<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Çerkezköy Ekspres Gazetesi</title>
        <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/</link>
        <description>Tarafsız ve ilkeli habercilik. Çerkezköy ve trakya bölgesine dair tüm gelişmeleri internet sitemiz ve sosyal medya&#039;dan takip edebilirsiniz</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>BACAKLARDA GEÇMEYEN ŞİŞLİK VE AĞRIYA DİKKAT! VARİS VE LİPÖDEM UYARISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat-varis-ve-lipodem-uyarisi-16608</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat-varis-ve-lipodem-uyarisi-16608</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun gibi algılansa da aslında ciddi dolaşım sistemi hastalıkları arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu rahatsızlıkların geç fark edilmesinin tanı ve tedavi sürecini geciktirdiğine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödemin sinsi ilerleyebilen hastalıklar olduğunu belirterek, “Bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtiler asla göz ardı edilmemelidir. Bu şikâyetler çoğu zaman kilo artışıyla karıştırılıyor ve bu da tedavide gecikmeye yol açıyor” dedi.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px">“KİLO ALDIM” DİYE DÜŞÜNÜLÜYOR AMA…</span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Lipödemin genellikle kilo artışıyla karıştırıldığına dikkat çeken Dr. Ercan, “Lipödem, özellikle bacaklarda anormal yağ birikimiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Hastalar diyet ve egzersize rağmen sonuç alamayınca hayal kırıklığı yaşayabiliyor” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Varisin ise toplardamarların genişleyip işlevini yitirmesiyle oluştuğunu belirten Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirgin hale geldiğini ve zamanla ağrı, yanma ile şişliğe yol açtığını söyledi. Özellikle uzun süre ayakta kalan bireylerde riskin daha yüksek olduğuna dikkat çekti.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px">MODERN TEDAVİLER UMUT VERİYOR</span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayan Dr. Arzu Ercan, “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebiliyor. Lipödemde ise manuel lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli yaklaşımlar ön planda. Hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor” dedi.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px">VARİS VE LİPÖDEME ZEMİN HAZIRLAYAN 8 ETKEN</span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlara göre varis ve lipödem riskini artıran başlıca faktörler şöyle sıralanıyor:</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px">Uzun süre hareketsiz kalmak</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Düzenli egzersiz yapmamak</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Fazla kilo</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Dengesiz beslenme</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Aşırı tuz tüketimi</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Yetersiz su tüketimi</span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlar, bu belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak erken tanının tedavi başarısında kritik rol oynadığını belirtiyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/04/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat-varis-ve-lipodem-uyarisi-1777360831.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OTİZMDE ERKEN TANI HAYAT DEĞİŞTİRİR: “ŞÜPHELERİNİZİ ERTELEMEYİN”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/otizmde-erken-tani-hayat-degistirir-suphelerinizi-ertelemeyin-16497</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/otizmde-erken-tani-hayat-degistirir-suphelerinizi-ertelemeyin-16497</guid>
                <description><![CDATA[Abdi İbrahim Otsuka, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında hayata geçirdiği yeni iletişim kampanyasıyla, otizm spektrum bozukluğunda erken tanının önemine dikkat çekiyor. “Şüphelerinizi Ertelemeyin” mesajıyla kurgulanan kampanya, erken dönemde gözlemlenen belirtilerin çocukların gelişim yolculuğunda belirleyici bir fark yaratabileceğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek.</p>

<p>Otizm spektrum bozukluğu, erken dönemde fark edildiğinde uygun eğitim ve destekle yönetilebilen bir gelişimsel farklılıktır. Doğru müdahale ile bireyin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar.</p>

<p><strong>Otizmde Erken Tanı İçin Kritik İşaretler</strong></p>

<p>Ebeveynlerin erken dönemde dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p>

<ul>
	<li><strong>6. ay:</strong> Çocuğunuz size gülümsemiyor, sıcak ve neşeli ifadeler sergilemiyorsa,</li>
	<li><strong>9. ay:</strong> Seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine karşılıklı tepki vermiyorsa,</li>
	<li><strong>12. ay:</strong> İşaretle gösterme, el sallama gibi jestleri yapmıyorsa,</li>
	<li><strong>16. ay:</strong> Henüz tek bir kelime bile söylemediyse,</li>
	<li><strong>24. ay:</strong> İki kelimelik, taklit olmayan anlamlı cümleler kuramıyorsa...</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin göz ardı edilmesi ya da “zamanla geçer” düşüncesiyle ertelenmesi, çocuğun gelişim sürecinde kaçırılmış fırsatlara yol açabilir.</p>

<p>Bu işaretlerden bir veya birkaçının gözlemlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşır. Abdi İbrahim Otsuka, erken yaşta başlanan doğru eğitimin çocukların potansiyellerini gerçekleştirmeleri için en önemli anahtar olduğunu belirtiyor. Bu noktada şüpheyi ertelemek değil, değerlendirmek gerekir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/04/otizmde-erken-tani-hayat-degistirir-suphelerinizi-ertelemeyin-1775112759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇERKEZKÖY’DE YENİ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ YÜKSELİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cerkezkoyde-yeni-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-yukseliyor-16475</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cerkezkoyde-yeni-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-yukseliyor-16475</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy Cumhuriyet Mahallesi’nde yapımı devam eden yeni Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin inşaatı hızla sürüyor. Yeni merkezin tamamlanmasıyla birlikte vatandaşlara daha modern, donanımlı ve kapsamlı ağız ve diş sağlığı hizmetleri sunulması hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Çerkezköy’ün sanayi kenti olması nedeniyle hızla artan nüfusla birlikte sağlık hizmetlerine olan talep de her geçen gün yükseliyor. Bu doğrultuda planlanan projede, hem fiziki kapasitenin artırılması hem de sunulan hizmet çeşitliliğinin genişletilmesi amaçlanıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Uzun süredir kiralık bir binada hizmet veren Çerkezköy Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, yeni binasının tamamlanmasının ardından kendi mülkiyetindeki modern tesisinde hizmet verecek.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Çerkezköy Kaymakamlığı tarafından yapılan açıklamada, “Çerkezköy Tepe Emlak Konutları bölgesinde yapımı planlanan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi inşaatı hızla devam etmekte, bina yükselmeye başlamıştır. Tüm vatandaşlarımıza hayırlı olsun” ifadelerine yer verildi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/03/cerkezkoyde-yeni-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-yukseliyor-1774621445.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAYRAMDA ŞEKER TUZAĞI! “BİR ŞEY OLMAZ” DEMEDEN ÖNCE BUNU OKUYUN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bayramda-seker-tuzagi-bir-sey-olmaz-demeden-once-bunu-okuyun-16450</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bayramda-seker-tuzagi-bir-sey-olmaz-demeden-once-bunu-okuyun-16450</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan Bayramı denince akla gelen ilk şeylerden biri şüphesiz tatlılar ve şekerlemeler. Ancak “Bir taneden zarar gelmez” düşüncesi, farkında olmadan sağlığı tehdit eden ciddi sonuçlara yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px">Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı <strong>Ezgi Hazal Çelik</strong>, şeker tüketiminin yalnızca diyabet hastalarını değil, sağlıklı bireyleri de yakından ilgilendirdiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günlük alınan enerjinin en fazla yüzde 10’unun şekerden gelmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, ideal oranın ise yüzde 5’in altında olması gerektiğini ifade etti. Bu da günlük ortalama yalnızca <strong>1 küçük porsiyon tatlıya</strong> denk geliyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>1) KALBİNİZİ YAVAŞ YAVAŞ YIPRATIYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Aşırı şeker tüketimi, karaciğerde yağ birikimine neden olarak damar sertliği ve kalp hastalıklarına zemin hazırlıyor. Özellikle karın çevresi yağlanması, kalp hastalıkları riskini ciddi şekilde artırıyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>2) DİYABETİN KAPISINI ARALIYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Basit şekerler kana hızla karışarak kan şekerini ani şekilde yükseltiyor. Bu durum zamanla <strong>insülin direnci</strong> ve <strong>Tip 2 diyabet</strong> riskini artırıyor. Ailesinde diyabet öyküsü olanların ekstra dikkatli olması gerekiyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>3) KARACİĞERİ YAĞLANDIRIYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Özellikle fruktoz içeren şekerler karaciğerde yağa dönüşüyor. Son yıllarda gençlerde artan <strong>karaciğer yağlanmasının</strong> en büyük nedenlerinden biri de bu.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>4) KİLO ALDIRMA MAKİNESİ GİBİ ÇALIŞIYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Şekerli gıdalar yüksek kalorili ama besin değeri düşük. Tok tutmadığı için daha fazla yeme isteği oluşturuyor ve kişiyi bir kısır döngüye sokarak <strong>obeziteye</strong> zemin hazırlıyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>5) DİŞLERİ SESSİZCE ÇÜRÜTÜYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Şeker, diş minesine zarar vererek çürük oluşumunu hızlandırıyor. Ağız içi dengeyi bozarak kötü kokuya bile neden olabiliyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>6) BAĞIMLILIK YAPIYOR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">En tehlikelisi de bu. Şeker, beyinde dopamin salgısını artırarak kısa süreli mutluluk hissi yaratıyor. Sonra? Daha fazlasını istiyorsunuz. Ve döngü başa sarıyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:18px"><strong>UZMANDAN NET UYARI</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:18px">Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Şeker sadece hastaların değil, herkesin sınırlandırması gereken bir besindir” diyerek özellikle bayramda porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/03/bayramda-seker-tuzagi-bir-sey-olmaz-demeden-once-bunu-okuyun-1773928982.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEK BİR AŞI TÜM SOĞUK ALGINLIĞI, GRİP VE SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINA KARŞI KORUMA SAĞLAYACAK</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tek-bir-asi-tum-soguk-alginligi-grip-ve-solunum-yolu-enfeksiyonlarina-karsi-koruma-saglayacak-16433</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tek-bir-asi-tum-soguk-alginligi-grip-ve-solunum-yolu-enfeksiyonlarina-karsi-koruma-saglayacak-16433</guid>
                <description><![CDATA[ABD'li araştırmacılar, tüm öksürük, soğuk algınlığı, grip ve bakteriyel akciğer enfeksiyonlarının yanı sıra alerjik reaksiyonları da hafifletebilecek tek bir burun spreyi aşı geliştirdi. Stanford Üniversitesi'ndeki araştırma ekibi, "evrensel aşı" olarak adlandırdıkları bu yöntemi hayvanlar üzerinde test etti. İnsan klinik deneylerine henüz ihtiyaç duyulsa da uzmanlar, çalışmanın erken aşamasına rağmen "heyecan verici" ve "büyük bir adım" olarak nitelendiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>200 YILLIK AŞI YÖNTEMİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİM</h3>

<p>Mevcut aşılar, bağışıklık sistemini tek bir enfeksiyonla savaşacak şekilde eğitiyor. Ancak Science dergisinde yayımlanan bu yeni yaklaşım, bağışıklık sistemini doğrudan eğitmek yerine, bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle iletişim kurma biçimini taklit ediyor. Burun spreyi şeklinde uygulanan aşının hedefi, akciğerlerdeki “makrofaj” adı verilen beyaz kan hücrelerini “turuncu alarm” durumuna geçirmek. Bu sayede, hücreler hangi enfeksiyon vücuda girmeye çalışırsa çalışsın anında harekete geçmeye hazır hale geliyor. Hayvan deneylerinde bu etkinin yaklaşık üç ay sürdüğü kaydedildi.</p>

<h3>VİRÜSLERİN VÜCUDA GİRİŞİ BİN KAT AZALACAK</h3>

<p>Stanford Üniversitesi’nden Prof. Bali Pulendran, bu hazırlık durumunun, virüslerin akciğerlerden vücuda geçişini 100 ila 1000 kat arasında azaltacağını belirtti. Pulendran, aşının sadece grip veya Covid-19’a karşı değil, test edilen tüm virüs ve bakterilere, hatta alerjenlere karşı koruma sağladığını vurguladı. Ayrıca, aşının bağışıklık sistemini yönlendirme biçimi, alerjik astımı tetikleyen ev tozu akarlarına karşı verilen tepkiyi de azaltıyor.</p>

<h3>SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINDA YENİ DÖNEM</h3>

<p>Oxford Üniversitesi’nden Prof. Daniela Ferreira, çalışmanın insan deneylerinde doğrulanması halinde, insanların yaygın solunum yolu enfeksiyonlarından korunma yöntemlerinin tamamen değişebileceğini belirtti. Araştırma, özellikle kış aylarında toplum üzerinde ağır yük oluşturan hastalıklara karşı stratejik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu gelişme, bağışıklık sistemini daha geniş kapsamlı ve hızlı hazırlayan bir yaklaşımı işaret ederek, yıllardır süregelen aşı paradigmasında köklü bir değişim potansiyeli taşıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/03/tek-bir-asi-tum-soguk-alginligi-grip-ve-solunum-yolu-enfeksiyonlarina-karsi-koruma-saglayacak-1773668196.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORUÇ SÜRECİNDE DENGEYİ KORUMAK SAĞLIĞIN ANAHTARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/oruc-surecinde-dengeyi-korumak-sagligin-anahtari-16309</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/oruc-surecinde-dengeyi-korumak-sagligin-anahtari-16309</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında oruç tutarken yapılan beslenme hatalarının gün boyu açlık, susuzluk ve enerji düşüklüğünü artırabildiğini belirterek sahur ve iftar düzeninin doğru planlanması gerektiğini vurguladı. Oruç tutmanın insanın biyolojik ritmiyle uyumlu bir beslenme düzeni sunduğunu ifade eden Aktaş, özellikle iftarda kontrolsüz ve hızlı yemek yemenin kan şekeri dalgalanmalarına ve kalp-damar sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini söyledi. Oruç tutmanın hem ruhani hem de fiziksel açıdan sağlığa katkı sağlayabildiğini dile getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan döneminde sık görülen hatalar arasında sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, suyu kısa sürede aşırı miktarda tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek yer alıyor. Bu alışkanlıkların gün içinde erken acıkma, yoğun susuzluk hissi ve halsizlik oluşturduğunu belirten Aktaş, dengeli beslenmenin Ramazan sürecindeki en önemli unsur olduğunu ifade etti.</p>

<h3><strong>SAHURDA PROTEİN VE YAĞ DENGESİ ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Dr. Ümit Aktaş’a göre sahur öğünü oldukça önemli. Aktaş, “Sahur yapılmadan oruç tutulması ani kan şekeri düşüşlerine ve dalgalanmalara yol açabilir. Bu nedenle sahurda tüketilen besinlerin içeriğine özellikle dikkat edilmelidir” dedi.</p>

<p>Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha hızlı acıkma ve susamaya neden olduğunu belirten Aktaş, “Unlu ve şekerli gıdalar kan şekerini hızla yükseltip ardından hızlı biçimde düşürerek gün içinde açlık hissini artırır. Protein ve sağlıklı yağlar ise kan şekerini dengede tutarak uzun süre tokluk ve dengeli enerji sağlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<h3><strong>İFTARI YAVAŞLATMAK METABOLİK DENGEYİ KORUYOR</strong></h3>

<p>Dr. Ümit Aktaş, uzun süren açlığın ardından iftarın bir anda ağır yemeklerle yapılmasının vücut üzerinde ani yük oluşturduğunu belirterek, iftarın kontrollü ve aşamalı şekilde yapılması gerektiğini vurguladı. Aktaş, “İftarı ikiye bölmek çok önemli bir kuraldır. Orucu hurma veya zeytinle açtıktan sonra bir kase çorba içip yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini destekler” dedi.</p>

<p>İftarın iki aşamalı yapılmasının aşırı yeme isteğini azalttığını ve kan şekeri dalgalanmalarını önlemeye yardımcı olduğunu belirten Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi üzerinde risk oluşturabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Ana öğünde kemikli etten hazırlanan yemekler, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların tercih edilmesinin sindirim sistemi açısından daha uygun olduğunu ifade eden Aktaş, “Kemik iliği, kolajen ve besleyici içeriği nedeniyle önemli bir kaynaktır. Buna karşılık hamur işi, rafine şeker ve yoğun tatlı tüketimi ertesi gün susuzluk hissini artırabilir ve kan şekeri dengesini bozabilir” dedi.</p>

<p>Liften zengin sebzelerle hazırlanan çorbaların sindirim sistemini koruyucu özellik taşıdığını dile getiren Aktaş, iftarda yapılan besin seçimlerinin yalnızca o akşamı değil, ertesi günün açlık ve susuzluk düzeyini de doğrudan etkilediğini belirtti.</p>

<h3><strong>SU TÜKETİMİNDE DOĞRU ZAMANLAMA ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Dr. Ümit Aktaş, iftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içmenin vücut dengesi açısından temel bir gereklilik olduğunu vurgulayarak, kafeinli içeceklerin suyun yerini tutmadığını hatırlattı. Aktaş, “İftardan sonra yapılacak hafif yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de genel enerji seviyesini olumlu yönde etkiler” dedi.</p>

<p>Sahurda susamamak amacıyla kısa sürede aşırı miktarda su tüketmenin doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Aktaş, “Bir anda alınan yüksek miktardaki su böbrekler tarafından hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir. Fazla su da dozuna bağlı olarak sağlık açısından risk oluşturabilir; bu nedenle su tüketimi zamana yayılmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>En doğru yöntemin, iftarın ardından başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu dile getiren Aktaş, sahurda çay ve kahvenin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını, bu yüzden kafeinli içeceklerin sınırlı tüketilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>TATLI TERCİHİNDE ÖLÇÜ ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Aktaş, tüketilecekse daha sade, meyve bazlı tatlıların küçük porsiyonlar halinde tercih edilmesinin daha dengeli bir yaklaşım olacağını söyledi. Bu tür besinlerin sık tüketiminin kan şekeri kontrolünü zorlaştırabileceğini de ekledi.</p>

<h3><strong>KİMLER ORUÇ TUTARKEN DİKKATLİ OLMALI?</strong></h3>

<p>Bazı sağlık durumlarında uzun süreli açlığın risk oluşturabileceğini belirten Dr. Ümit Aktaş, özellikle insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>SONUÇ: DENGELİ BESLENME İLE DAHA RAHAT BİR RAMAZAN</strong></h3>

<p>Uzmanlara göre sahuru atlamamak, karbonhidratı sınırlayıp protein ve sağlıklı yağlara yönelmek, iftarı yavaş ve kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecini daha konforlu hale getiriyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca oruç döneminde değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/02/oruc-surecinde-dengeyi-korumak-sagligin-anahtari-1771675586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORUÇ TUTMAK İSTEYEN KALP HASTALARINA ÖNERİLER</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-16289</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-16289</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı geldi, kalabalık sofralar kurulmaya başladı. Oruç tutanlar ruhsal arınmayla beraber manevi huzuru da yaşıyor. Ancak Ramazan ayında oruç ibadeti yerine getirilirken dikkat edilmesi gereken durumlar olabiliyor. Çünkü Ramazan ayında acil servis başvuruları, iftar sonrası ilk birkaç saatte artıyor. Tüm gün aç kaldıktan sonra iftarda yenilen ağır yiyecekler kalbi yorabiliyor. Özellikle kalp krizi öyküsü olanlar, stent takılmış bireyler ve kalp yetmezliği hastaları, oruç tutmadan önce doktorlarına danışmalı ve kişisel sağlık durumlarını değerlendirmelidir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Ramazan ayında kalp hastalarıyla ilgili önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp Hastaları İçin Oruç Tutma Kararı, Hastayı Takip Eden Doktorla Değerlendirilmeli</strong></p>

<p>Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir. Sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL (iyi kolesterol) düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL (kötü kolesterol) düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Doğru şekilde tutulan bir oruçta, günlük kalori alımının kısıtlanması ile insülin duyarlılığı artmakta, strese dayanıklılık kolaylaşmaktadır. Hatta ayda en az bir gün oruç tutanlarda bile damar sertliğinin daha az olduğu bildirilmiştir.</p>

<p>Kalp hastaları için oruç tutma kararı, bireysel sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Uzmanlar, hastaları düşük, orta ve yüksek riskli gruplar olarak değerlendirmektedir:</p>

<p><strong>Düşük-Orta Riskli Grup:</strong> Stabil kalp hastalığı olan, tansiyonu kontrol altında bulunan ve doktoru tarafından onay verilen hastalar oruç tutabilir.</p>

<p><strong>Yüksek Riskli Grup:</strong> Son 6 hafta içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kalp yetmezliği olanlar, kontrolsüz ritim bozukluğu yaşayanlar ve ileri evre damar tıkanıklığı bulunan hastalar oruç tutmamalıdır.</p>

