşi, sosyalizm, dinamo, dinamit, infilâk, kargaşalık, hal(hükümetin tahttan indirilmesi), kıtal(vuruşma), Kanunu Esasî, hürriyet, vatan, Kıbrıs, Yıldız, Büyük burun(Abdülhamit’in burnu büyük olduğu için) kullanılması yasaktı. Gazetelere yönelik baskı o kadar artmıştı ki artık denetimciler bile neyin yasaklı olup neyin yasaklı olmayacağına karar vermekte güçlük çekiyordu. Servet-i Fünun‘un sahibi ve başyazarı Ahmet İhsan sansürle ilgili anılarında şöyle demektedir: “Sansür son dereceyi bulmuştu. Hamidiye suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Dr. Besin Ömer Paşa sular hakkında bir makale yazdı; çeşme başında bir ihtiyar adamın dua ettiğini gösterir artistik bir renkli resim de basılacaktır. Sansür buna soru işareti koydu ve ben şaşırdım. Baş sansürcü Kara Kemal Bey’e bir tezkere yazdım. Gelen cevap şudur: “Azizim, Çeşme resmi hakikaten pek güzel. Dua da herkesin gözünde şüphesiz ki kutsaldır. Lâkin bugünlerde gazetelerden neyi çıkartacağımı, neyi bırakacağımı bilmiyorum. Çünkü kötü düşünceli kimseler bu güzel resmi görür görmez, ‘Hah, işimiz duaya kaldı,’ demek istediğimizi sanırlar. Mademki klişesini yaptırmışsınız, ileride, uygun bir zamanda koymanız için haber veririm. Olimpiyat Oyunları’na gelince, onların yayınlanmasına uygun zaman henüz gelmedi. Yayınlamayınız. Diğerlerine ruhsat verilmiştir. 24 Mayıs 1896”
***
Basında sansürün son raddeye ulaştığı bu dönemlerde ikinci meşrutiyetin ilan edildiği 24 Temmuz 1908’de sansür tamamen kaldırıldı. Ancak Kurtuluş Savaşı döneminde 1918-1922 yılları arasında Anadolu’daki ve İstanbul’daki güçler tarafından tekrar sıkı bir sansür uygulaması başlatıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda da devam eden sansür uygulamaları 1961 yılında çıkarılan Anayasa ile kaldırıldı. Ancak, sıkıyönetim dönemindeki uygulamalar gizli sansür olarak değerlendirildi. 1982 Anayasasında basının sansür edilemeyeceği hükmünün olmasına karşın, buna bazı istisnalar getirilmiştir. Anayasanın, kamu düzeninin bozulmasına neden olabileceği düşünülen yayınların dağıtımının yetkili merciler tarafından engellenebileceği hükmü getirilmiştir. 
***
Günümüze uzanan bu uzun süreçte sansür uygulamalarının ardından gazeteciler ve yazarlar otosansür uygulamaya başladılar. Artık neyin yasak neyin değil olduğuna karar vermekte güçlük çeken gazeteci ve yazarlar, kontrol mekanizmasını kendileri uyguladılar. Kelimeleri değiştirdiler, cümleleri değiştirdiler, haberi değiştirdiler, yazıyı değiştirdiler. Bazen de yazı yazarken ‘Bu kelime çok sert oldu’ diyerek yazıyı tamamen değiştirdiğimiz bile oluyor. Hal böyle iken basında sansüre gerek kalmadı, gazeteci zaten kendi sansürünü kendisi uyguladı. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Soner Soner 24.07.2019 14:50

Çok qüzel bi köşe yazısı olmuş meslektaşım basaralarınıñ devamını dilerim can-ı qönülden tebrik ediyorum sizi:)

Ayşe Ayşe 25.07.2019 10:24

Çok güzel olmuş. Tebrik ederim.

Olcay Olcay 25.07.2019 14:25

Emeğine sağlık. Tebrik ederim.

Canan Canan 25.07.2019 14:28

Tebrik ederim Hüseyin.

Sevim Sevim 25.07.2019 14:40

Yazınız çok güzel olmuş Hüseyin bey fakat olaya çok edebi bakmışsınız. Bence biraz daha ilgi çekici olabilirdi.

yukarı çık