<p><strong>Çok Yüksek Riskli Grup:</strong> İleri evre kalp yetmezliği ve ciddi pulmoner hipertansiyonu (akciğer tansiyonu) olan hastaların oruç tutmaları kesinlikle önerilmez.</p>

<p>Ramazan’da uzun süreli açlık ve susuzluk, vücuttaki sıvı dengesini bozarak kalp hastaları için çeşitli riskler doğurabilir:</p>

<ol>
	<li>
	<p><strong>Tansiyon Dengesizlikleri:</strong> Uzun süre susuz kalmak, kan basıncında ani düşüşlere veya yükselmelere neden olabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Ritim Bozuklukları:</strong> Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritminde düzensizliklere yol açabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Sıvı Kaybı:</strong> Dehidrasyon, özellikle kalp yetmezliği hastaları için ciddi bir risktir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Kan Şekeri Dalgalanmaları:</strong> Diyabet ile birlikte kalp hastalığı bulunan kişilerde kan şekeri seviyelerinde ani değişiklikler meydana gelebilir.</p>
	</li>
</ol>

<p>Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar; kalp hastalığı nedeniyle göğüs ağrısı olanlar; son 6 ay içerisinde kalp damarlarına balon yapılan, stent takılan veya bypass ameliyatı olmuş hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır.</p>

<p>Kontrol altına alınamayan veya hayatı tehdit edici aritmi riski olan hastalarda da oruç riskli olabilir. Dirençli hipertansiyonu olan, yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek seyreden hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır.</p>

<p>Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşuluyla oruç tutabilir. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp-damar hastaları, oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır.</p>

<p><strong>Oruç Tutan Kalp Hastaları Dikkat Etmeli</strong></p>

<p>Kalp hastalarının, doktoruyla görüşüp uygun görülmesi hâlinde oruç tutarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. Öncelikle ilaçların düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta, doktoruyla görüşerek ilaçlarını iftar ve sahur saatine uygun şekilde ayarlamalıdır. İftar veya sahurda aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınılmalı; sağlıklı proteinler ve lif açısından zengin besinler tercih edilmelidir. İftar ile sahur arasında yeterli su içilerek vücudun sıvı dengesi korunmalıdır. Gün içinde aşırı hareketten kaçınılarak kalbin yorulmaması sağlanmalıdır. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler hissedilirse hemen doktora başvurulmalıdır.</p>

<p>Kalp hastalarının Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmeleri için doktor kontrollerini aksatmaması, ilaç düzenlemelerinin yapılması ve beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/02/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-1771493108.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ DAMLASI KULLANMAK ORUCU BOZMAZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/goz-damlasi-kullanmak-orucu-bozmaz-16287</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/goz-damlasi-kullanmak-orucu-bozmaz-16287</guid>
                <description><![CDATA[Göz tansiyonu hastaları ve göz ameliyatı geçiren kişilerin, tedavilerinin aksamaması için göz damlalarını düzenli kullanmaları gerekiyor. Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Kıvanç Güngör, göz damlası kullanımının orucu bozmadığını hatırlatarak, düzenli tedavi gören hastaların Ramazan ayı boyunca damlalarını endişe etmeden kullanabileceklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör yaptığı açıklamada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yönde kararı olduğunu hatırlatarak, “Göz damlaları sindirim sistemine ulaşmadığı için orucu bozmaz. Özellikle göz tansiyonu (glokom) hastalarının göz damlasını kullanmayı bırakmasıyla birlikte görme kaybı başlıyor ve yaşanan bu kaybı geri döndürmemiz mümkün olmuyor.” diye konuştu.</p>

<p>Göz tansiyonunun kronik hastalıklar arasında yer aldığına dikkat çeken Güngör, uzun süreli damla tedavisine ara verilmeden devam edilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:</p>

<p>“Ramazan’da hastalarımızın bize en çok sorduğu soru, göz damlasının orucu bozup bozmadığı oluyor. Oruç tutan kişilerin göz damlası kullanmasıyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklaması var: ‘Göze damlatılan ilaç miktar olarak çok azdır; 1 mililitrenin 1/20’si olan 50 mikrolitre kadardır. Bunun bir kısmı göz kırpılmasıyla dışarı atılmakta, bir kısmı ise göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozada gözenekler yoluyla emilerek vücuda alınmaktadır. Kaldı ki bu işlem yeme içme yani gıdalanma anlamı da taşımamaktadır. Dolayısıyla göz damlası kullanmak orucu bozmaz.’”</p>

<p>Prof. Dr. Güngör son olarak, göz damlasını kullanmak için sahur ya da iftar vakitlerinin beklenmemesi gerektiğini, damlaların düzenli ve saatinde kullanılması gerektiğini belirterek, “Tedavinin düzenli olması ve devamlılığı açısından bu çok önemli. Bunu hastalarımıza her fırsatta hatırlatıyoruz.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 16:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/02/goz-damlasi-kullanmak-orucu-bozmaz-1771419920.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNEYDOĞU ANADOLU GAZİSİ TARIK CÜR’ÜN BABA SEVİNCİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/guneydogu-anadolu-gazisi-tarik-curun-baba-sevinci-16216</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/guneydogu-anadolu-gazisi-tarik-curun-baba-sevinci-16216</guid>
                <description><![CDATA[Güneydoğu Anadolu Gazisi Tarık Cür, ikinci kez baba olmanın mutluluğunu yaşadı. İlk çocuğu kız, ikinci çocuğu erkek olan Cür ailesinin her iki bebeği de Optimed Hastanesi’nde dünyaya geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Hakkari’nin Derecik ilçesinde teröristler tarafından döşenen mayına basması sonucu iki bacağını kaybeden Tarık Cür, 2019 yılında gazi oldu. Yaşadığı ağır yaralanmanın ardından uzun süredir tedavilerini Optimed Hastanesi’nde sürdüren Cür, Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde ikamet ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Aileyle uzun yıllardır yakın bir gönül bağı bulunduğu, Tarık Cür’ün tedavi sürecinde de sürekli görüşüldüğü belirtildi. İkinci bebeğin dünyaya gelmesi üzerine Optimed Sağlık Yöneticileri ve Kurumsal İletişim Uzmanları Cür ailesini ziyaret ederek “hayırlı olsun” dileklerini iletti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Doğum sonrası konuşan Tarık Cür’ün eşi, gebelik ve doğum sürecinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Egemen Aydın başta olmak üzere Optimed Hastanesi’nden çok memnun kaldıklarını ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Gazi Tarık Cür’ün hem sağlık sürecinde hem de aile hayatında Optimed Hastanesi ile uzun yıllara dayanan bir bağının olduğu, ailenin hastaneyi güvenle tercih etmeye devam ettiği vurgulandı.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/02/guneydogu-anadolu-gazisi-tarik-curun-baba-sevinci-1770216819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NURDAN YENİCİ: “İĞNELİ İŞLEMLER GÜZELLİK MERKEZLERİNİN İŞİ DEĞİL”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/nurdan-yenici-igneli-islemler-guzellik-merkezlerinin-isi-degil-16191</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/nurdan-yenici-igneli-islemler-guzellik-merkezlerinin-isi-degil-16191</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medyada kusursuz ciltler, ışıkla parlatılmış sonuçlar ve “bir seansta mucize” vaatleri her geçen gün artıyor. Ancak ekranlarda görünen bu pürüzsüz görüntülerin arkasında, geri dönüşü zor sağlık sorunları ve ciddi cilt hasarları yatabiliyor.
Güzellik sektöründe güven, etik ve uzmanlık kavramlarının giderek tartışmalı hale geldiği bir dönemde; Çerkezköy’de hizmet veren güzellik uzmanı Nurdan Yenici, sektöre dair ezber bozan açıklamalarda bulundu.
İğneli işlemlerin neden mutlaka doktorlar tarafından yapılması gerektiğinden, merdiven altı merkezlerin yarattığı tahribata; sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisinden, güvenilir bir güzellik merkezinin olmazsa olmazlarına kadar pek çok başlığı tüm açıklığıyla anlatan Yenici, “güzellik” adı altında yapılan bilinçsiz uygulamalara karşı önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Nurdan Yenici kimdir?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">İstanbul’da doğup büyüdüm. Farklı sektörlerde edindiğim deneyimlerin ardından yaklaşık 10 yıldır güzellik sektörünün içindeyim. Son 3 yıldır ise Çerkezköy’de hizmet veriyoruz. Güzellik sektörüne her zaman özel bir ilgim vardı. Bu ilgiyi mesleki bir zemine oturtmak için yurt içi ve yurt dışı birçok eğitim alarak kendimi geliştirdim. Merkezimizde, alanında kendini kanıtlamış dünya markalarıyla çalışarak, Çerkezköy’de kaliteli ve güvenilir hizmet sunmayı amaçlıyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Güzellik merkezi kurma fikri nasıl ortaya çıktı?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Güzellik merkezi kurma fikri, insanların doğru ve güvenilir cilt bakımlarına gerçekten ihtiyaç duyduğunu fark ettiğim anda kafamda şekillenmeye başladı</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-28%20at%2020_37_27.jpeg" style="height:800px; width:450px" /></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Merkezinizi benzer işletmelerden ayıran en önemli fark nedir?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bizler her danışanımız için kişiye özel bakım planları hazırlıyoruz. Uygulama öncesinde mutlaka detaylı bir cilt analizi yapıyoruz. Analiz sonuçlarına göre, kişinin cilt yapısına ve ihtiyaçlarına uygun şekilde bakım ve uygulama planı oluşturuyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Botoks ve benzeri medikal estetik işlemleri merkezinizde yapmadığınızı biliyoruz. Bu tür uygulamaların mutlaka doktorlar tarafından yapılması gerektiğini düşünmenizin temel gerekçeleri nelerdir? Bu işlemleri yapan güzellik merkezleri hakkında ne düşünüyorsunuz ve vatandaşlara bu konuda ne tavsiye edersiniz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Botoks ya da dolgu ile sınırlı düşünmemek gerekiyor. İğneli yapılan tüm işlemlerin mutlaka doktorlar tarafından, klinik ortamında yapılması gerektiğine inanıyorum. Tıp fakültesini bitirmiş, yıllarca eğitim almış hekimlerin alanına giren işlemleri güzellik merkezlerinde yapmaya çalışmak bana göre büyük bir bilinçsizlik. Dudak dolguları, dudak vitaminleri, çeşitli iğneli ışıltı uygulamaları ve botoks gibi işlemler bizim işimiz değil. Bu tür uygulamaların, en az 6 yıl hatta daha fazla eğitim almış hekimler tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Herkesin kendi işini yapması gerektiğine inanıyorum. Vatandaşların da bu konuda mutlaka araştırma yapmasını öneriyorum. Sosyal medyada güzellik merkezleri tarafından paylaşılan içeriklerde genellikle sadece güzel sonuçlar görülüyor; öncesi-sonrası fotoğrafları her zaman mükemmel görünüyor. Ancak biz sahada biliyoruz ki bu işlemler sonrasında ortaya çıkan hasarlar ciddi ve üzücü olabiliyor. Bu hasarları düzeltmek ise çoğu zaman çok zor, hatta bazen mümkün olmuyor. Bu nedenle vatandaşlardan özellikle rica ediyorum; güzellik merkezlerinden iğneli işlem talep etmesinler.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>En çok talep gören uygulamalar hangileri?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Merkezimizde en çok talep gören uygulamalar leke tedavileri, akne bakımları ve profesyonel cilt bakımları oluyor. Özellikle cilt sağlığını korumaya ve iyileştirmeye yönelik bu uygulamalar, danışanlarımız tarafından yoğun ilgi görüyor.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Güzellik uygulamalarında güvenlik ve hijyen konusunda nasıl bir sistem izliyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">En çok hassasiyet gösterdiğimiz konu hijyen. Bu benim için kırmızı çizgi. Yaptığımız her uygulamanın sağlıkla doğrudan bağlantılı olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle merkezimizde tek kullanımlık ürünler tercih ediyor, hijyen kurallarını en üst seviyede uyguluyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Sosyal medyada kusursuz görünen ciltlerin büyük bölümünün filtre ve ışık oyunu olduğunu söyleyebilir miyiz? Gerçek ciltle ekran görüntüsü arasındaki fark sizce ne kadar büyük?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kesinlikle. Sosyal medyada paylaşılan birçok görüntüde ışık ve filtreler devreye giriyor ve bu durum gerçek cilt görünümünü yansıtmıyor. Böyle olunca da inandırıcılık ortadan kalkıyor. Biz bu yaklaşımı doğru bulmuyor, danışanlarımıza her zaman gerçek ve şeffaf sonuçlar sunmayı tercih ediyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-28%20at%2020_37_27%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Size gelip “Bunu yaptırmak istiyorum” diyen ama aslında yaptırmaması gereken danışanlar oluyor mu? Böyle bir durumda nasıl bir yol izliyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ne yazık ki bu tür taleplerle karşılaşıyoruz. Böyle durumlarda danışanlarımıza bu işlemlerin bizim alanımız olmadığını, iğneli ve medikal uygulamaların mutlaka doktorlar tarafından yapılması gerektiğini açıkça anlatıyoruz. Biz güzellik merkezi olarak, hekimlik gerektiren işlemlerin dışında kalarak cilt sağlığına yönelik doğru, güvenilir ve etik uygulamalarla hizmet vermeyi tercih ediyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Güzellik sektöründe para kazanmak uğruna danışan sağlığını riske atan işletmeler olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tabii ki bu tür uygulamaları ve yaşanan olumsuzlukları haberlerde ve sosyal medyada çok sık görüyoruz. Bu nedenle vatandaşların gerçekten çok iyi araştırma yapmaları gerektiğine inanıyorum. Bir işlemi yaptırmadan önce kim tarafından, nerede ve hangi yetkinlikle yapıldığını mutlaka sorgulamalılar.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Merdiven altı güzellik merkezleri sektörü nasıl etkiliyor?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Merdiven altı güzellik merkezleri ne yazık ki sektörü ciddi şekilde olumsuz etkiliyor ve büyük bir güven kaybına neden oluyor. Bu noktada denetim mekanizmasının önemi ortaya çıkıyor. Denetimlerin düzenli ve etkili şekilde yapılması halinde, bu sorunların büyük ölçüde ortadan kalkacağına inanıyorum.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Ucuz ve bilinçsiz uygulamaların yol açtığı sorunlarla karşılaşıyor musunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu tür durumlarla ne yazık ki çok sık karşılaşıyoruz. Yanlış uygulamalar nedeniyle tahrip olmuş bir cildi toparlamak hem maddi açıdan masraflı, hem uzun zaman alan hem de oldukça yorucu bir süreç oluyor.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Sosyal medyanın güzellik algısını genel olarak nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sosyal medyanın hem olumlu hem de olumsuz yönleri var. Özellikle fenomenler tarafından tanıtılan ürünler konusunda dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Bir ürün bir kişinin cildine iyi gelirken, başka bir ciltte olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu noktada yine kişiye büyük sorumluluk düşüyor. Araştırma yapılmalı, bilinçli hareket edilmeli ve güvenilir merkezler tercih edilmeli.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-28%20at%2020_37_27%20(2).jpeg" style="height:800px; width:450px" /></span></span></p>

<p style="margin-left:19px">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Genç yaşta estetik ve bakım uygulamalarına yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Genç yaşta estetik uygulamalara karşıyım. Gençlerin yapması gereken şey; ciltlerini doğru şekilde temizlemek ve düzenli olarak güneş koruyucu kullanmak. Ne yazık ki günümüzde gençler fenomenleri örnek alıyor. Sosyal medyanın bu noktada olumsuz etkilerini açıkça görüyoruz. Filtreli görüntüler ve yanlış yönlendirmeler, çocuklarımızı bilinçsizce bazı uygulamalara yöneltebiliyor. Bu nedenle ailelere ve gençlere büyük sorumluluk düşüyor; bilinçlenmek ve doğru kaynaklardan bilgi almak çok önemli.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çalışanlarınızın eğitim ve mesleki gelişimini nasıl sağlıyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çalışanlarımızı yetki belgesi olmadan kesinlikle çalıştırmıyorum. Merkezimizde, alanında kendini kanıtlamış dünya markalarıyla çalışıyoruz. Günümüzde herkesin genç ve sağlıklı görünme isteği var; bu nedenle sektör de sürekli değişiyor ve gelişiyor. Biz de bu değişimi yakından takip ederek, düzenli eğitimlerle hem kendimizi hem de ekibimizi sürekli geliştiriyoruz.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Güzellik sektöründe uzun vadede ayakta kalmanın sizce en önemli şartı nedir?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bir güzellik merkezinin ayakta kalmasının en temel şartlarından biri güvendir. Güven ise dürüstlükten ve gerektiğinde “hayır” diyebilmekten geçer. Danışanlarımıza doğruyu doğru şekilde anlattığımızda, onlarla kurduğumuz ilişki kısa vadeli olmuyor. İyi bir anlatıcı olduğunuzda, danışanlarınızla yazdığınız hikâye uzun yıllar devam ediyor.</span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Güzellik merkezi tercih edecek kişilere vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:19px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Öncelikle mutlaka araştırma yapmalılar ve kesinlikle yetki belgelerini sorgulamalılar. Ne yazık ki bizi denetleyen mekanizmalar yeterince güçlü olmadığı için burada büyük sorumluluk danışanlara düşüyor. Biz cilt nakli yapmıyoruz; cilt bakımı bir süreçtir, zaman ve emek ister. Bu yüzden işinde ehil, eğitimli ve güvenilir güzellik merkezleri tercih edilmeli. Sorgulamak herkesin hakkı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/01/nurdan-yenice-igneli-islemler-guzellik-merkezlerinin-isi-degil-1769622063.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UYUTAN PİJAMA, YASTIK KILIFI VE ÇARŞAF GELİYOR: “UYUTAN İPLİK” PROJESİ BAŞLADI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uyutan-pijama-yastik-kilifi-ve-carsaf-geliyor-uyutan-iplik-projesi-basladi-16166</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uyutan-pijama-yastik-kilifi-ve-carsaf-geliyor-uyutan-iplik-projesi-basladi-16166</guid>
                <description><![CDATA[Uyku bozukluklarına doğal, yan etkisiz ve günlük yaşamla uyumlu bir çözüm geliştirmeyi hedefleyen “Uyutan İplik (Sleeping Yarn)” projesi hayata geçirildi. Üniversite–sanayi iş birliğinin dikkat çeken örneklerinden biri olan proje, TÜBİTAK TEYDEB 1505 – Üniversite-Sanayi İş Birliği Destek Programı kapsamında destekleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bursa Teknik Üniversitesi yürütücülüğünde gerçekleştirilen proje; Üsküdar Üniversitesi, Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi ve Ormo Yün İplik iş birliğiyle 24 ay sürecek. Proje kapsamında geliştirilecek özel ipliklerin yastık kılıfı, çarşaf, pijama ve benzeri tekstil ürünlerinde kullanılarak koku ve cilt yoluyla uykuya yardımcı olması amaçlanıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>DOĞAL MOLEKÜLLER İPLİĞE ENTEGRE EDİLECEK</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Projede, kimyasal içermeyen ve güvenliği kanıtlanmış doğal moleküllerin mikroenkapsülasyon yöntemiyle iplik yapısına entegre edilmesi planlanıyor. Böylece uykuya yardımcı etki, ilaç kullanılmadan, günlük yaşamın içinde sağlanacak.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi’ni temsilen projede araştırmacı olarak yer alan Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve In Silico Araştırma Laboratuvarı Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, projenin temel hedefinin yan etkisi olmayan bir alternatif sunmak olduğunu belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Kantarcı Çarşıbaşı, “Burada kimyasal olmayan, doğal moleküllerden söz ediyoruz. Etki, deri ve koku yoluyla gerçekleşiyor. Yani ilacı doğrudan vücuda almıyorsunuz. Yan etkisi olmayan, günlük hayatın içinde kullanılan bir yöntem hedefleniyor” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>GABA VE MELATONİN RESEPTÖRLERİ HEDEF ALINIYOR</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Projede, beynin uyku düzenlenmesinde kilit rol oynayan GABA ve melatonin reseptörleri hedef alınıyor. Doğal molekül taramaları, Üsküdar Üniversitesi In Silico Araştırma Laboratuvarı’nda ileri simülasyon yöntemleriyle gerçekleştirilecek. Bu sayede geniş molekül havuzları kısa sürede taranarak en uygun adaylar belirlenecek.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Belirlenen moleküller daha sonra iplik yapısına entegre edilecek ve klinik çalışmalar Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi’nde uyku bozukluğu yaşayan bireyler üzerinde yürütülecek.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>HEDEF: SOMUT VE PATENTLİ BİR ÜRÜN</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Projenin yalnızca akademik bir çalışma olarak kalmayacağını vurgulayan Dr. Kantarcı Çarşıbaşı, “Bu çalışma patent odaklı. Amacımız literatürde kalacak bir yayın değil, elle tutulur, gerçek bir ürün ortaya koymak. Projenin sonunda uykuya yardımcı iplik yumakları elde etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sanayi ortağı Ormo Yün İplik’in desteğiyle geliştirilecek ürünlerin, çocuk ve bebekler için uyku oyuncaklarından tekstil ürünlerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip olması bekleniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>DÜNYADA BENZERİ YOK</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Uyutan İplik” projesinin yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da benzeri olmayan yenilikçi bir çalışma olduğuna dikkat çekilirken, TÜBİTAK değerlendirme sürecinde yapılan kapsamlı incelemelerde projenin literatürde daha önce yer almadığının netleştiği belirtildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Proje, uyku bozukluklarına ilaçsız, doğal ve yenilikçi bir çözüm sunmayı hedefleyerek hem bilimsel hem de toplumsal açıdan önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlıyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 16:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/01/uyutan-pijama-yastik-kilifi-ve-carsaf-geliyor-uyutan-iplik-projesi-basladi-1769001884.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİŞ BEYAZLATMAYLA İLGİLİ DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dis-beyazlatmayla-ilgili-dogru-bilinen-yanlislar-16070</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dis-beyazlatmayla-ilgili-dogru-bilinen-yanlislar-16070</guid>
                <description><![CDATA[Diş beyazlatma işlemi son yıllarda estetik kaygılarla en sık başvurulan uygulamalardan biri olurken, toplumda bu işlemle ilgili pek çok yanlış inanış da yaygınlığını koruyor. Uzmanlar, bilinçsiz uygulamaların diş sağlığı açısından risk oluşturabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatmanın hekim kontrolünde yapıldığında diş minesine zarar vermediğini ve oluşabilecek hassasiyetin geçici olduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş beyazlatmanın, diş renginden memnun olmayan bireyler için minimal invaziv bir estetik uygulama olduğunu belirten Yıldırım, klinik ortamda yapılan ofis tipi beyazlatma ya da kişiye özel plaklarla uygulanan ev tipi beyazlatma yöntemleriyle diş renginin birkaç ton açılabildiğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Toplumda en yaygın yanlış inanışlardan birinin, diş beyazlatmanın diş minesine zarar verdiği yönünde olduğunu dile getiren Yıldırım, bilimsel çalışmaların uygun ajanlar ve doğru konsantrasyonlar kullanıldığında diş minesinde kalıcı bir hasar oluşmadığını ortaya koyduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beyazlatma sonrası görülebilen diş hassasiyetinin de kalıcı olmadığına dikkat çeken Yıldırım, “Genellikle 24 ila 72 saat süren geçici bir hassasiyet oluşabilir. Uygun hassasiyet giderici ürünlerle bu durum kontrol altına alınabilir” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir diğer yanlış inanışın beyazlatma işleminin kalıcı olduğu düşüncesi olduğunu belirten Yıldırım, çay, kahve ve sigara tüketimine bağlı olarak zamanla beyazlıkta azalma görülebileceğini, ancak düzenli ağız bakımıyla etkinin 1 ila 3 yıl boyunca korunabileceğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evde uygulanan limon, karbonat gibi “doğal” yöntemlere de dikkat çeken Yıldırım, bu tür uygulamaların kontrolsüz kullanımının diş minesine zarar verebileceğini, dişlerde hassasiyet ve daha hızlı renklenmeye yol açabileceğini vurguladı. Bu nedenle beyazlatma işlemlerinin mutlaka diş hekimi kontrolünde yapılması gerektiğinin altını çizdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beyazlatma işleminin dolgu ve kaplamalar üzerinde etkili olmadığını hatırlatan Yıldırım, uygulamanın yalnızca doğal diş dokusunda sonuç verdiğini söyledi. Ayrıca işlemin herkes için aynı sonucu vermediğini, diş rengi, leke tipi ve yaş gibi faktörlerin beyazlatma başarısını etkilediğini belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yüksek konsantrasyonlu beyazlatıcı ajanların daha etkili olduğu düşüncesinin de yanlış olduğunu kaydeden Yıldırım, hızlı sonuç uğruna yüksek doz uygulamaların riskleri artırabileceğini ifade etti. Beyazlatmanın hekim kontrolünde, uygun doz ve randevu aralıklarıyla yapılması gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hamileler, emziren anneler ve 18 yaş altındaki bireylerde diş beyazlatmanın genellikle önerilmediğini belirten Yıldırım, bu gruplar için alternatif tedavi seçeneklerinin tercih edilebileceğini sözlerine ekledi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 23:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/01/dis-beyazlatmayla-ilgili-dogru-bilinen-yanlislar-1767557100.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LAHANA TURŞUSU TOK TUTUYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/lahana-tursusu-tok-tutuyor-16069</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/lahana-tursusu-tok-tutuyor-16069</guid>
                <description><![CDATA[Lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileriyle dikkat çektiğini belirten Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin, düşük kalorili ve posa açısından zengin olan bu geleneksel besinin tokluk hissi sağlayarak kilo kontrolüne katkı sunduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun özellikle bağırsak sağlığı ve metabolizma üzerindeki olumlu etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şahin, “Lahana turşusu, düşük kalorili ve yüksek posa içeriği sayesinde uzun süre tok tutar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Turşunun Türk mutfağında tarihsel ve kültürel açıdan önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Şahin, geleneksel fermantasyon yöntemiyle hazırlanan turşuların geçmişte özellikle kış aylarında önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti. Fermente bir ürün olan turşuların probiyotik özellik taşıdığını belirten Şahin, Türk sofralarında turşunun yaygın bir tüketim alışkanlığı olduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lahana turşusunun, tarımsal olarak kolay erişilebilir olması ve fermantasyona uygun yapısı sayesinde Türkiye’nin birçok bölgesinde yaygın olarak tüketildiğini dile getiren Şahin, “Karadeniz’den Trakya’ya, İç Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada lahana turşusu yapılmakta ve tüketilmektedir. Maliyetinin düşük olması da yaygınlaşmasında etkili olmuştur” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lahana turşusunun probiyotik açıdan oldukça değerli bir besin olduğunu belirten Kübra Şahin, fermantasyon sürecinde laktik asit bakterilerinin devreye girdiğini ve bu bakterilerin bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine katkı sağladığını söyledi. Şahin, “Bu süreç hem turşunun uzun süre korunmasını sağlar hem de yararlı bakteri içeriğini artırır” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lahananın yüksek posa içeriğinin bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturduğunu kaydeden Şahin, posanın probiyotik bakteriler için prebiyotik etki sağladığını ve sindirim sisteminde faydalı bakterilerin çoğalmasını desteklediğini belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diğer sebze turşularına kıyasla lahana turşusunun fermantasyona daha dayanıklı olduğunu ifade eden Şahin, salatalık ve havuç gibi sebzelerin daha kısa sürede olgunlaştığını ve dokularının daha çabuk yumuşadığını söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kilo kontrolü ve metabolizma üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, “Lahana turşusu sindirimi yavaşlatarak kan şekeri dalgalanmalarının dengelenmesine yardımcı olur. Probiyotiklerin ise bağırsak mikrobiyotası üzerinden bağışıklık sistemi ve yağ metabolizması üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şahin, lahana turşusunun içerdiği vitamin ve minerallerin de genel metabolik işlevlerin desteklenmesinde önemli rol oynadığını belirterek, dengeli beslenme içerisinde ölçülü tüketilmesinin faydalı olacağını ifade etti.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 22:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2026/01/lahana-tursusu-tok-tutuyor-1767556469.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“KADIN, ERKEĞİN ANNESİ VE TERAPİSTİNE DÖNÜŞÜYOR”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadin-erkegin-annesi-ve-terapistine-donusuyor-15980</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadin-erkegin-annesi-ve-terapistine-donusuyor-15980</guid>
                <description><![CDATA[İlişkilerde duygusal emeğin çoğu zaman tek taraflı şekilde kadınlar tarafından üstlenildiğini belirten uzmanlar, bu durumun kadınları farkında olmadan “duygusal ebeveyn” rolüne ittiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu görünmeyen yük, zamanla kadınların hem ruh sağlığını hem de ilişkinin dinamiğini ciddi şekilde zedeliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, literatürde <strong>“man-keeping” (erkek dadılığı)</strong> olarak tanımlanan bu durumun, kadının partnerinin duygusal ihtiyaçlarını üstlenmesiyle başladığını ve zamanla ağır bir sorumluluğa dönüştüğünü söylüyor.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">“KADIN, ERKEĞİN ANNESİ VE TERAPİSTİNE DÖNÜŞÜYOR”</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Dr. Bingöl, “Man-keeping; bir kadının partneri olan erkeğin olgunlaşmamış duygularının sorumluluğunu üstlenmesi, onu düzenlemesi ve iyileştirmeye çalışmasıdır. Kadın bu ilişkide bir noktadan sonra erkeğin annesi, terapisti, kriz yöneticisi ve sosyal sekreteri hâline gelir” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Araştırmaların bu sürecin kadın üzerinde ciddi bir tükenmişlik yarattığını gösterdiğini belirten Bingöl, “Sürekli erkeğin moralini yüksek tutmaya çalışmak, onun adına düşünmek, affetmek, öfkelenmek, sosyal ilişkilerini yönetmek ve sorunlarını çözmek kadına orantısız bir yük bindiriyor. Bu durum başlangıçta kontrol ve hâkimiyet hissi verse de zamanla değersizlik duygusu, tükenmişlik ve cinsel isteksizlikle sonuçlanıyor. Çünkü ebeveynlik yapılan bir kişiye romantik çekim duymak giderek zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">ERKEKLER DUYGUSAL OLARAK GERİ ÇEKİLDİKÇE YÜK KADINA BİNİYOR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Erkeklerin, kadınlara kıyasla daha az duygusal paylaşımda bulunduğunu ve daha sınırlı yakın ilişkilere sahip olduğunu hatırlatan Dr. Bingöl, “Bu duygusal eksiklikler zamanla kadınların erkekler adına bu sorumlulukları üstlenmesine yol açıyor. Sonuçta ilişki içinde dengesiz ve sürdürülemez bir tablo ortaya çıkıyor” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Toplumsal cinsiyet kalıplarının bu durumu beslediğine dikkat çeken Bingöl, “ ‘Aslan oğlum’ anlayışıyla yetiştirilen erkekler duygularını bastırmaya yönlendiriliyor. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ söylemi ise duygusal emeği kadının görevi hâline getiriyor. Bu da kadınların, ilişkide daha fazla sorumluluk almak zorundaymış gibi hissetmesine neden oluyor” şeklinde konuştu.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">ASIL SORUN: DUYGUSAL EMEĞİN TEK TARAFLI OLMASI</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Bu döngüyü kırmak için kadınların kendilerine dürüst bir soru sorması gerektiğini vurgulayan Dr. Bingöl, “Gerçekten bir ilişki mi yaşıyorum, yoksa birini büyütmeye mi çalışıyorum?” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sağlıklı ilişkilerde duygusal emeğin kaçınılmaz olduğunu ancak bunun karşılıklı olması gerektiğini belirten Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“İlişkide duygusal yük sadece bir tarafın omuzlarına bindiğinde sorun başlar. Çözüm için erkeklerin duygusal sorumluluk almaları, duygularını ifade etmeyi öğrenmeleri, sosyal bağlarını güçlendirmeleri ve gerekirse profesyonel destek almaları gerekir. Aksi hâlde bu ilişkiler sevgi değil, bakım ilişkisine dönüşür.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/12/kadin-erkegin-annesi-ve-terapistine-donusuyor-1765891702.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇTSO, ‘SAĞLIKLI KADIN GÜÇLÜ KARİYER’ SEMİNERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPTI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ctso-saglikli-kadin-guclu-kariyer-seminerine-ev-sahipligi-yapti-15961</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ctso-saglikli-kadin-guclu-kariyer-seminerine-ev-sahipligi-yapti-15961</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tekirdağ Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğinde düzenlenen ‘Sağlıklı Kadın Güçlü Kariyer’ seminerine ev sahipliği yaptı. Etkinliğin açılış konuşmasını TOBB Tekirdağ Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayben Erdoğan Yavuzşen gerçekleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>“BAŞARIMIZ İÇİN EN GÜÇLÜ DESTEK OLDUĞUNA İNANIYORUM”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kadın girişimcilerin beden ve ruh sağlığını korumasının iş yaşamındaki sürdürülebilir başarı için kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Yavuzşen, şu ifadeleri kullandı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Dermatoloji alanında gelen bilgilerle profesyonel görünümümüzü güçlendirmenin pratik yollarını dinlerken, eczacılık alanında etkili çözümlerle güvenli ilaç kullanımı konusunda farkındalık kazanacağız. Bu seminerin sizlere ilham vermesini, günlük pratiğinize uygulanabilir önerilerle dönmenizi ve yeni bağlantılar kurmanıza katkı sağlamasını diliyorum. Bu sağlıklı adımın başarımız için güçlü bir destek olduğuna inanıyorum. Kadınlar olarak yan yana durarak daha çok kadına ulaşan birer kıvılcım olmayı diliyorum.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>DETAYLI BİLGİLER VERİLDİ</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Açılış konuşmasının ardından Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Göre Karaali sunum yaptı. Karaali; dermatoloğun görev tanımı, deri kanseri farkındalığı, bölgede sık görülen dermatolojik hastalıklar, cilt yaşlanması, doğru cilt bakım rutini ve modern dermatolojide estetik uygulamalar gibi konularda katılımcıları bilgilendirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bölgede en sık görülen hastalıkları iki gruba ayırdığını belirten Karaali, “Beyaz ten ve güneş etkisiyle tetiklenen hastalıklar özellikle cilt kanseri açısından risk yaratıyor. Ayrıca Trakya’da sık görülen gül hastalığı da dikkat çekici. Cilt kanserinin korunması kadar erken teşhisi de çok önemli.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-12-10%20at%2014_12_04%20(1).jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-12-10%20at%2014_12_04%20(2).jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“EN KORKTUĞUMUZ MELANOM”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Karaali, farklı cilt kanseri türleri bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“En korktuğumuz melanom. Erken tanı hayat kurtarıyor. Bir lezyon simetrik değilse, sınırları düzensizse, renk değişikliği varsa, çapı büyüyorsa veya kabarıyorsa mutlaka hekime başvurmak gerekir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sunumun ardından katılımcıların soruları yanıtlandı. Karaali, bölgede sık görülen diğer dermatolojik sorunlar arasında egzama ve saç dökülmesinin yer aldığını dile getirdi ve dermatolojide doğru bilinen yanlışlara da değindi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eczacı Gizem Tuğba Akman ise ‘Kronik Stres ve İnflamasyon’ konulu sunumuyla katılımcıları bilgilendirdi ve soruları cevapladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-12-10%20at%2014_12_04.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/12/ctso-saglikli-kadin-guclu-kariyer-seminerine-ev-sahipligi-yapti-1765381290.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“GERÇEKLER MASANIN ALTINA SIĞMAZ”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/gercekler-masanin-altina-sigmaz-15923</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/gercekler-masanin-altina-sigmaz-15923</guid>
                <description><![CDATA[Psikolojik dayanıklılığın özellikli bireylerin hem fiziksel hem de sosyal sağlığını güçlendirdiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Dayanıklı bireyler zorluklar karşısında pes etmek yerine çözüm üretir, toplumsal rollere daha cesurca katılır ve yaşam doyumlarını artırır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Aytop, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, özellikli bireylerde dayanıklılığı etkileyen faktörleri, ailelerin rolünü ve toplumsal destek ihtiyacını anlattı.</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">ENGELLİLİK DENEYİMİ HER BİREYDE FARKLI ETKİ YARATIYOR</span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Engelliliğin doğuştan, hastalık ya da kaza sonucu ortaya çıkabildiğini belirten Aytop, bunun bireyin mizacı, sosyal çevresi ve sahip olduğu kaynaklara bağlı olarak olumlu ya da olumsuz etkiler yaratabileceğini söyledi. Psikolojik dayanıklılığın kişinin stresli durumlarda uyum sağlayabilme ve güçlenerek devam edebilme kapasitesi olduğunu vurguladı.</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">DAYANIKLILIĞI DESTEKLEYEN ETMENLER</span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Aytop, öz-şefkat, öz-saygı, öz-yeterlik, farkındalık, güçlü yönlere odaklanma ve etkili iletişimin dayanıklılığı artırdığını ifade etti. Aile içi sağlıklı iletişimin ve destekleyici tutumun, bireyin kendini değerli hissetmesine önemli katkıda bulunduğunu ekledi.<br />
Sosyal çevreden alınan desteğin ise yalnızlık ve izolasyon hissini azaltarak ruhsal sorunlara karşı koruyucu rol oynadığını söyledi.</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">RİSKLER: ÖN YARGI, İZOLASYON VE AŞIRI KORUMACILIK</span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Toplumsal önyargılar, ayrımcılık, fiziksel ve sistemsel engellerin bireyin dayanıklılığını zayıflatabileceğini belirten Aytop, özellikle sonradan engelli olan bireylerde yas ve uyum sürecinin zorlayıcı olabileceğini ifade etti.</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">GÜNLÜK YAŞAMDA DAYANIKLILIĞI ARTIRAN ADIMLAR</span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Aytop, düzenli uyku, beslenme, fiziksel hareket, sosyal ilişkiler, hobiler ve kişisel hedeflerin psikolojik gücü desteklediğini söyledi.<br />
Rehabilitasyon programları, grup çalışmaları ve profesyonel psikolojik desteğin de bireyin kaynaklarını doğru kullanmasına yardımcı olduğunu vurguladı.</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">AİLELERE UYARI</span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Ailelerin aşırı korumacı tavırlardan kaçınması gerektiğini belirten Aytop, bireyin bağımsızlık kazanmasına izin verildiğinde özsaygı ve problem çözme becerilerinin güçlendiğini ifade etti. Duygusal destek, empati ve bireyin başarılarının takdir edilmesi dayanıklılığı artıran temel unsurlar arasında yer aldı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/12/gercekler-masanin-altina-sigmaz-1764760040.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PARLA MOTİVASYON’DAN VELİLERE ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI SEMİNERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/parla-motivasyondan-velilere-cocuklarda-akran-zorbaligi-semineri-15898</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/parla-motivasyondan-velilere-cocuklarda-akran-zorbaligi-semineri-15898</guid>
                <description><![CDATA[Parla Motivasyon tarafından düzenlenen “Çocuklarda Akran Zorbalığı” konulu seminer, dün velilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinlik, İrmet Hastanesi Seminer Salonu’nda yapıldı; hastane yönetimine sağladıkları destek için teşekkür edildi. Seminerde, çocukların eğitim süreçlerinde karşılaşabilecekleri akran zorbalığı türleri, zorbalığın erken belirtileri ve ebeveynlerin çocuklarına nasıl destek olabilecekleri üzerine kapsamlı bilgiler aktarıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Programın açılış konuşmasını Parla Motivasyon Kurucusu Burcu Güneş yaptı. Güneş, velilerin eğitime verdikleri önemi vurgulayarak şunları söyledi:<br />
“Burada olmanız bizim için gerçekten çok kıymetli. Zamanınızı ayırarak çocuklarınıza ve eğitim yolculuğunuza verdiğiniz değeri gösteriyorsunuz. Aynı amaç için toplandık: Çocuklarımızın güvenli bir eğitim ortamında büyüyebilmesi ve akran zorbalığının önüne geçebilmek için.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Seminerin konuğu eğitmen Talha Emre Akıncıoğlu, akran zorbalığının fiziksel, duygusal ve dijital boyutlarını ele aldı. Velilere zorbalığı fark etme, çocukla doğru iletişim kurma, öğretmen ve okul yönetimiyle etkili iş birliği yapma gibi konularda pratik çözümler sundu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Etkinlik boyunca veliler kendi deneyimlerini paylaşma ve sorularını yöneltme fırsatı buldu. Ailelerin yalnız olmadığını görmek ve güçlü bir destek ağına sahip olduklarını bilmek, seminerin önemli kazanımları arasında yer aldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Parla Motivasyon yetkilileri, seminerin ardından “eğitim gönüllüsü” bakış açısıyla hareket ettiklerini belirterek; aile, okul ve uzman iş birliğinin çocukların gelişim yolculuğunda kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. Benzer içerikli seminerlerin farklı yaş grupları için dönem boyunca devam edeceği bildirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-11-24%20at%2010_35_51%20(2).jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-11-24%20at%2010_35_52.jpeg" style="height:773px; width:800px" /></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 16:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/parla-motivasyondan-velilere-cocuklarda-akran-zorbaligi-semineri-1763992830.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OPTİMED SAĞLIK GRUBU, KADIN İSTİHDAMINDA TÜRKİYE 3.’SÜ OLDU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimed-saglik-grubu-kadin-istihdaminda-turkiye-3su-oldu-15882</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimed-saglik-grubu-kadin-istihdaminda-turkiye-3su-oldu-15882</guid>
                <description><![CDATA[Optimed Sağlık Grubu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) iş birliğinde düzenlenen Türkiye’nin Girişimci Kadın Gücü Yarışması’nda önemli bir başarıya imza attı. Grup, “Kadın İstihdamını En Hızlı Artıran Şirket” kategorisinde Türkiye üçüncüsü seçilerek ödül almaya hak kazandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>OPTİMED SAĞLIK GRUBU “KADIN İSTİHDAMINI EN HIZLI ARTIRAN ŞİRKET” KATEGORİSİNDE TÜRKİYE 3.’SÜ OLDU</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">19 Kasım 2025’te Ankara’da düzenlenen törende, kadın girişimciliğini görünür kılmak, iş dünyasında kadınların etkinliğini artırmak ve başarı hikâyelerini desteklemek amacı taşıyan yarışmanın sonuçları açıklandı. Optimed Sağlık Grubu, kadın çalışan oranındaki artış, kapsayıcı çalışma kültürü ve kariyer gelişimini destekleyen uygulamalarıyla kısa listedeki şirketler arasında öne çıkarak üçüncülüğe layık görüldü.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>BU ÖDÜL GÜÇLÜ KADINLARIN BAŞARISIDIR</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ödül törenine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Nurten Öztürk katılırken, Optimed Sağlık Grubu ödülünü üst düzey katılımcıların yer aldığı törende teslim aldı. Optimed Sağlık Grubu İnsan Kaynakları Direktörü Melek Ünlü Tan, her alanda eşitlikçi, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı oluşturmak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini belirtti. Kadınların iş gücünde daha güçlü, daha görünür ve daha etkili olmasına katkı sunan tüm kurum ve girişimlere teşekkür eden Tan, “Bu ödül, birlikte büyüdüğümüz güçlü kadınların başarısıdır” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-11-21%20at%2013_23_00%20(1).jpeg" style="height:534px; width:800px" /></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 13:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/optimed-saglik-grubu-kadin-istihdaminda-turkiye-3su-oldu-1763721467.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SONBAHAR HAMİLELERİNE ÖZEL 8 ÖNERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sonbahar-hamilelerine-ozel-8-oneri-15824</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sonbahar-hamilelerine-ozel-8-oneri-15824</guid>
                <description><![CDATA[Sonbaharla birlikte artan mevsimsel hastalıklar, hamilelerde bazı risklerin daha sık ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Gebelikte bağışıklık sistemi anne adaylarını virüslere karşı daha savunmasız hale getirir. İnfluenza (grip) gebelerde bazen beklenenden daha ağır seyredebilir; solunum güçlüğü ve yüksek ateş gibi belirtilerle anne sağlığını tehdit edebilir. Düşük, erken doğum, su kesesinin erken açılması ve yenidoğanın enfeksiyonu gibi durumların riskini artırabilir” diyor.
Bu nedenle sonbahar döneminde anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle, hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığını korumalarının mümkün olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sonbahar hamilelerine özel 8 önerisini sıraladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="font-size:16px">GRİP AŞINIZI İHMAL ETMEYİN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Hamilelikte ve emzirme döneminde en etkili korunma yöntemlerinden biri olan grip aşısı, canlı virüs içermediğinden gebelikte güvenle uygulanabilir. Hem anne adayını hem de doğumdan sonraki ilk aylarda bebeği korur. Ancak hamileliğin ilk 3 ayı bebeğin organ gelişim dönemi olduğu için gerekmedikçe beklenmelidir. İkinci veya üçüncü trimesterde olan anne adaylarının, aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları önemlidir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">ELLERİNİZİ SIK YIKAYIN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ellerin sık sık sabunla yıkanması enfeksiyona karşı korur. Su ve sabun olmadığında alkol içeren el antiseptikleri tercih edilebilir. Gripli bir hastayla veya salgılarıyla temas edilmesi halinde de ellerin yüze, göze veya buruna temasından kaçınılmalıdır.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">KALABALIK ORTAMLARDAN UZAK DURUN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Sonbaharda kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması, virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Hamilelerin alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları veya kalabalık toplantılarda mümkünse kısa süre bulunması bulaş riskini azaltır. Hasta kişilerden uzak durmak, gerekiyorsa maske kullanmak ve kapalı ortamlarda en az 1 metre mesafe bırakmak önemlidir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">DİNLENMEYE ZAMAN AYIRIN VE STRESİ AZALTIN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">“Stres, bağışıklık sistemini baskılayan önemli bir faktördür” diyen Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, gebelikte stres düzeyinin azaltılmasının hem annenin hem bebeğin sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etkisi olduğunu vurguluyor. Güne hafif yürüyüşlerle başlamak, nefes egzersizleri yapmak veya sevilen aktivitelerle vakit geçirmek faydalıdır.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">EV VE İŞ ORTAMINIZI TEMİZ TUTUN VE HAVALANDIRIN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Soğuk günlerde evde daha çok vakit geçirilir; ancak kapalı ortamlar mikroorganizmalar için ideal üreme alanıdır. Günde birkaç kez kısa süreli pencere açarak ortamı havalandırın. Yüzeyleri düzenli olarak dezenfektanla temizleyin. Nem oranının düşmesi solunum yollarını kurutabilir; bu durumda nemlendirici cihazlardan faydalanabilirsiniz.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">BESLENMENİZİ BAĞIŞIKLIK DOSTU HALE GETİRİN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için C vitamini, çinko ve omega-3 bakımından zengin besinler tercih edilmelidir. Portakal, kivi, brokoli, kuruyemişler ve balık gibi gıdalar bağışıklığı destekler. Yoğurt ve kefir gibi probiyotikler bağırsak sağlığını korur. Ayrıca bol su içmek ve taze gıdalarla beslenmek gerekir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">YETERLİ VE KALİTELİ UYKUYA ÖZEN GÖSTERİN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Gebelikte hormonal değişiklikler uyku düzenini zorlayabilir; ancak günde 7–8 saat kaliteli uyku, hem anne hem bebek sağlığı için hayati önem taşır. Uyumadan önce ekran süresini azaltmak, ılık duş almak veya gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırır.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">ŞÜPHELİ BELİRTİLERDE DOKTORA BAŞVURUN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">“Ateş, öksürük, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtiler fark edildiğinde ihmal edilmemelidir” diyen Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, hamilelikte enfeksiyonların daha hızlı ilerleyebileceğini belirtiyor. Belirtiler başladığında vakit kaybetmeden doktora başvurmak, hem anne hem de bebek sağlığı için kritik öneme sahiptir. Doktor önerisi olmadan ilaç kullanılmamalıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 12:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/sonbahar-hamilelerine-ozel-8-oneri-1762594780.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AĞIZ KOKUSU SADECE KOKU DEĞİL, SOSYAL YAŞAMIN SİNSİ DÜŞMANI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/agiz-kokusu-sadece-koku-degil-sosyal-yasamin-sinsi-dusmani-15823</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/agiz-kokusu-sadece-koku-degil-sosyal-yasamin-sinsi-dusmani-15823</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda sık karşılaşılan ve bireylerin sosyal yaşamını derinden etkileyen ağız kokusu, yani tıptaki adıyla halitozis, yalnızca rahatsız edici bir durum değil; bazen ciddi hastalıkların da habercisi olabiliyor. Ağız hijyeninden kaynaklanabileceği gibi, diyabet, mide rahatsızlıkları veya sinüs enfeksiyonları gibi sistemik hastalıkların ilk belirtisi de olabiliyor. Dt. İrem Merve Özbek, ağız kokusunun nedenleri ve çözüm yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="font-size:16px">Ağız kokusunun en yaygın nedeni bakteriler</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ağız kokusunun en sık sebebi, ağız içindeki bakterilerdir. Yetersiz diş fırçalama, diş eti hastalıkları, çürükler, dil üzerindeki bakteri tabakası ve bademcik taşları bu kokunun temel nedenleri arasında yer alır. Yetersiz su tüketimi, sigara kullanımı, uzun süre aç kalmak gibi alışkanlıklar da kötü kokuya zemin hazırlar. Ayrıca bazı ilaçlar ve beslenme bozuklukları tükürük akışını azaltarak bakteri birikimine neden olabilir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">Kokuyu bastırmak çözüm değil</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Sürekli devam eden ağız kokusu, sadece diş macunuyla bastırılarak geçmez. Diyabet, mide veya karaciğer hastalıkları gibi sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle kokunun nedeni mutlaka araştırılmalı, gerekirse ilgili branş uzmanlarına başvurulmalıdır.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">Düzenli bakım, taze nefesin anahtarı</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Günde en az iki kez diş fırçalamak, her gün diş ipiyle arayüz temizliği yapmak ve dili özel fırça veya kazıyıcıyla temizlemek, ağız kokusunu önlemede büyük rol oynar. Ayrıca ağız duşu (oral irrigator) kullanmak, ulaşılması zor bölgelerdeki bakterileri temizler. Diş hekimine yılda en az iki kez gidilmesi ise, hem erken teşhis hem de uzun vadeli ağız sağlığı açısından önemlidir.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px">Sürekli ağız kokusu uyarı sinyali olabilir</span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Koku geçici değilse, yalnızca diş hekimi değil; kulak burun boğaz veya gastroenteroloji uzmanı da devreye girmelidir. Altta yatan hastalık tedavi edildiğinde, koku da ortadan kalkar.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px">Ağız kokusunu önlemenin 10 etkili yolu</span></h3>

<ol>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Dişlerinizi günde en az iki kez fırçalayın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Her gün diş ipiyle arayüz temizliği yapın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Dilinizi özel fırça veya kazıyıcıyla temizleyin.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Ağız duşu kullanarak fırçalamayı destekleyin.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Gün boyu yeterli su tüketin.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Sigara ve alkol kullanımını bırakın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Soğan, sarımsak, kahve gibi kokulu gıdaları sınırlayın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük üretimini artırın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Antibakteriyel gargara kullanın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Yılda iki kez diş hekimi kontrolünü ihmal etmeyin.</span></p>
	</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 11:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/agiz-kokusu-sadece-koku-degil-sosyal-yasamin-sinsi-dusmani-1762590513.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZMAN UYARDI: “SADAKAT KENDİNE DÜRÜST OLMAKLA BAŞLAR”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzman-uyardi-sadakat-kendine-durust-olmakla-baslar-15798</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzman-uyardi-sadakat-kendine-durust-olmakla-baslar-15798</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın yalnızca fiziksel değil; duygusal ve sosyal (sanal) boyutlarıyla da ortaya çıktığını vurguladı.
Tunçel, “Eğer bir iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyorsa bu bir aldatmadır!” diyerek dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Bireysel, ilişkisel ve çevresel faktörlerin aldatmayı tetikleyebildiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel,</strong>&nbsp;<strong>“Günümüzde tüketim kültürünün ilişkiler üzerindeki etkisiyle birlikte ‘yenisi her zaman daha iyidir’ anlayışı, sadakat kavramını zayıflatır.” dedi. Aldatılan kişinin öfke, üzüntü ve güven kaybı gibi duygular yaşarken, aldatan kişinin suçluluk veya savunma arasında kalabildiğini dile getiren Tunçel, ilişki açısından güvenin yeniden inşasının, açık iletişim, sınırların belirlenmesi ve profesyonel destekle mümkün olabildiğini vurguladı. Tunçel ayrıca sadakatin, yalnızca partnere değil, kendine karşı da dürüst olmayı gerektirdiğini kaydetti.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın tanımı, nedenleri, birey ve ilişki üzerindeki etkileri ile aldatma sonrası duygusal iyileşme ve başa çıkma yollarını anlattı.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bir iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyorsa bu bir aldatmadır!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatmanın, en yalın haliyle, bir ilişkinin tarafları arasında karşılıklı olarak belirlenen sınırların ihlali olarak tanımlanabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Başka bir ifadeyle, taraflardan birinin ilişki dışı bir bağ kurması, verilen güvenin ve sadakatin zedelenmesi anlamına gelir. Çoğu zaman aldatma denildiğinde akla yalnızca cinsel eylemler gelse de aslında aldatma sadece fiziksel değil; duygusal ve sosyal (sanal) boyutlarıyla da karşımıza çıkar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Fiziksel aldatmanın, ilişki dışı cinsel eylemleri içerirken; duygusal aldatmanın, romantik paylaşımların, flörtleşmenin veya duygusal yakınlıkların kurulduğu durumlar olduğunu ifade eden Tunçel, “Sosyal ya da sanal aldatma ise dijital iletişim araçları üzerinden gelişen bağları kapsar. ‘Sadece mesajlaştık, bu aldatma mıdır?’ sorusu sıkça duyulur; ancak yanıt nettir. Eğer bu iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyor, gizleniyorsa, bu bir sınır ihlalidir ve dolayısıyla aldatmadır.” şeklinde konuştu.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Aldatmak tek bir nedene indirgenemez!&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir ilişkide aldatmanın yaşanmaması için üç temel yapı taşının; güven, sadakat ve duygusal bağlılığın korunması gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatmayı tek bir nedene indirgemek mümkün değil. Bu davranışın altında bireysel, ilişkisel ve çevresel faktörler yatabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu faktörlere açıklık getiren Tunçel, şunları söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Özellikle kaçıngan veya güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, ilişkilerinde yakınlık kurmakta zorlanabilir ve bu durum sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir.<strong>&nbsp;</strong>Kendilik değerinin düşük olması, bireyi dışarıdan onay arayışına yöneltebilir.<strong>&nbsp;</strong>Narsistik özellikler taşıyan bireylerde sadakatsizlik daha sık görülür.<strong>&nbsp;‘</strong>Ben kimim?’ sorusuna yanıt arayan ya da hayatında heyecan arayan bireyler de aldatma davranışı gösterebilir.<strong>&nbsp;</strong>Travmalar, madde ya da davranışsal bağımlılıklar da sağlıklı karar verme süreçlerini zayıflatabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İlişkide yaşanan iletişim kopuklukları, duygusal veya cinsel tatminsizlik, ihmal edilme, anlaşılmadığını hissetme gibi durumlar aldatmayı tetikleyebilir. Uzun süredir süregelen çatışmaların çözümlenememesi, bastırılmış öfke veya intikam duygusu da sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir. Toplumsal normlar, kültürel değişim, sosyal medyanın etkisi ve sadakatsizliğin normalleştirilmesi de önemli etkenlerdir. Günümüzde tüketim kültürünün ilişkiler üzerindeki etkisiyle birlikte ‘yenisi her zaman daha iyidir’ anlayışı, sadakat kavramını zayıflatır.”&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatmanın, hem birey hem de ilişki açısından derin duygusal etkiler bıraktığına değinen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatılan kişi, ilk etapta bir şok yaşar; durumu inkâr eder, ardından öfke, suçluluk, kıyaslama ve özgüven kaybı gibi duygularla baş etmeye çalışır. Bu süreç, travma sonrası stres bozukluğuna benzer belirtiler gösterebilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatan kişinin ise çoğu zaman ambivalan (ikircikli) duygular içinde olduğunu ifade eden Tunçel, “Suçluluk ve pişmanlık hissederken, kimi zaman da savunmaya geçer, davranışını rasyonelleştirir. Bazı bireyler hatasını kabul edip sorumluluk alırken, bazıları karşı tarafı suçlama eğilimindedir. İlişki açısından bakıldığında ise güven kaybı en yıkıcı sonuçlardan biridir. Bu güvenin yeniden inşası, ancak açık iletişim, doğru sınırlar ve profesyonel destekle mümkün olabilir. Aksi halde aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Duygusal iyileşme doğru yaklaşımla mümkün!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatmanın, kişisel bir kriz olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak doğru yaklaşımla iyileşmek mümkün. Bu süreç hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde ele alınmalı.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bireysel düzeyde duygulara alan açmanın, sosyal desteğin, kendine şefkat göstermenin ve profesyonel desteğin önemli olduğunu açıklayan Tunçel, “Öfke, üzüntü, kafa karışıklığı gibi duygular bastırılmamalı. Bu duyguların yaşanması iyileşmenin doğal bir parçası. Güvendiğiniz bir dost ya da aile üyesiyle paylaşım yapmak duygusal yükü hafifletir. ‘Ben ne hissediyorum, ne istiyorum?’ sorularını samimiyetle sormak ve kendine acımasız davranmamak önemli. Uzman eşliğinde özdeğerin yeniden yapılandırılması ve travma çalışması sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Aldatmak ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle ilişkili!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eğer taraflar ilişkiyi sürdürmek istiyorsa, bunu iki tarafın da içtenlikle istemesi gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Güven yeniden inşa edilmeli. Duygular bastırılmamalı, açıkça ifade edilmeli. Geçmiş tekrar tekrar gündeme getirilmemeli; odak, suçlamadan ziyade duyguların paylaşımında olmalı. Çift terapisiyle rollerin yeniden yapılandırılması ve sınırların belirlenmesi süreci desteklenmeli.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hemen affetmek ya da görmezden gelmenin, iyileşmeyi engellediğine dikkat çeken Tunçel, “Karşı tarafın sorumluluğunu alması, hatanın bedelini anlaması gerekir. Aynı şekilde, sürekli suçlamak da süreci tıkar. Bilimsel çalışmalar, çift terapisine başvuran çiftlerin yaklaşık yüzde 30’unun ilişkisini kurtarabildiğini gösteriyor. Ayrıca araştırmalar, aldatmanın ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle daha yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.” bilgisini paylaştı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sadakat, kişinin kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı da dürüst olabilmesidir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatmanın bir ilişkiyi bitirebileceği uyarısını yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak kimi zaman bir dönüm noktasına da dönüşebilir. Burada önemli olan ilişkinin devam edip etmemesi değil, kişinin kendini nasıl iyileştirdiği ve bu süreçten nasıl güçlenerek çıktığıdır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aldatılmanın, bireyin yetersizliği değil, karşı tarafın sınırlarını koruyamamasının bir sonucu olduğunu dile getiren Tunçel, “Bu nedenle süreci kişiselleştirmemek, acele kararlar vermemek ve zamana yayarak değerlendirmek gerekir. Unutmamak gerekir ki sadakat, yalnızca bir başkasına değil, kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı dürüst olabilmektir. İyileşmek mümkündür; sabırla, kendine dürüst kalarak ve gerektiğinde profesyonel destek alarak.” diyerek sözlerini tamamladı.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 18:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/uzman-uyardi-sadakat-kendine-durust-olmakla-baslar-1762012463.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SESSİZ TEHLİKE: ÇOCUKLARDA LÖSEMİ ARTIYOR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sessiz-tehlike-cocuklarda-losemi-artiyor-15796</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sessiz-tehlike-cocuklarda-losemi-artiyor-15796</guid>
                <description><![CDATA[Geçmeyen yorgunluk, sebepsiz morluklar, sık enfeksiyonlar…
Bu belirtiler “basit bir halsizlik” değil, çocukluk çağının en yaygın kanser türü olan löseminin habercisi olabilir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin özellikle 2-5 yaş arası çocuklarda sık görüldüğünü vurgulayarak aileleri uyarıyor:<br />
“Erken fark edilen her belirti, çocuğun yaşamını kurtarabilir. Ailelerin dikkatli gözlemi, tedavi başarısında hayati rol oynuyor.”</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">&nbsp;MODERN YAŞAM RİSKİ ARTIRIYOR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketim odaklı yaşam çocuk sağlığını sessizce tehdit ediyor.<br />
Hazır gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımı, kimyasal oyuncaklar ve uzun ekran süresi, bağışıklık sistemini zayıflatıyor.<br />
Prof. Dr. Canpolat, “Artık sadece genetik değil, çevresel faktörler de lösemi riskinde büyük rol oynuyor. Pestisit içeren gıdalar, elektromanyetik alanlar ve hava kirliliği çocukların bağışıklık direncini düşürüyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması çok önemli.” diyor.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">&nbsp;SİNSİ İLERLİYOR, ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Lösemi, genellikle yorgunluk, enfeksiyon veya kansızlıkla karıştırılıyor.<br />
Prof. Dr. Canpolat, “Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkiler. Hastalığın ilk evresinde fark edilirse çocukların büyük kısmı tamamen iyileşebiliyor. Ancak tanı geciktikçe tedavi zorlaşıyor, ilaç dozları artıyor, küçük bedenlerin yükü ağırlaşıyor.” diye uyarıyor.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">&nbsp;TEDAVİDE YENİ DÖNEM: SAĞLIKLI HÜCRELER KORUNUYOR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde lösemi tedavisinde hedef sadece kanserli hücreleri yok etmek değil, çocuğun yaşam kalitesini korumak.<br />
“Yeni hedefe yönelik ilaçlar, yalnızca lösemi hücrelerini hedef alıyor; böylece saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler azaldı. Çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.”</span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px">&nbsp;ÇOCUKLARDA LÖSEMİNİN 5 KRİTİK BELİRTİSİ</span></strong></h2>

<h3><span style="font-size:16px">Sebepsiz Morluklar</span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Bir çarpma olmadan, özellikle bacakların üst kısımlarında görülen morluklar önemlidir.<br />
Sık tekrarlayan, geçmeyen veya farklı bölgelerde oluşan morluklar mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">Burun ve Diş Eti Kanamaları</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Kendiliğinden başlayan ya da uzun süren kanamalar, pıhtılaşma sorunlarına işaret edebilir.<br />
Sık burun kanaması ve kolayca kanayan diş etleri löseminin erken habercisi olabilir.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px">Sık Enfeksiyon ve Yüksek Ateş</span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Bağışıklık sistemi zayıflayan çocuklar sık hastalanır.<br />
Tekrarlayan ateş, boğaz enfeksiyonu ve kol-bacak ağrıları varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurun.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">Lenf Bezlerinde Büyüme</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Boyun, koltuk altı veya kasıktaki lenf bezleri enfeksiyon sonrası küçülmüyorsa,<br />
üzerine dokununca ağrı yoksa ve büyüme devam ediyorsa, mutlaka Çocuk Onkolojisi uzmanına gidilmelidir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">Bitmeyen Halsizlik ve Yorgunluk</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Eskiden enerjik olan çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık dinlenmek istemesi, yüzünde solgunluk oluşması kansızlığın ötesinde bir işarettir.<br />
Geçmeyen halsizlik ve uyku hali, löseminin erken belirtilerindendir.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">PROF. DR. CANPOLAT’TAN ANNE BABALARA MESAJ</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">“Her çocuğun enerjisi, yeme alışkanlığı ve davranışları yakından gözlenmeli.<br />
Küçük değişiklikler büyük farklar yaratabilir. Şüpheli durumlarda zaman kaybetmeden bir uzmana başvurun.<br />
Erken tanı, hayat kurtarır.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 16:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/11/sessiz-tehlike-cocuklarda-losemi-artiyor-1762003395.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEKİRDAĞ SAĞLIKTA GÜÇLENİYOR: 3 AYDA 400’E YAKIN SAĞLIK PERSONELİ GÖREVE BAŞLIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdag-saglikta-gucleniyor-3-ayda-400e-yakin-saglik-personeli-goreve-basliyor-15767</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdag-saglikta-gucleniyor-3-ayda-400e-yakin-saglik-personeli-goreve-basliyor-15767</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ, son dönemde yapılan atama ve yerleştirmelerle birlikte sağlık hizmetlerinde önemli bir güç kazandı. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen planlamalar kapsamında, il genelinde hekim ve sağlık personeli kadroları önemli ölçüde güçlendirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">İlk olarak 124. Devlet Hizmet Yükümlülüğü (DHY) atamaları kapsamında Tekirdağ’a 213 hekim atanmıştı. Ardından 2025 yılı 2. Dönem İlk Defa ve Yeniden Atama Kurası ile il geneline 13 Uzman Tabip, 8 Uzman Diş Tabibi, 3 Tabip, 1 Diş Tabibi ve 2 Eczacı daha yerleştirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aynı dönemde gerçekleştirilen 2025/5 KPSS yerleştirmeleri sonucunda ise Tekirdağ’a 155 sağlık personeli kadrosu tahsis edildi. Bu personellerin atanma kararlarının tamamlanmasının ardından kısa süre içinde göreve başlamaları bekleniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Son olarak, 125. Devlet Hizmet Yükümlülüğü münhal kadroları 23 Ekim 2025 tarihi itibarıyla belirlendi. Buna göre Tekirdağ’daki sağlık tesislerine 25 Uzman Hekim ve 5 Pratisyen Hekim olmak üzere toplam 30 yeni hekim kadrosu daha tahsis edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Özellikle yeni hizmet binasında faaliyet göstermeye başlayan ÇOSB Kapaklı Devlet Hastanesi, atanacak 11 uzman hekimle birlikte bölgedeki sağlık hizmet kalitesini üst seviyeye taşıyacak.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yetkililer, “İlimizde şimdi daha güçlüyüz. Sağlık alanında yapılan bu atamalarla vatandaşlarımıza daha hızlı, etkin ve kaliteli sağlık hizmeti sunulacak” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeni atamaların, Tekirdağ ve bölge halkı için hayırlı olması temenni edildi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Oct 2025 14:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/10/tekirdag-saglikta-gucleniyor-3-ayda-400e-yakin-saglik-personeli-goreve-basliyor-1761391853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇİĞNEME SESİNE TAHAMMÜL EDEMİYORSANIZ DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cigneme-sesine-tahammul-edemiyorsaniz-dikkat-15766</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cigneme-sesine-tahammul-edemiyorsaniz-dikkat-15766</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Bu durum “hiperakuzi” ya da “misofoni” olabilir.

Çiğneme, şapırdatma, solunum gibi sıradan sesler… Kimileri için önemsiz, kimileri içinse dayanılmaz olabiliyor. Uzmanlar, bazı bireylerin işitme eşikleri normal olsa bile seslere karşı aşırı hassasiyet gösterebildiğini belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Dr. Yeter Saçlı, bu durumu “azalmış ses toleransı” olarak bilinen hiperakuzi ve misofoni kavramlarıyla açıkladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Saçlı, “Hiperakuzi, başkalarının normal olarak algıladığı seslerin rahatsız edici ve dayanılmaz derecede yüksek hissedilmesidir. Misofonide ise çiğneme, şapırdatma, solunum gibi belirli sesler kişide yoğun duygusal tepkilere yol açar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşitme eşiklerinin normal olmasının, kişinin seslere karşı hassasiyet göstermeyeceği anlamına gelmediğini vurgulayan Saçlı, bu durumun genetik, psikolojik veya nörolojik nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Profesyonel destek şart<br />
Dr. Saçlı, “Sesleri tolere etmekte zorlanan bireylerin önce bir kulak burun boğaz uzmanına, ardından odyoloğa başvurmaları gerekir. Odyolojik bir sorun saptanmazsa, psikiyatri veya nöroloji gibi alanlarda destek alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Saçlı, ses hassasiyetinin tedavisinin kişiye özel planlandığını belirterek, “Bireylerin tetikleyici sesleri tanıması ve kendisine uygun, rahat bir ses ortamı oluşturması da günlük yaşamı kolaylaştırır.” tavsiyesinde bulundu.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Oct 2025 19:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/10/cigneme-sesine-tahammul-edemiyorsaniz-dikkat-1761236935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEKİRDAĞ’DA ENGELLİ HASTAYA BAŞARILI DİŞ TEDAVİSİ: AMBULANS DESTEĞİYLE HASTANEYE GETİRİLDİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdagda-engelli-hastaya-basarili-dis-tedavisi-ambulans-destegiyle-hastaneye-getirildi-15722</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdagda-engelli-hastaya-basarili-dis-tedavisi-ambulans-destegiyle-hastaneye-getirildi-15722</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi hekimleri, uzun süredir diş tedavisi yapılamayan fiziksel engelli bir hastaya başarılı bir müdahale gerçekleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Kronik rahatsızlıkları sonucu obezite sendromu gelişen hasta, fiziksel engelleri nedeniyle kendi başına tedavi olamıyordu. Tekirdağ İl Ambulans Servisi ekiplerinin desteğiyle hastaneye getirilen hasta, Dt. Hüseyin Kalay ve klinik yardımcısı Melike Akkaşoğlu tarafından yaklaşık iki saat süren titiz ve özverili bir çalışma ile tedavi edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tedavinin ardından hasta, 112 ambulans ekipleri eşliğinde sağlıkla ve memnun bir şekilde hastaneden ayrıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hastane yetkilileri, “Hastalarımızın her birine ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak önceliğimizdir. Fiziksel engelleri veya özel durumları nedeniyle tedaviye erişimde zorluk yaşayan tüm vatandaşlarımız için gerekli koordinasyon sağlanmaktadır.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, modern altyapısı ve uzman kadrosuyla 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vermeye devam ediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 16:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/10/tekirdagda-engelli-hastaya-basarili-dis-tedavisi-ambulans-destegiyle-hastaneye-getirildi-1760103920.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PROF. DR. NEVZAT TARHAN: “EN GÜZEL ANTİDEPRESAN İYİLİKTİR”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-en-guzel-antidepresan-iyiliktir-15697</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-en-guzel-antidepresan-iyiliktir-15697</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyiliğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirerek dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Tarhan, “Tüm bilimsel kanıtlar gösteriyor ki iyilik yapmanın antidepresan etkisi var. En iyi antidepresan, karşılıksız iyilik yapmaktır.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İYİLİK BEYNİN ÖDÜL MERKEZİNİ HAREKETE GEÇİRİYOR</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">İyiliğin stres hormonlarını azalttığını belirten Prof. Dr. Tarhan, düzenli olarak iyilik yapan kişilerde “savaş ya da kaç” hormonunu tetikleyen ACTH seviyesinin %23 oranında azaldığını söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bir kişi iyilik yapmayı hayal ettiğinde bile beynin ödül merkezi aktif hale gelir. Bu da dopamin ve oksitosin salgılanmasını sağlar. Yani iyilik, ruhsal ve bedensel sağlığı aynı anda güçlendirir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Harvard Business School’un 136 ülkede yaptığı araştırmayı örnek gösteren Tarhan, <strong>yardımsever ve cömert bireylerin hem daha mutlu hem de daha uzun ömürlü</strong> olduklarının tespit edildiğini vurguladı.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İYİLİK BULAŞICI: BİR KİŞİNİN İYİLİĞİ 300 KİŞİYE ULAŞABİLİYOR</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">İyiliğin “dalga etkisi” yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bir kişinin yaptığı iyiliğin kısa sürede 300 kişiye ulaşabildiğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Gerçek bir iyilik sadece iyilik yapanı değil, çevresindeki insanları da olumlu etkiler. Bir tebessüm, içten bir selam, bir helalleşme bile insanın ruh sağlığını iyileştirir.”</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İYİLİK PSİKOLOJİSİ EĞİTİM SİSTEMİNE GİRMELİ</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, iyiliği bir <strong>eğitim politikası</strong> haline getirmenin toplumsal huzur için zorunlu olduğunu belirtti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sadaka ve yardımlaşma kültürümüz aileden öğreniliyordu. Ancak artık aileler kültür aktarıcısı değil. Okullarda öğretilmezse çocuklarımız bu değerlerden uzak büyür. Rastgele iyilik projelerinin olduğu okullarda akran zorbalığı azalıyor.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eğitim sisteminin yalnızca akademik başarıya değil, <strong>merhametli ve sosyal zekâsı gelişmiş bireyler</strong> yetiştirmeye odaklanması gerektiğini söyleyen Tarhan, “Ağlayan bir insana uzatılan el, verilen bir ekmek hem alanı hem vereni mutlu eder. Çocuklara bu mutluluğu öğretmeliyiz.” dedi.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İYİLİK DOĞRU KİŞİYE, DOĞRU ŞEKİLDE YAPILMALI</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">“Tembele yapılan iyilik tembelliğe, bencil kişiye yapılan iyilik ise parazitliğe yol açar.” diyen Prof. Dr. Tarhan, iyiliğin yanlış uygulanmasının zararlı olabileceğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Yanlış kişiye yapılan iyilik, insanın çevresine ‘kan emicileri’ toplar. Gerçek iyilik, hak edene, onu geliştirecek şekilde yapılmalıdır.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek” ilkesini hatırlatan Tarhan, emek vermeden verilen yardımların sorumluluk duygusunu zayıflattığını belirtti.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>NARSİSİZMİN TEDAVİSİNDE EN ETKİLİ YÖNTEM: SESSİZ İYİLİK</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan narsisizmin tedavisinde “sessiz iyilik yapmanın” etkili bir yöntem olduğunu söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bir elinle yardım edip diğer elinle selfie çekmek iyilik değil, ego tatminidir. Gerçek iyilik, kimseye göstermeden yapılan iyiliktir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Narsistik eğilimleri olan kişilere, yaptıkları iyilikleri kimseye anlatmamalarını önerdiklerini belirten Tarhan, “Bu, kişinin kendi egosunu eğitmesinin en güçlü yoludur.” dedi.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>AİLELER İYİLİĞİ BİR TEHDİT UNSURU HALİNE GETİRMEMELİ</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Aile içi ilişkilerde yapılan “iyilik hatalarına” dikkat çeken Tarhan, “Ben sana iyilik yapıyorum, sen de dediğimi yap” anlayışının çocuk yetiştirmede büyük zararlar verdiğini belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sürekli fedakârlık yaptığını söyleyen ebeveynler, aslında hem kendilerini hem çocuklarını mutsuz eder. Bu durum merhamet yorgunluğu ve düşük yaşam doyumu yaratır.”</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>EMPATİ SINIRLARIYLA YAPILMALI</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Empatinin “kendini tamamen feda etmek” olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sağlıklı empati, kendi sınırlarını unutmadan karşı tarafı anlamaktır. Sınırlarını korumadan yapılan fedakârlık, merhamet yorgunluğuna yol açar.” dedi.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İYİLİK KÜLTÜRÜNÜ KAYBETMEMELİYİZ</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye’nin yardımseverlik ve dayanışma gibi kültürel değerlerini yeni nesillere aktaramazsa bu mirası kaybedeceğini belirten Tarhan, Üsküdar Üniversitesi’nin 2013 yılında “İyilik Psikolojisi” dersini başlatarak bu alanda öncülük ettiğini hatırlattı.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>ŞİRKETLER VE KURUMLAR DA İYİLİK PROJELERİNE KATILMALI</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Son olarak Prof. Dr. Tarhan, iyilik yapma sorumluluğunun sadece dini kurumlara bırakılmaması gerektiğini vurguladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu sorumluluk eğitim sistemi, şirketler ve diğer kurumlar tarafından da paylaşılmalı. Kurumsal aidiyet oluşturmak isteyen şirketler iyilik projeleri başlatmalı, okullarda karşılıksız iyilikler teşvik edilmelidir. Çünkü iyilik sadece bireysel değil, toplumsal bir iyileşme aracıdır.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/10/prof-dr-nevzat-tarhan-en-guzel-antidepresan-iyiliktir-1759759324.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlar Uyarıyor: 35-40 Yaş Aralığındaki Kadınlarda “İkinci Ergenlik” Başlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzmanlar-uyariyor-35-40-yas-araligindaki-kadinlarda-ikinci-ergenlik-basliyor-15686</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzmanlar-uyariyor-35-40-yas-araligindaki-kadinlarda-ikinci-ergenlik-basliyor-15686</guid>
                <description><![CDATA[Kadın sağlığı alanında yapılan güncel araştırmalar, 35-40 yaş aralığındaki kadınların önemli bir kısmında ergenlik dönemine benzer biyolojik ve psikolojik değişimlerin ortaya çıktığını gösteriyor. Tıpta perimenopoz olarak tanımlanan bu dönem, halk arasında ise sıklıkla “ikinci ergenlik” olarak adlandırılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">Hormonlarda Dalgalanma ve Belirtiler</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayla Karahan, bu sürecin özellikle östrojen ve progesteron hormonlarındaki düzensizliklerden kaynaklandığını belirtiyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“35 yaş sonrasında başlayan hormonal dalgalanmalar, 40 yaş civarında belirginleşiyor. Bu değişimler; adet düzensizlikleri, ruhsal dalgalanmalar, uyku bozuklukları, cilt problemleri ve kilo kontrolünde zorluk gibi semptomlarla kendini gösterebiliyor. Kadınların büyük bir bölümü bu dönemi ergenliğe benzer bir geçiş süreci olarak yaşıyor.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Journal of Women’s Health (2021)</span> dergisinde yayımlanan bir çalışmada, perimenopoz dönemindeki kadınların %70’inde uyku düzensizlikleri ve %60’ında ruh hali dalgalanmaları görüldüğü bildirildi. Aynı çalışmada, ciltte yağlanma artışı ve akne oluşumunun da östrojen dalgalanmalarıyla ilişkili olduğu vurgulandı.</span></p>

<h2><span style="font-size:16px">Ne Kadar Sürer?</span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><em>American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG)</em> verilerine göre perimenopoz dönemi genellikle <strong>4 ila 8 yıl</strong> arasında sürüyor. Süre; genetik faktörlere, yaşam tarzına ve stres düzeyine bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Bu dönem, kadınların çoğunda 40’lı yaşların ortalarında menopozla birlikte son buluyor.</span></p>

<h2><span style="font-size:16px">Psikolojik Boyut: İkinci Ergenlik Sendromu</span></h2>

<p><span style="font-size:16px">Uzman Psikolog <strong>Dr. Melis Güneş</strong>, bu dönemin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik etkiler de yarattığını vurguluyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Kadınlar bu süreçte öfke patlamaları, ani ağlama krizleri, yoğun kaygı ve hatta ergenlik dönemindeki kimlik sorgulamalarına benzer duygular yaşayabiliyor. Bu nedenle psikolojik destek, perimenopoz döneminin sağlıklı atlatılmasında kritik öneme sahip.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Harvard Medical School</strong> tarafından yayımlanan 2022 tarihli bir raporda, perimenopoz dönemindeki kadınların depresyon riskinin, diğer yaş gruplarına kıyasla %30 oranında daha yüksek olduğu belirtildi.</span></p>

<h2><span style="font-size:16px">Kadın Sağlığı İçin Kritik Öneriler</span></h2>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlar, bu sürecin yönetilebilir olduğunu ve doğru önlemlerle yaşam kalitesinin korunabileceğini ifade ediyor:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Düzenli sağlık kontrolleri</strong>: Yıllık jinekolojik muayene ve kan testleri</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Beslenme</strong>: Omega-3, lif ve kalsiyum açısından zengin gıdalar</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Egzersiz</strong>: Haftada en az 150 dakika orta tempolu spor</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Stres yönetimi</strong>: Meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Uyku hijyeni</strong>: Düzenli uyku saatleri ve elektronik cihaz kullanımının sınırlandırılması</span></p>
	</li>
</ul>

<h2><span style="font-size:16px">Sonuç</span></h2>

<p><span style="font-size:16px">Bilimsel veriler, 35-40 yaş aralığındaki kadınlarda görülen “ikinci ergenlik” döneminin, ortalama birkaç yıl süren bir biyopsikososyal geçiş dönemi olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu sürecin doğru yönetildiğinde bir sağlık krizi olmaktan çıkıp, kadınların yaşamında <strong>yeni bir farkındalık, denge ve sağlıklı yaşlanma sürecinin başlangıcı</strong> olabileceğini vurguluyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Oct 2025 16:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/10/uzmanlar-uyariyor-35-40-yas-araligindaki-kadinlarda-ikinci-ergenlik-basliyor-1759410846.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OPTİMED’İN BAŞARILI YÖNETİCİLERİNDEN EZGİ GÖNÜL, OPTİMED KAPAKLI HASTANESİ MÜDÜRÜ OLDU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimedin-basarili-yoneticilerinden-ezgi-gonul-optimed-kapakli-hastanesi-muduru-oldu-15676</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimedin-basarili-yoneticilerinden-ezgi-gonul-optimed-kapakli-hastanesi-muduru-oldu-15676</guid>
                <description><![CDATA[Trakya başta olmak üzere ülke genelinde ve yurt dışında sağlık alanında önde gelen isimlerden olan Optimed Sağlık Grubu’nda 18 yıldır Optimed Çerkezköy Hastanesi’nde çeşitli birimlerde yöneticilik yapan Ezgi Gönül, kısa bir süre önce Kapaklı’da hizmete giren Optimed Kapaklı Hastanesi Müdürlüğü görevine getirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">18 YIL ÖNCE OPTİMED ÇERKEZKÖY HASTANESİ’NDE HASTA BİRİMİNDE GÖREVE BAŞLADI</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ezgi Gönül, 18 yıl önce Çerkezköy Hastanesi’nde hasta biriminde göreve başladı. Başarılı çalışmalarıyla yönetimin dikkatini çekerek Hasta Hizmetleri ve Kurumsal Direktörlük biriminde yöneticiliğe getirildi. Uzun yıllar bu görevini başarıyla sürdüren Gönül, kısa bir süre önce Kapaklı’da açılan Optimed Kapaklı Hastanesi Müdürlüğü görevine atandı. Gönül, hafta başından itibaren yeni görevine başladı.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">“OPTİMED SAĞLIK GRUBU’NUN BİR PARÇASI OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM”</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ezgi Gönül gazetemize yaptığı açıklamada şunları söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“18 yıldır parçası olmaktan gurur duyduğum Optimed Sağlık Grubu’nda artık Kapaklı Hastanesi Müdürü olarak görevime devam ediyorum. Beni bu göreve layık gören Optimed Sağlık Grubu yönetimimize çok teşekkür ediyorum ve güvenlerine layık olacağım. Bu görevimde de başarılı olmak için canla başla çalışacağım. Kapaklı ilçemizde de sağlık hizmetlerimiz için her zaman ulaşılabilir olmaya, aynı zamanda kurumsal iletişim, pazarlama ve hasta hizmetleri alanındaki çalışmalarımı tüm şubelerimizde aralıksız olarak sürdüreceğim.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çerkezköy Ekspres Gazetesi olarak, Ezgi Gönül’e yeni görevinde başarılar dileriz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Sep 2025 16:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/09/optimedin-basarili-yoneticilerinden-ezgi-gonul-optimed-kapakli-hastanesi-muduru-oldu-1759237601.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FMF HASTALIĞINA KARŞI YENİ UMUT: TÜRKİYE’DE İLAÇ VE TEŞHİS ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/fmf-hastaligina-karsi-yeni-umut-turkiyede-ilac-ve-teshis-calismalari-hiz-kazandi-15639</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/fmf-hastaligina-karsi-yeni-umut-turkiyede-ilac-ve-teshis-calismalari-hiz-kazandi-15639</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye, dünyada en fazla Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastasının görüldüğü ülke olarak dikkat çekiyor. Genetik geçişli ve özellikle Akdeniz kökenli toplumlarda sık rastlanan FMF, tekrarlayan ateş ve şiddetli karın ağrılarıyla kendini gösteriyor. Tedavi edilmediğinde böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilen hastalık için Türk bilim insanlarından umut verici gelişmeler geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>YENİ TEŞHİS YÖNTEMİ GELİŞTİRİLDİ</strong><br />
Türk araştırmacılar, FMF’in teşhisinde kullanılabilecek yeni bir teknoloji geliştirdi. Kan örneği üzerinden “pyrin” proteininin tespitine dayanan yöntem sayesinde, mevcut genetik testlere kıyasla daha hızlı ve düşük maliyetli sonuç alınabileceği belirtiliyor. Bu gelişmenin özellikle erken tanıda önemli bir adım olması bekleniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İLAÇ TEMİNİNDE YENİ ÇALIŞMALAR</strong><br />
FMF tedavisinde kullanılan en yaygın ilaç olan <strong>Kolşisin</strong>, düzenli kullanıldığında atakları kontrol altına alıyor ve hastalığın en ciddi komplikasyonu olan amiloidozu engelliyor. Ancak bazı hastaların kolşisine dirençli olması, yeni tedavi arayışlarını gündeme getirdi. Klinik çalışmaları süren biyolojik ilaçların yakın zamanda kullanıma sunulması hedefleniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>UZMANLARDAN UYARI</strong><br />
Uzmanlar, özellikle akraba evliliklerinin yaygın olduğu bölgelerde FMF riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Tokat, Sivas ve Kastamonu gibi şehirlerde hastalığın ülke ortalamasının üzerinde görüldüğü belirtiliyor. Vatandaşlara genetik danışmanlık ve erken teşhis için düzenli sağlık kontrolleri öneriliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">FMF hastalarının, tedavilerini aksatmaması ve ilaçlarını düzenli kullanmaları gerektiğini vurgulayan uzmanlar, “Erken tanı ve doğru tedaviyle hastalar sağlıklı bir yaşam sürebilir” mesajını verdi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Sep 2025 17:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/09/fmf-hastaligina-karsi-yeni-umut-turkiyede-ilac-ve-teshis-calismalari-hiz-kazandi-1758550920.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>IŞILTILI BİR CİLT İÇİN UZMANDAN HAYATİ TÜYOLAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/isiltili-bir-cilt-icin-uzmandan-hayati-tuyolar-15584</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/isiltili-bir-cilt-icin-uzmandan-hayati-tuyolar-15584</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak hava, yükselen nem ve mevsimsel değişimlerin cilt sağlığını olumsuz etkilediğini dile getiren uzmanlar, doğru ürün seçimi ve güneşten korunma alışkanlığının yaşam biçimi haline getirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Cildin en büyük düşmanları arasında koruyucusuz güneşe çıkmak, aşırı ağır makyaj yapmak, yeterince su içmemek ve makyajı temizlemeden uyumak bulunuyor. Bu alışkanlıkların uzun vadede ciltte lekelenmelere, erken yaşlanma belirtilerine ve sağlıksız bir görünüme neden olduğu ifade ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Programı Başkanı Öğr. Gör. <strong>Birgül Erbaş</strong>, sağlıklı bir cilt için kritik tavsiyelerde bulundu. Erbaş, “Cildimizi korumanın sırrı; doğru ürünleri seçmek, hafif makyajla cilde nefes aldırmak ve güneşten korunmayı alışkanlık haline getirmektir. Bu sayede hem sağlıklı hem de ışıltılı bir görünüme sahip olmak mümkündür.” dedi.</span></p>

<h4><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">Sıcak ve nem cilt sağlığını tehdit ediyor</span></span></strong></h4>

<p><span style="font-size:16px">Güneşin yoğun etkisi ve artan nemin ciltte deformasyonlara yol açtığını aktaran Erbaş, özellikle yaz aylarında cilt bakımının öneminin arttığını vurguladı. “Her mevsim güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmanın en etkili yolu güneş koruyucu kullanmaktır. En az SPF 30 içeren ve UVA-UVB filtreli ürünler tercih edilmeli. Ayrıca şapka ve güneş gözlüğü gibi fiziksel koruyucular da cildi destekler.” diye konuştu.</span></p>

<h4><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">Nem dengesini korumak şart</span></span></strong></h4>

<p><span style="font-size:16px">Erbaş, sıcak havalarda cildin nem kaybının arttığını belirterek şu tavsiyelerde bulundu: “Su bazlı, hafif nemlendiriciler kullanılmalıdır. Aloe vera veya hyaluronik asit içeren ürünler cildi hem ferahlatır hem de nemi hapseder. Düzenli nemlendirme, cilt lekelerinin oluşumunu azaltır. C vitamini gibi antioksidan içerikli serumlar ise lekelerin önlenmesinde oldukça etkilidir. Var olan lekeler içinse mutlaka uzman desteği alınmalıdır.”</span></p>

<h4><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">Doğal ve hafif makyaj önerisi</span></span></strong></h4>

<p><span style="font-size:16px">Özellikle yaz döneminde ağır makyajdan uzak durulması gerektiğini söyleyen Erbaş, “İnce yapılı BB/CC kremler, hafif fondötenler, suya ve tere dayanıklı maskara ile doğal tonlarda ruj ve allıklar tercih edilebilir. Sıcak havada makyajın kalıcı olması için waterproof (suya dayanıklı) ve long-lasting (uzun süre kalıcı) ürünler kullanılmalı. Ancak en önemlisi, gece yatmadan mutlaka cildin makyajdan arındırılmasıdır. Makyajla uyumak cildin nefes almasını engelleyerek ciddi hasarlara yol açar.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<h4><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">Güneşten korunmayı alışkanlık haline getirmeliyiz</span></span></strong></h4>

<p><span style="font-size:16px">Koruyucusuz güneşe çıkma, az su içme ve ağır makyaj gibi yanlışların cilt sağlığını doğrudan tehdit ettiğini vurgulayan Erbaş, “Her birey güneşten korunmayı ve cildine uygun ürünlerle bakım yapmayı bir yaşam alışkanlığı haline getirmelidir. Düzenli bakım ve doğru ürün kullanımı sayesinde cilt her mevsim daha sağlıklı, daha parlak ve daha genç görünecektir.” diyerek sözlerini tamamladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 20:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/09/isiltili-bir-cilt-icin-uzmandan-hayati-tuyolar-1757094392.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“EBEVEYNLERİN GÖRÜNME TUTKUSU ÇOCUKLARI RİSK ALTINA ALIYOR”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ebeveynlerin-gorunme-tutkusu-cocuklari-risk-altina-aliyor-15546</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ebeveynlerin-gorunme-tutkusu-cocuklari-risk-altina-aliyor-15546</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medyada çocukların paylaşımı, psikiyatri uzmanları tarafından artık ciddi bir endişe konusu. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocukların gelişim amacı dışında teşhir edilmesinin “psikolojik sapkınlık” ve hatta “çocuk istismarı” olarak değerlendirilebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, çocukların aileleri tarafından sosyal medyada pazarlama malzemesi gibi kullanılmasının, çocuğun ruhsal gelişimine ciddi zararlar verdiğini belirtti. “Çocuk bir meta değildir. Çocuğu metalaştırmak insani değildir. 18 yaş altındaki bir çocuğu pazar malzemesi yapmak etik değildir” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>“MASUM PAYLAŞIM İLE İSTİSMAR ARASINDA ÇİZGİ VAR”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tarhan, ailelerin çocuklarıyla birlikte fotoğraf veya video paylaşmalarının ölçülü olduğu sürece masum olabileceğini söyledi. Ancak sürekli ve abartılı paylaşımların, çocuğun mahremiyetini ihlal ederek narsistik kişilik bozukluğu ve depresyon gibi psikolojik sorunlara zemin hazırlayabileceğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>ÇOCUKLARIN ÖZDEĞER ALGISI BOZULUYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Çocuk, ‘Annem babam bunu benim için değil, başkaları için yapıyor’ diye düşünmeye başlar. Bu, övgü ve onay doyumsuzluğuna yol açar. Çocuk, ileride başkalarına bağımlı, kolay manipüle edilebilir bir birey olur” diye konuşan Tarhan, sosyal medyanın çocuklar için bir “davranışsal bağımlılık” yarattığını da sözlerine ekledi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>“EN MAHREMİ PAYLAŞMAK PSİKOLOJİK SAPKINLIK”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, çocuğun en özel ve mahrem alanının paylaşılmasının bir çeşit psikolojik sapkınlık olduğunu belirterek, aileleri uyardı: “Ebeveynler çocuklarını medya maymunu haline getirmemeli. Çocuğun rızası olmadan yapılan paylaşımlar, hem etik hem de yasal olarak sorunludur. Böyle durumlar çocuk istismarı kapsamında incelenebilir ve cezai yaptırımı vardır.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>UZMANLARDAN UYARI</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlar, sosyal medyada çocuk paylaşımlarının artırdığı risklere dikkat çekiyor: Çocuğun narsist, yüzeysel ve benmerkezci bir hayata yönelmesi, ileride duygu durum bozuklukları, depresyon ve madde bağımlılığı gibi sorunların gelişmesine yol açabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aileleri şu sözlerle uyardı: “Çocuklarınızı sosyal medyada sergileyerek ego tatmini sağlamayın. Onların mahremiyetine saygı gösterin. Unutmayın, çocuk meta değildir; büyüyen bir bireydir.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 16:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/08/ebeveynlerin-gorunme-tutkusu-cocuklari-risk-altina-aliyor-1756217077.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUZEY KAFKAS DERNEĞİ OPTİMED’LE İNDİRİM ANLAŞMASI PROTOKOLÜ İMZALADI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kuzey-kafkas-dernegi-optimedle-indirim-anlasmasi-protokolu-imzaladi-15536</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kuzey-kafkas-dernegi-optimedle-indirim-anlasmasi-protokolu-imzaladi-15536</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy Kuzey Kafkas Derneği, Özel Optimed Sağlık Grubu ile dernek üyelerinin indirimli sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için indirim anlaşması protokolü imzaladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>DERNEK ÜYELERİ VE BİRİNCİ DERECEDEKİ YAKINLARI İNDİRİMDEN YARARLANACAK</strong></span><br />
Kuzey Kafkas Derneği Başkanı Emrullah Ataçay konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:<br />
“Dernek üyelerimizin ve birinci derecedeki yakınlarının Özel Optimed Sağlık Grubu hastanelerinden indirimli sağlık hizmeti almaları için indirim anlaşması protokolünü, Optimed Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. Recep Çalışkan ile imza altına aldık. İndirim anlaşmamızın dernek üyelerimize ve Optimed Sağlık Grubu’na hayırlı olmasını diliyorum. Yapılan anlaşma, üyelerimiz tarafından da memnuniyetle karşılandı.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Aug 2025 18:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/08/kuzey-kafkas-dernegi-optimedle-indirim-anlasmasi-protokolu-imzaladi-1755789530.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇERKEZKÖY DEVLET HASTANESİ’NDE BİR AYDA 109 BİN 439 HASTA MUAYENE OLDU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cerkezkoy-devlet-hastanesinde-bir-ayda-109-bin-439-hasta-muayene-oldu-15480</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cerkezkoy-devlet-hastanesinde-bir-ayda-109-bin-439-hasta-muayene-oldu-15480</guid>
                <description><![CDATA[Bölgenin sağlık üssü olan Çerkezköy Devlet Hastanesi, Çerkezköy’ün yanı sıra komşu ilçeler Kapaklı, Saray, Silivri ve Çatalca’nın bazı mahallelerine de hizmet veriyor. Çerkezköy Devlet Hastanesi, Temmuz ayı istatistiklerini açıkladı. Hastanede Temmuz ayında 109 bin 439 hasta muayene olurken, bir aylık sürede 171 doğum gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="font-size:16px">ÇERKEZKÖY DEVLET HASTANESİ’NDE TEMMUZ AYINDA 968 AMELİYAT, 171 DOĞUM GERÇEKLEŞTİ</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Yapılan açıklamada, “Temmuz ayı içerisinde 35 bin 670’i acil servis, 73 bin 739’u poliklinik olmak üzere toplam 109 bin 439 hastaya muayene hizmeti sunuldu. Ayrıca aynı dönemde bin 300 hasta yatarak tedavi görürken, 968 ameliyat ve 171 doğum gerçekleştirildi.” denildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çerkezköy Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Gökhan Özdemir, özverili çalışmaları nedeniyle tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 18:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/08/cerkezkoy-devlet-hastanesinde-bir-ayda-109-bin-439-hasta-muayene-oldu-1754406769.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR GÜNDE DÖRT MEVSİMİ YAŞAYAN RUHLAR: SINIR KİŞİLİK BOZUKLUĞU!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bir-gunde-dort-mevsimi-yasayan-ruhlar-sinir-kisilik-bozuklugu-15345</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bir-gunde-dort-mevsimi-yasayan-ruhlar-sinir-kisilik-bozuklugu-15345</guid>
                <description><![CDATA[Sabah aşık, öğlen öfkeli, akşam depresif, gece yalnız… Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, duygusal fırtınalarla boğuşan, bir günde dört mevsimi yaşayan sınır (borderline) kişilik bozukluğunu çarpıcı ifadelerle anlattı. “Bu kişiler mutlu bir çocukluk geçirmez, duygu düzenlemesi yapamaz, tutarsızlıkta tutarlıdırlar” diyen Tarhan, çocukluk travmalarına dikkat çekerek, erken tanı ve terapi desteğinin önemine vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="font-size:16px">“SORUN BENDEN DEĞİL” DİYORLAR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tarhan’a göre bu bozukluğa sahip olan kişiler genellikle yaşadıkları sorunların farkında değiller. Davranışlarını “normal” sayıyorlar ve başkalarını suçlama eğilimindeler. Duygularında çok hızlı değişim yaşarlar. Aynı gün içinde kolayca âşık olabilir, birkaç saat sonra da o kişiden soğuyabilirler. Bu yüzden ilişkilerinde sürekli kriz yaşanır.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">GÜVENSİZ, TUTARSIZ, KAYGI DOLU</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Bu kişilerin iç dünyasında ciddi bir güvensizlik ve boşluk hissi vardır. Genellikle “kötü bir şey olacak” korkusuyla yaşarlar. Kendilerine bile güvenmedikleri için, başkalarına da güvenemezler. Bir yandan dikkat çekici, karizmatik olabilirler ama bir yandan da ilişkilerde kırıcı ve yıkıcı davranabilirler.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">ÇOCUKLUKTAKİ TRAVMALAR EN BÜYÜK ETKEN</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan’a göre bu kişilik bozukluğunun temeli genellikle çocuklukta atılıyor. Sevgi görmemiş, ilgisiz ailelerde büyüyen çocuklar sağlıklı bir benlik geliştiremiyor. Duygularını nasıl yöneteceğini öğrenemeyen çocuk, ileriki yaşlarda ani tepkiler veren, ilişkilerde tutarsız davranan bir bireye dönüşebiliyor.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">KENDİLERİNİ SUÇLAMAZ, HEP BAŞKALARINI SUÇLARLAR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Sınır kişilik bozukluğu olanlar, çevresindeki insanlara çok kolay bağlanır ama aynı hızla onlardan uzaklaşabilir. Özellikle eleştiriye karşı tahammülsüzdürler. Kendilerini kusursuz görür, sorun hep başkalarındaymış gibi davranırlar. Bu durum, arkadaşlık, evlilik ve iş ilişkilerinde ciddi sorunlara yol açar.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">MADDE BAĞIMLILIĞI VE ÖFKE PATLAMALARI SIK</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">İçlerindeki boşluğu doldurmak için bazen alkole, bazen maddeye yönelirler. Bu da durumu daha da karmaşık hale getirir. Öfke patlamaları, depresif dönemler, hatta intihar girişimleri görülebilir. “Hızlı yaşa, genç öl” mottosuyla hareket eden bu kişiler, çoğu zaman kendilerine en büyük zararı verirler.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">TEDAVİ MÜMKÜN MÜ? EVET, AMA İSTEMEK ŞART!</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tarhan, “Eğer kişi ‘ben böyle yaşamak istemiyorum, değişmek istiyorum’ derse, tedavide başarı oranı yüzde 50’yi bulur” diyor. İlk adım kişinin farkındalık kazanması. Sonrasında duygu kontrolü, stres yönetimi, sağlıklı ilişki kurma gibi konular üzerine psikoterapiler uygulanıyor. Gerekirse ilaç desteği de veriliyor.</span></p>

<h3><strong><span style="font-size:16px">BU KİŞİLERİN MUTLU OLMAYI ÖĞRENMESİ GEREKİYOR</span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Terapilerde en çok üzerinde durulan konu şu: Kendi iç dünyasında mutlu olmayı öğrenmek. Çünkü bu kişiler, hep dışarıdan birilerinin onları mutlu etmesini bekliyor. Oysa mutlu bir hayat, kişinin önce kendiyle barışmasıyla başlıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Özetle:</strong><br />
Sınır kişilik bozukluğu, kişinin hayatının her alanında sorun yaşamasına neden olabiliyor. Ancak bu durum kader değil. Farkındalık, doğru destek ve tedaviyle değişim mümkün. Önemli olan, “ben böyleyim” demek yerine “daha iyi biri olabilirim” diyebilmek…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 19:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/bir-gunde-dort-mevsimi-yasayan-ruhlar-sinir-kisilik-bozuklugu-1750697772.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SINAV SABAHI KAFEİN TUZAĞI: UYANIK KALAYIM DERKEN ÇARPINTI VE KAYGIYA DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sinav-sabahi-kafein-tuzagi-uyanik-kalayim-derken-carpinti-ve-kaygiya-dikkat-15336</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sinav-sabahi-kafein-tuzagi-uyanik-kalayim-derken-carpinti-ve-kaygiya-dikkat-15336</guid>
                <description><![CDATA[21-22 Haziran YKS öncesi uzmanlardan kritik uyarı geldi: Kahve ve enerji içecekleri doğru zamanda, doğru miktarda tüketilmezse sınav başarısını baltalayabilir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. <strong>Ekin Çevik</strong>, sınav sabahı kahve ve enerji içeceği tüketimine dair hayati bilgiler paylaştı. Öğrencilerin sınav sırasında “uyanıklığı ve odaklanmayı artırmak” amacıyla sıkça başvurduğu bu içeceklerin, bilinçsiz tüketildiğinde <strong>çarpıntı, terleme, huzursuzluk, kaygı ve ani yorgunluk</strong> gibi etkilerle <strong>bilişsel performansı ciddi biçimde düşürebileceği</strong> uyarısında bulundu.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>KAFEİN ENERJİ DEĞİL, GEÇİCİ YANILSAMA!</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Kahve ve enerji içeceklerinin enerji vermediğini, yalnızca geçici bir uyanıklık hissi yarattığını söyleyen Çevik, “Kafeinin etkisi, tüketimden 15-30 dakika sonra başlar ve birkaç saat sürebilir. Ancak bu enerji sanrısıdır; gerçek enerji dengeli besinlerden sağlanır” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ayrıca bu içeceklerin sınavdan en az <strong>1 saat önce ve tok karnına</strong> alınması gerektiğini vurgulayan Çevik, sınav sırasında alınacak yüksek doz kafeinin, <strong>panik ve dikkatsizlik</strong> gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>ENERJİ İÇECEĞİ + AŞIRI ŞEKER = SINAVDA YORGUNLUK ÇÖKMESİ</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Enerji içeceklerinin içinde sadece kafein değil, aynı zamanda yüksek oranda <strong>şeker ve taurin</strong> bulunduğunu hatırlatan Çevik, şu uyarılarda bulundu:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Şeker, önce dikkat ve hafızayı kısa süreli artırır; ardından ani bir <strong>kan şekeri düşüşü (çöküş)</strong> yaşanır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Bu durum sınav esnasında <strong>ani halsizlik, sinirlilik ve odaklanma güçlüğü</strong> yaratabilir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Enerji içecekleri, bu çöküşü daha da şiddetlendirir; çünkü kafein etkisi geçtiğinde hem fiziksel hem zihinsel tükenmişlik yaşanır.</span></p>
	</li>
</ul>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>GENÇLERDE KAFEİN VE TAURİN ETKİSİ DAHA AĞIR</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Genç bireylerin sinir sistemleri hâlâ gelişmekte olduğu için kafein ve taurin gibi maddelere karşı daha hassas olduklarını aktaran Çevik, bu tür içeceklerin bazı ülkelerde <strong>18 yaş altına yasaklandığını</strong> hatırlattı. “Tek bir enerji içeceği bile gençlerin yüzde 40’ını güvenli kafein sınırının üzerine çıkarabiliyor” dedi.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>KAFEİN SINIRI: GÜNDE EN FAZLA 2 KUPA KAHVE</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Sağlıklı bireyler için güvenli kafein sınırının <strong>400 mg/gün</strong>, yani yaklaşık <strong>2-3 kupa filtre kahve</strong> olduğunu söyleyen Çevik, kalp rahatsızlığı veya anksiyetesi olan bireylerde bu sınırın <strong>yarı yarıya azaltılması gerektiğini</strong> belirtti.</span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>GEÇİCİ ÇÖZÜMLER DEĞİL, SAĞLIKLI ALIŞKANLIKLAR!</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Kafeinli içeceklerin bilinçli tüketilmesinin kısa süreli fayda sağlayabileceğini vurgulayan Ekin Çevik, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sınav başarısı; düzenli uyku, dengeli beslenme ve planlı çalışmadan geçer. Kahve veya enerji içeceği sihirli çözüm değil. Geçici etkiler yerine kalıcı alışkanlıklar oluşturmak hem başarı hem sağlık için en güvenli yoldur.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/sinav-sabahi-kafein-tuzagi-uyanik-kalayim-derken-carpinti-ve-kaygiya-dikkat-1750435757.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizi değil, ‘Kırık Kalp Sendromu’!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kalp-krizi-degil-kirik-kalp-sendromu-15313</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kalp-krizi-degil-kirik-kalp-sendromu-15313</guid>
                <description><![CDATA[Yoğun stres, ani üzüntü ya da travmaların kalbi geçici olarak zayıflatabileceğini belirten uzmanlar bu duruma kırık kalp sendromu denildiğini söylüyor.

Kalp krizine benzer belirtilerle ortaya çıkan bu durumun, çoğunlukla duygusal şoklara verilen biyolojik bir yanıt olarak geliştiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ani üzüntü, korku, büyük bir kayıp veya travmatik bir olay, bu sendromun tetikleyicisi olabilir. Aşk acısı ve yas kırık kalp sendromunun oluşmasında etkili olabilecek tetikleyicilerdendir.” dedi. Bu sendromun genellikle kalıcı hasar bırakmadığını ancak bazı durumlarda ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini aktaran Aydın, aşırı duygusal, empatik ve stresle baş etme becerileri zayıf bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, yoğun stres veya duygusal travmaların tetiklediği ve kalp krizine benzer belirtilerle ortaya çıkan ‘kırık kalp sendromu’ hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Stres hormonlarının kalp kasına olan etkileri kırık kalp sendromuna neden oluyor!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kırık kalp sendromunun, yoğun stres, ani üzüntü veya aşırı duygusal travmalar sonucunda kalbin geçici olarak zayıflamasıyla ortaya çıkan bir durum olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Genellikle sevilen birinin kaybı, iş ile ilgili problemler, ayrılık, büyük korkular veya beklenmedik biçimde gerçekleşen ani olaylar tetikleyici olabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapı itibariyle kalp krizine benzer belirtiler gösterse de, ortaya çıkış nedenleri arasında farklar olduğunu vurgulayan Aydın, “Kalp krizi damar ve kalp damarının durumları ile ilgilidir. Yani doğrudan kalpte ortaya çıkan organik problemlerle ilişkili. Kırık kalp sendromu belirtileriyse stres hormonlarının kalp kasına olan etkilerden dolayı ortaya çıkar. Göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik ve sersemlik gibi belirtiler görülebilir. Kırık kalp sendromu olan kişilerde yapılan testlerde damar tıkanıklığı gibi problemler görülmez. Yoğun strese bağlı olarak kalpte ve vücutta birtakım belirtiler ortaya çıkar.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Üzüntü, korku, kayıp veya travmatik olaylar tetikleyebiliyor!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çoğu hastanın, uygun tedaviyle birkaç hafta içinde tamamen iyileştiğini ve kalpte kalıcı bir hasar kalmadığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Ancak bazı durumlarda, kalp kasının toparlanması daha uzun sürebilir ve nadiren de olsa kalp yetmezliği gibi komplikasyonlara yol açabilir. Özellikle daha önce kalp hastalığı olan veya tekrarlayan ataklar yaşayan kişilerde, kalbin pompalama gücü kalıcı olarak azalabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu nedenle, stres yönetimi ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin, kırık kalp sendromunun tekrarlamasını önlemek için önemli olduğuna dikkat çeken Aydın, şunları söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Kırık kalp sendromu, vücutta aşırı stresin yol açtığı biyolojik değişiklikler nedeniyle gelişir. Ani ve yoğun duygusal stres, vücutta yüksek miktarda, başta adrenalin olmak üzere, stres hormonu salgılar. Bu hormonlar, kalp kasının anormal bir şekilde kasılmasına ve dolayısıyla kalp fonksiyonunun bozulmasına yol açabilir. Beyin, kalbe sinyaller göndererek bu stres yanıtını yönetmeye çalışırken, kalp kası geçici olarak zayıflar ve sağlıklı bir şekilde pompalama yapamaz. Özellikle ani üzüntü, korku, büyük bir kayıp veya travmatik bir olay, bu sendromun tetikleyicisi olabilir. Aşk acısı ve yas bu durumun oluşmasında etkili olabilecek tetikleyicilerdendir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Duygusal hassasiyet riski artırıyor!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kişilik özelliklerinin, kırık kalp sendromunun gelişiminde etkili olabileceğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Araştırmalar, daha duyarlı, aşırı empatik, stresle başa çıkma mekanizmaları zayıf olan ya da aşırı duygusal kişilerde bu sendromun gelişme riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Duygusal olarak daha hassas bireylerin, stresli olayları daha yoğun hissedebileceğine ve bu durum kalp üzerinde daha büyük bir baskı yaratabileceğine işaret eden Aydın, “Kişilik özelliklerinin yanı sıra, geçmişte yaşanan travmalar, stresle başa çıkma biçimleri ve sosyal destek düzeyi de risk faktörlerini etkileyebilir. Özetle, duygusal hassasiyet ve stresle başa çıkma yeteneği, kırık kalp sendromu riskini artıran önemli faktörler arasında yer alabilir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Stres yönetimi kırık kalp sendromu ile başa çıkmak için önemli bir adım!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kırık kalp sendromu yaşayan bir kişinin, öncelikle duygusal ve psikolojik açıdan desteklenmesi gerektiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Bu kişiler için, duygusal travmanın iyileşmesi kadar, psikolojik destek de önemlidir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Öncelikle, kişinin yaşadığı duygusal acıyı anlamak ve onlara empati göstermek gerektiğini kaydeden Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Kişinin stresle başa çıkma becerilerini güçlendirmek, meditasyon, derin nefes almayı öğretmek gibi rahatlama teknikleri sunmak faydalı olabilir. Ayrıca, destek grupları veya terapi seansları gibi profesyonel yardım seçenekleri, kişinin duygusal iyileşme sürecini hızlandırabilir. Kırık kalp sendromunun tekrarını önlemek için, stres yönetimi ve sağlıklı duygusal ifade yolları hakkında rehberlik yapmak da önemli bir adımdır. Sosyal destek ve sevgi dolu bir çevre, kişinin iyileşme sürecinde büyük bir fark yaratabilir ”dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 15:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/kalp-krizi-degil-kirik-kalp-sendromu-1750077478.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESTETİKTE DÜNYA 7’NCİSİYİZ, PEKİ RUH SAĞLIĞINDA KAÇINCIYIZ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/estetikte-dunya-7ncisiyiz-peki-ruh-sagliginda-kacinciyiz-15312</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/estetikte-dunya-7ncisiyiz-peki-ruh-sagliginda-kacinciyiz-15312</guid>
                <description><![CDATA[Estetik uygulamalar adeta bulaşıcı hastalık gibi yayılıyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel görünümün değerlilik ölçüsü hâline gelmesinin gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açtığını belirterek, “Estetik değerlilik ölçüsü olursa, sonraki adım depresyondur,” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, küresel ölçekte yüceltilen güzellik anlayışının insan psikolojisini olumsuz etkilediğini vurguladı. Tarhan, özellikle gençlerin “güzel olan değerlidir” anlayışının kurbanı hâline geldiğini belirterek, “Türkiye estetik ameliyat oranlarında dünyada 7. sırada yer alıyor. Bu, birçok alanda ilk 7’ye giremeyen bir ülke için oldukça dikkat çekici ve düşündürücü,” dedi.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">GÜZELLİK ALGISI BİYOLOJİK Mİ, KÜLTÜREL Mİ?</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek beyinleri arasındaki biyolojik farklılıkların da fiziksel görünüme verilen önemi etkilediğini ifade etti. Kadın beyninin estetik ve duygusal değerlere daha duyarlı çalıştığını, erkek beyninin ise daha analitik yapılandığını belirten Tarhan, “Kadın beyni, fiziksel görünümünü ön plana çıkarmaya daha yatkın. Ancak bu durum kültürel etkenlerle birleştiğinde, estetik bir ihtiyaçtan çok bir zorunluluğa dönüşüyor,” dedi.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">KAPİTALİST KÜLTÜR, BEDENİ KUTSALLAŞTIRIYOR</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tüketim ekonomisinin temel motorlarından birinin güzellik algısı olduğunu vurgulayan Tarhan, “Kapitalist kültür, kadınlar için dolgun dudaklar, ince bel; erkekler için kaslı vücutlar gibi kalıpları idealize ediyor. Bu algılar gençleri ve çocukları hedef alarak, fiziksel görünümü adeta kutsal hâle getiriyor,” ifadelerini kullandı.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">GÖRÜNÜYORSAN VARSIN: “CİLALI İMAJ DÖNEMİ”</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tarhan, içinde bulunduğumuz çağı “Cilalı İmaj Dönemi” olarak tanımlarken, bireylerin artık içeriğinden çok vitriniyle ilgilenildiğini kaydetti. “İmaj, insanın kabul görme ve takdir edilme arzusuyla birleştiğinde tüketimi artıran bir silaha dönüşüyor. İnsanlar ihtiyacı olmadığı hâlde ürün alıyor, estetik yaptırıyor. Bu durum ‘görünüyorsan varsın’ anlayışını körüklüyor,” dedi.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">“DİSMORFOFOBİ VE YEME BOZUKLUKLARI ARTIYOR”</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tarhan, fiziksel görünüm takıntısının ciddi psikolojik bozukluklara zemin hazırladığını da belirterek, “Artık aynaya bakıp ağlayan, kendini çirkin sanan, ölmek isteyen dismorfofobi hastalarıyla daha sık karşılaşıyoruz. Aynı durum yeme bozukluklarında da geçerli. Kilosu 29’a düşmüş bireyler hâlâ kendini şişman sanabiliyor,” dedi.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">“ÖZBEĞENİ DEĞİL, ÖZGÜVEN GEREKLİ”</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">Estetik baskının bireylerin psikolojik dengesini bozduğunu vurgulayan Tarhan, “Özbeğeni ve özgüven karıştırılıyor. Özbeğeni narsisizmdir; özgüven ise kişinin zayıf ve güçlü yönlerini bilerek kendini kabul etmesidir. Gerçek güzellik ruhsal dengede, karakterde ve sağlıklı ilişkilerde yatar,” ifadelerine yer verdi.</span></p>

<h3><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">SONUÇ: GÜZELLİK KUTSALLAŞTI, RUHLAR BOŞALDI</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-size:16px">“Vitrinler dolu ama gönüller boş” diyerek günümüz estetik anlayışını eleştiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel görünümün hayatın merkezine yerleştirilmemesi gerektiğini vurguladı. “Beğenilen doğru, beğenilmeyen yanlış gibi bir anlayış toplumu psikolojik çöküşe sürüklüyor. Fiziksel görünümün değer ölçüsü hâline gelmesi bu çağın hastalığıdır,” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 14:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/estetikte-dunya-7ncisiyiz-peki-ruh-sagliginda-kacinciyiz-1750075536.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günümüzde arkadaşlıklar çıkar üzerinden kuruluyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/gunumuzde-arkadasliklar-cikar-uzerinden-kuruluyor-15309</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/gunumuzde-arkadasliklar-cikar-uzerinden-kuruluyor-15309</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde, dünya ölçeğinde yalnızlığa itilen ya da kendisini çevresinden tecrit eden gençler olduğu gibi, yalnızlığı ya da çevresiyle birlikte yaşamayı bilinçli olarak tercih eden gençlerin de olduğunu dile getiren uzmanlar, gençlerin derinlikli ve bütünlüklü toplumsal ilişkiler kurmasının önemi üzerinde durmanın daha yerinde olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Son elli yıllık süreçte, toplumların hem tanım hem de uygulama açısından çok çeşitli arkadaşlık biçimlerine sahne olduğunu anlatan Sosyolog Dr. Berat Dağ, “Günümüzde ortaya çıkan aşırı bireyci yapı ve etkileşim biçimleri, toplumlar açısından ciddi bir risk halini almıştır. Nitekim bu yeni süreçte, arkadaşlık ilişkilerinin çıkarcılık mefhumu çerçevesinde şekillenmeye başlaması oldukça dikkat çekicidir.” dedi.</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Bir yandan yoldaşlık geleneği sürüyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Toplumların tarihî ve coğrafî farklılıklara göre, inşa ettiği arkadaşlık ilişkilerinde süreklileşen ve değişen nitelikleri olduğunu ifade eden Dr. Berat Dağ, “Bu bağlamda, toplumsal ilişkilerin giderek para, statü ve siyasî güç ekseninde temellenmeye başlamasının, arkadaşlık anlayışını etkilediği savunulabilir. Buna rağmen, günümüzde hâlâ Doğulu toplumlara özgü sınanmış dayanışmacı ilişkilere dayanan arkadaşlık örneklerine rastlamak mümkündür. Dolayısıyla, toplumların mevcut arkadaşlık ilişkilerinde bir yandan yoldaşlık geleneğini sürdürürken, diğer yandan da çıkar ilişkileri üzerinden şekillenen değişimleri deneyimledikleri ileri sürülebilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Teknolojideki değişim arkadaşlık ilişkilerini farklılaştırdı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dijitalleşme ve sosyal medyanın, arkadaşlık ilişkileriyle karşılıklı bir etkileşim içerisinde olduğunu anlatan Dr. Berat Dağ, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu çerçevede, arkadaşlık ilişkilerindeki dönüşüm, teknolojinin niteliğini belirleyen unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Ancak teknolojideki değişim de eşzamanlı olarak arkadaşlık ilişkilerinin farklılaşmasında etkili bir süreçtir. Bu bağlamda, arkadaşlık ilişkileri bireycilik temelinde inşa edildiği sürece, teknoloji de bu inşa üzerinden şekillenecektir. Aynı şekilde, bireyciliğe odaklı bir teknolojiyle etkileşime giren bireylerin, kendi arkadaşlık ilişkilerini bu etkileşime göre düzenlemeleri de son derece olasıdır. Öte yandan, bu karşılıklı etkileşimi hem dijitalleşme ve sosyal medya hem de arkadaşlık ilişkileri açısından eşitlikçi, özgürlükçü ve dayanışmacı değerlerle temellendirmek de her zaman mümkündür."</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Günümüzde arkadaşlık ilişkileri yüzeysel bir hâl aldı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Z kuşağının arkadaşlık kurma biçimleri ile X veya Baby Boomer kuşaklarının arkadaşlık anlayışları arasındaki fark olup olmadığına da değinen Dr. Berat Dağ, “Aslında kuşak kavramı oldukça muğlak anlamlar içermektedir. Zira bireylerin, toplulukların ve toplumların ekonomik, siyasî ve zihinsel farklılıklarına dayanarak net çizgilerle bir kuşak tanımı yapmak oldukça zordur. Bu nedenle, toplumların coğrafi ve tarihsel bağlamda ortaya koyduğu süreklilik ve değişimleri dikkate alarak, arkadaşlık ilişkilerinin benzer ve farklı yönlerini somutlaştırmak daha anlamlı bir yaklaşım olacaktır. Bu tür bir somutlaştırma sonucunda, geçmişteki ve günümüzdeki arkadaşlık ilişkilerinin birbirine eklemlenen karmaşık bir toplumsal yapı oluşturduğu görülebilir. Başka bir deyişle, günümüzde arkadaşlık ilişkilerinin giderek daha temelsiz ve yüzeysel bir hâl aldığı yönünde bir eğilim gözlemlenmektedir. Ancak buna rağmen, toplumlarda hâlâ derinlikli ve bütünlüklü arkadaşlık biçimlerinin varlığını sürdürdüğünü fark etmek de mümkündür.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Son elli yıllık süreçte bireyin dönüşümü nasıl oldu?&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Arkadaşlık ilişkilerinin, her zaman ve mekânda hem uzun ömürlü hem de kısa süreli örnekler ortaya koyduğunu ifade eden Dr. Berat Dağ, “Özellikle son elli yıllık süreçte birey, toplum ve devletin kaygan, değişken, sanal ve parçalı bir düzlemde birbiriyle etkileşime girdiği açıkça görülmektedir. Bu noktada, iktisat, siyaset ve zihniyet kurumlarıyla bireysel duygu, düşünce ve eylem biçimlerinin, aşırı bir öznelleşme ve nesnelleşme bağlamında inşa edildiği belirtilmelidir. Zira, son dönemde dünyada sürekli değişen ve farklılaşan hazların peşine düşerek varlık kazanmaya çalışan, fakat içinde bulunduğu toplumu fark edemeyen bir kitle oluşmuştur. Herkesin yalnızca kendi çıkarlarını gözeterek birbirine dönüştüğü mekân ve zamanlarda, sahici ve dengeli yapılar ile etkileşimler üretmek son derece güç hâle gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yalnızlığı bilinçli tercih edenler de var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde, dünya ölçeğinde yalnızlığa itilen ya da kendisini çevresinden tecrit eden gençler olduğu gibi, yalnızlığı ya da çevresiyle birlikte yaşamayı bilinçli olarak tercih eden gençlerin de olduğunu dile getiren Dr. Berat Dağ, “Dolayısıyla, bu çeşitlilik içinde gençlerin derinlikli ve bütünlüklü toplumsal ilişkiler kurmasının önemi üzerinde durmak daha yerinde olacaktır. Zira bu önem doğrultusunda hareket edildiğinde ister yalnızlığı ister çevresiyle birlikte yaşamayı tercih etsin, gençlerin tutumu temel bir farklılık oluşturmayacaktır. Asıl belirleyici olan, gençlerin toplumsal bir varlık olmayı hedefleyerek yapacakları tercihlerdir. Bu yaklaşım, gelecekte birbirinden tamamen kopmuş bireylerden oluşan bir kalabalığın dünya çapında hâkimiyet kurmasını engelleyebilir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Son elli yılda çok çeşitli arkadaşlık biçimleri oldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Son elli yıllık süreçte, toplumların hem tanım hem de uygulama açısından çok çeşitli arkadaşlık biçimlerine sahne olduğunu anlatan Dr. Berat Dağ, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu bağlamda, günümüzde dahi her yaş grubunda, cinsiyette, meslek alanında ve toplumsal sınıfta; emek ve güven temelinde değer kazanan sağlam arkadaşlık örneklerine rastlamak mümkündür. Öte yandan, aynı dönemde ortaya çıkan aşırı bireyci yapı ve etkileşim biçimleri, toplumlar açısından ciddi bir risk halini almıştır. Nitekim bu yeni süreçte, arkadaşlık ilişkilerinin çıkarcılık mefhumu çerçevesinde şekillenmeye başlaması oldukça dikkat çekicidir. Bu nedenle, her toplumun kendi özgün nitelikleri doğrultusunda bireyselliği koruyan bir toplumsallığın imkânlarını tartışması büyük önem taşımaktadır.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Jun 2025 11:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/gunumuzde-arkadasliklar-cikar-uzerinden-kuruluyor-1749890035.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ SICAKLARINI İSTEMEYENLER DE VAR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yaz-sicaklarini-istemeyenler-de-var-15301</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yaz-sicaklarini-istemeyenler-de-var-15301</guid>
                <description><![CDATA[Kimi insanlar sıcak yaz günlerinde bile kuru kalabilirken, kimileri ise en serin ortamlarda dahi avuç içlerinden ter damlayacak kadar zorlanıyor. Bu fark bazen dışardan anlaşılmasa da, aşırı terleme yaşayan kişiler için gündelik yaşamda büyük bir yük haline gelebiliyor. Ellerden kayıp giden tokalaşmalar, koltuk altındaki ter izleri nedeniyle giyilemeyen giysiler, yürüdükçe kayganlaşan ayak tabanları… Tüm bu durumlar, kişilerin sosyal hayattan uzaklaşmasına ve özgüven kaybı yaşamasına neden olabiliyor. Aşırı terleme sorunu olmasa bile menopoz döneminde bazı kadınlar da benzer durumu yaşayabiliyor. Terden kurtulmanın bir yöntemi yok mu diye düşünenler için modern tıpta etkili ve güvenli bir çözüm olduğunu belirten Medikal Estetik Uzmanı Dr. Atakan Bör “Aşırı terleme günümüzde çözümsüz bir sorun değil. Botoks, ter bezlerinin aşırı sinyallerle uyarılmasını önleyerek terlemeyi durduruyor. İşlemden birkaç gün sonra etkisi başlıyor ve çoğu hastada 6 ila 12 ay boyunca konfor sağlıyor. Uygulama sonrası hastaların yaşam kalitesinde ciddi bir artış gözlemliyoruz. Özellikle menopoz dönemindeki kadınlarda, saçlı deriye uygulandığında sıcak basmalarına karşı da oldukça etkili oluyor” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Vücudun normalin çok üzerinde ter üretmesine aşırı terleme, tıbbi adıyla ‘hiperhidroz’ deniliyor. Bu durum genellikle koltuk altı, el içi, ayak tabanı ve yüz bölgesinde yoğun olarak görülüyor. Kimi zaman genetik yatkınlık nedeniyle, kimi zaman da altta yatan sistemik bir rahatsızlık sonucunda ortaya çıkıyor. Stres, heyecan, fiziksel aktivite gibi durumlar bu tabloyu daha da şiddetlendirebiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Terlemeyi tetikleyen sinirler engelleniyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Botulinum toksini tip A olarak da bilinen botoksun, terlemeyi başlatan sinir iletilerini geçici olarak durdurarak ter bezlerinin gereksiz yere çalışmasını engellediğini aktaran&nbsp;<strong>Medikal Estetik Uzmanı Dr. Atakan Bör</strong>&nbsp;şunları söylüyor: “Botoks, genellikle estetik amaçlı kullanıldığı bilinen bir madde. Ancak aşırı terleme sorununa karşı da etkili bir yöntem. Terleme, şu şekilde olur; normalde vücut sıcaklığı arttığında bu sinyaller ter bezlerine ulaşır ve terleme başlar; ancak hiperhidrozda bu sistem olması gerekenden fazla aktifleşir. Uygulama sırasında çok düşük dozlarda yapılan enjeksiyonlar, sinirlerin ter bezlerine komut göndermesini geçici olarak engeller. Böylece terleme refleksi kontrol altına alınmış olur.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşlem genellikle 10-15 dakika sürüyor, lokal anestezi uygulanıyor ve hasta işlem sonrası günlük hayatına dönebiliyor. Uygulamanın etkisi 3-7 gün içinde başlıyor, tam etkinliğe ise birkaç hafta içinde ulaşılıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Koltuk altında hem teri hem kokuyu önlüyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Botoks tedavisi koltuk altı, el içi, ayak tabanı ve yüz gibi terlemenin yoğun hissedildiği tüm bölgelere uygulanabiliyor. Koltuk altı uygulamaları hem ter hem de koku sorununu önlüyor. El içi terlemelerinde ise sosyal hayatta el sıkışma gibi etkileşimler kolaylaşıyor. Ayak terlemelerinde mantar riski azalıyor, yüz bölgesinde ise hem terleme azalıyor hem de makyaj kalıcılığı artıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Menopozdaki gece terlemeleri için de uygun</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Menopoz döneminde kadınların sıkça yaşadığı sıcak basmaları ve gece terlemeleri, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebiliyor. Bu süreçte hormonal dengesizlikler nedeniyle vücut ısısı kontrolünün zorlaştığına dikkat çeken&nbsp;<strong>Dr. Atakan Bör&nbsp;</strong>“Saçlı deriye yapılan düşük doz botoks enjeksiyonları, bu sıcaklık dalgalanmalarını dengelemeye yardımcı oluyor. Bu sayede kadınlar hem fiziksel hem de duygusal olarak daha dengeli bir dönem geçirebiliyor” diyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uygun teknikle uygulanmazsa doğru sonuç vermez</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Botoks etkisi kalıcı olmasa da düzenli uygulamayla uzun süreli rahatlık sağlanıyor. Ortalama 6-12 ay süren etki, hastanın metabolizmasına ve uygulama bölgesine göre değişebiliyor. Uygulama öncesi detaylı değerlendirme yapılması, terleme dinamiklerinin iyi analiz edilmesi ve hastanın beklentilerine göre bir planlama yapılması da tedavi başarısında önemli rol oynuyor. Uygulama sonrası ise bölgede hafif kızarıklık, morluk veya geçici ağrı gibi yan etkiler görülebiliyor. Ancak bu yan etkiler genellikle hafif düzeyde ve geçici oluyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uygulamayı gerçekleştiren hekimin yetkinliğinin ve deneyiminin önemine işaret eden&nbsp;<strong>Dr. Atakan Bör</strong>&nbsp;“Botoks doğru bölgeye, doğru dozla ve uygun teknikle uygulanmadığında ya etkisiz kalır ya da istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka bu işlemi düzenli yapan, deneyimli bir hekime başvurmak gerekir” sözleriyle uyarıda bulunuyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>18 yaş altındakilere uygulanmaz</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Botoks enjeksiyonları genellikle güvenli olsa da bazı kişilere önerilmiyor. Kas-sinir hastalığı olan bireyler, gebeler, emziren anneler ve 18 yaş altı kişiler bu tedavi için uygun görülmüyor. Uygulama öncesi detaylı bir değerlendirme yapılması ve varsa diğer sağlık sorunlarının dikkate alınması gerekiyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Jun 2025 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/yaz-sicaklarini-istemeyenler-de-var-1749717777.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>METABOLİZMANIZI HIZLANDIRAN 12 ETKİLİ ÖNERİ!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/metabolizmanizi-hizlandiran-12-etkili-oneri-15295</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/metabolizmanizi-hizlandiran-12-etkili-oneri-15295</guid>
                <description><![CDATA[Tüm yıl özlemle beklediğimiz yaz mevsimi kapımızı çalarken, hemen hepimizi zayıflama telaşı sardı. Ancak bazılarımız beslenmelerine biraz dikkat ederek hızla kilo verirken, bazılarımız ise kalori hesabı yapsalar bile ideal kilolarına kavuşmakta güçlük çekebiliyorlar. Kulağa hiç adil gelmeyen bu sorun metabolizmanın yavaş çalışmasından kaynaklanıyor olabilir! İlerleyen yaş, genetik özellikler ve kadın olmak gibi unsurlar metabolizma hızını olumsuz etkileyen etmenlerin başında gelseler de sıkça yapılan hatalı alışkanlıklar da bu tablodan sorumlu oluyor.Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, metabolizma hızının nasıl beslendiğiniz, ne kadar hareket ettiğiniz ve yaşam tarzınızla doğrudan ilgili olduğunu belirterek, “Vücudumuzun aldığı besinleri enerjiye dönüştürme ve bu enerjiyi kalori olarak yakma kapasitesine ‘metabolizma hızı’ deniyor.  Araştırmalar, düşük bazal metabolizma hızına sahip bireylerin kilo alım riskinin otomatik olarak artmadığını, bunun yerine günlük yaşam tercihleriyle bu durumun dengelendiğini gösteriyor. Dolayısıyla doğru stratejilerle, düşük bazal metabolizma hızının etkilerini dengelemeniz ve kilo kontrolünü sağlamanız mümkün” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, metabolizmanın sağlıklı işleyişi için sadece alınan kalorilere değil, vücudun bu enerjiyi nasıl kullandığına da dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “Yeterli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve uyku düzenine özen göstermek, metabolizmayı destekleyen en temel üç stratejidir” bilgisini veriyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, metabolizmanızı hızlandırmanın 12 kuralını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güne kahvaltı yaparak başlamak, gece boyunca yavaşlayan metabolizmayı hızlandırıyor. Ayrıca düzenli kahvaltı alışkanlığı kardiyometabolik sağlığı, yani kalp sağlığını olumlu yönde etkileyerek obezite, tip 2 diyabet ve hipertansiyon riskini de azaltabiliyor.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Uzun süre aç kalmayın</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzun süre aç kalmak, vücudu enerji koruma moduna sokarak metabolizmayı yavaşlatabiliyor. &nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, kan şekerinin dengede kalması için ana öğünler arasında sağlıklı ara öğünler tüketmeniz gerektiğine işaret ederek, “Düzenli ve gündüz saatlerinde yapılan öğünler metabolik ritme uyum sağlıyor, geç saatlerde tüketilen yemek ise yağ yakımını azaltabiliyor” diyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Her ana öğünde yeterli protein alın</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Proteinlerin sindirimi daha fazla enerji gerektiriyor; bu durum da “termik etki” sayesinde metabolizmayı hızlandırıyor. Proteinler ayrıca tokluk süresini uzatarak aşırı yeme riskini azaltıyor. Sağlık probleminiz yoksa, her bir kilonuz için 1 gram protein almaya özen gösterin. Örneğin 70 kiloysanız günlük 70 gram &nbsp;protein almanız gerekiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Lifli besinleri ihmal etmeyin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lifli gıdalar daha uzun süre tok tutuyor ve bağırsak hareketlerini artırıyor. Bu durum da dolaylı yoldan metabolizmayı destekliyor. Metabolizmanızı hızlandırmak için günlük 25–30 gram lif almaya özen gösterin. &nbsp; Yeterli lif alımını 1 su bardağı haşlanmış mercimek, 1 adet armut, 1 avuç badem, 1 dilim tam buğday ekmeği veya 1 tabak brokoliyle ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Şok diyetlerden kaçının</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çok düşük kalorili diyetler vücudu koruma moduna geçirerek metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Ayrıca, uzun vadede kas kaybına yol açarak bazal metabolizma hızını yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç,<strong>&nbsp;</strong>metabolizma hızının düşmemesi için yeterli ve dengeli beslenmenin son derece önemli olduğunu söylüyor.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Haftada en az 2 gün balık yiyin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Omega-3 yağ asitleri inflamasyonu azaltıyor ve yağ metabolizmasını destekliyor. Bunların yanı sıra tiroit hormonlarıyla etkileşime girerek metabolizma hızını artırabiliyor. Haftada en az 2 gün somon ve uskumru gibi yağlı balıklar veya her gün 1 tatlı kaşığı keten tohumu/2 tam ceviz tüketmeyi alışkanlık edinin.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Günde 2 fincan şekersiz yeşil çay için</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeşil çay, kateşin adı verilen antioksidanlardan oldukça zengin. Kateşinler ve kafein birlikte çalışarak yağ oksidasyonunu ve enerji harcamasını artırıyor ve vücutta inflamasyonu azaltmak ve ağız mikrobiyotasını dengeleyerek metabolik sağlığı desteklemek için faydalı olabiliyor. Günde 2–3 fincan sıcak veya soğuk, şekersiz yeşil çay içebilirsiniz.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Yeterli su içtiğinizden emin olun</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bol su tüketimi metabolizmayı hızlandırıyor. Yetersiz su tüketimi ise metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla her gün yeterli su içtiğinizden emin olun. Vücut ağırlığınızı 30-33 ml ile çarparak günlük su ihtiyacınızı hesaplayabilirsiniz. Örneğin, 70 kiloysanız (70 kg x 30-33 ml=&nbsp;2100-2300&nbsp;ml) günde 2100 – 2300 ml su içmeniz gerekiyor.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>İşlenmiş gıdalardan uzak durun</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşlenmiş gıdalar sindirimi kolaylaştırdığı için metabolizmanın harcayacağı enerjiyi azaltıyor. Ayrıca kan şekerinde dalgalanmalara yol açarak yağ depolanmasına sebep olabiliyor. &nbsp; Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, “Bu nedenle paketli ürünler, rafine şekerli atıştırmalıklar ve beyaz unlu ürünlerden uzak durun. Doğal, az işlenmiş, ev yapımı gıdaları tercih edin” diyor.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Filtre kahve veya Türk kahvesi tüketin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kafein, merkezi sinir sistemini uyararak metabolizma hızını artırabiliyor. Ayrıca, yağ oksidasyonunu destekleyerek enerji harcamasını yükseltiyor. Günlük 2–3 fincan sade filtre kahve veya 1–2 fincan Türk kahvesi tüketmeniz metabolizmanın hızlanmasına yardımcı oluyor. &nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Metabolizmayı hızlandıran doğal güçler: Polifenoller, Kapsaisin ve Antioksidanlar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beslenme ve Diyet Uzmanı Pınar Koç, metabolizmayı hızlandıran bazı besinleri şöyle özetliyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ananas:&nbsp;</strong>İçerdiği bromelain enzimiyle sindirimi kolaylaştırıyor, ödemin atılmasına yardımcı oluyor ve lif içeriği sayesinde tokluk süresini uzatabiliyor. Günde 1 dilim (yaklaşık 100–150 gr) taze ananas tüketmeyi alışkanlık edinin.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kırmızı meyveler</strong>: Antosiyanin ve polifenol içerikleriyle insülin duyarlılığını artırıyor, yağ metabolizmasını destekleyebiliyor. Günde 1 küçük kase (yaklaşık 100–150 gr) taze veya dondurulmuş olarak tüketmenizde fayda var.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Elma sirkesi</strong>: Tokluk süresini uzatabiliyor, kan şekeri ve insülin tepkisini düzenleyebiliyor. Mide rahatsızlığınız yoksa, yemekten önce 1 bardak suya 1 yemek kaşığı (15 ml) elma sirkesi ekleyebilirsiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Acı biber (Kapsaisin):</strong>&nbsp;Kapsaisin, vücut sıcaklığını yükselterek geçici bir metabolizma artışı sağlıyor. Ayrıca iştahı azaltıcı etkisi de bulunuyor. Sağlık probleminiz yoksa, haftada 3 öğünde, yemeklere 1 çay kaşığı pul biber veya taze acı biber ekleyebilirsiniz. &nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Zencefil:&nbsp;</strong>Termojenik ve iştah dengeleyici etkisi var. Çay, yemek ya da yoğurtla günde 1 tatlı kaşığı kadar kullanabilirsiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Turpgiller&nbsp;</strong>(Brokoli, Karnabahar, Brüksel Lahanası, Turp, Lahana vb.) Glukozinolat içeriğiyle detoksu destekliyor, ayrıca lif ve antioksidan sağlıyor. Ana öğünlerde 1 porsiyon (yaklaşık 1 su bardağı pişmiş) tüketebilirsiniz.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:20px"><strong>Düzenli egzersiz yapın, kaliteli uyuyun!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Direnç antrenmanları başta olmak üzere, düzenli yapılan fiziksel aktiviteler kas kütlesini artırarak bazal metabolizma hızını yükseltiyor. Zira, kas dokusu dinlenme halinde bile yağ dokusundan daha fazla enerji harcıyor. Bu nedenle, kas oranı yüksek bireylerde metabolizma daha hızlı çalışıyor. Yetersiz ve düzensiz uyku da açlık-tokluk sinyallerini düzenleyen hormonlarda bozulmalara yol açarak iştah artışına ve metabolik dengesizliklere neden olabiliyor. Düzenli ve kaliteli uyku ise hem hormonal dengeyi hem de metabolizma hızını olumlu yönde etkiliyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jun 2025 18:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/metabolizmanizi-hizlandiran-12-etkili-oneri-1749570921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>21. YÜZYIL İNSANI MANEVİ YALNIZLIK İÇİNDE !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-15294</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-15294</guid>
                <description><![CDATA[Tasavvuf geleneğinin, asırlardır manevî şifa sunduğunu aktaran Dr. Yalçınkaya, “Günümüz insanı yoğun stres altında; zihinler sürekli meşgul, gönüller yorgun. Tasavvufun teklif ettiği çözümlerden biri, an’da kalma ve tevekkül pratiğidir. Günlük hayatta uygulanabilecek çok basit bir zikir veya nefes egzersizi, stresi azaltıp kişinin merkezine dönmesine yardımcı olabilir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Dr. Öğretim Üyesi Arzu Eylül Yalçınkaya, 21. yüzyıl insanının yaşadığı stres, yalnızlık ve anlam boşluğu gibi sorunlara tasavvufun sunduğu kadim çözümleri anlattı. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">2022-2024&nbsp;yıllarında Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde (CMES) akademisyen (post-doktora araştırmacısı) olarak bulunan Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, bu süreçte Harvard’da Mevlevî sûfi müziğine dair sunumlar ve dinletiler gerçekleştirdi, geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri üzerine akademik projeler geliştirdi. Halen Kyoto Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen “İki Doğunun Köprüsü” başlıklı tasavvuf şiiri ve müziği atölye dizisinde yer alan Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, tasavvufun 21. yüzyılda modern insanın içsel dünyasına, gündelik yaşamına ve toplumsal barışa nasıl katkılar sunduğunu ele aldı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>21. yüzyıl insanı manevi yalnızlık içinde</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Modern insanın manevi bir yalnızlık içinde olduğuna işaret eden Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, "Tasavvuf, en temelde insanın içsel yolculuğuna rehberlik eder. Koşuşturma içinde ihmal ettiğimiz kalp dünyamızı beslemeyi ve nefis terbiyesiyle özümüzü arındırmayı öğretir. 21. yüzyıl insanı teknolojik olarak hiç olmadığı kadar bağlantıda, ancak manevi anlamda kendisini yalnız ve amaçsız hissedebiliyor. İşte tasavvuf bu boşluğu, insana&nbsp;kendini ve Rabbini tanıma&nbsp;imkânı sunarak dolduruyor. Örneğin tasavvufta ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ ilkesi vardır; kişi iç dünyasına dönüp&nbsp;nefsini&nbsp;tanıdığında, aslında İlâhî hakikatin kendi özündeki yansımasını keşfeder. Bu süreç, modern insanın aradığı&nbsp;kimlik ve anlam duygusunu pekiştiriyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Günümüzde pek çok insan stres ve kaygı içinde savruluyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tasavvufun içsel dünyamıza katkısının ruhsal derinlik ve huzur getirmesi olduğunu dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Günümüzde pek çok insan stres ve kaygı içinde savruluyor; oysa tasavvufî pratikler – meselâ&nbsp;zikir&nbsp;(Allah’ı anma) veya&nbsp;tefekkür&nbsp;(derin düşünme/meditasyon) – zihni sükûnete erdirip kalbi dinginleştiriyor. Naçizane kendi akademik ve kişisel tecrübemde, tasavvufî şiir ve müziğin bireylerin kalbine doğrudan dokunabildiğini gördüm. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin şiirleri yüzyılları aşıp bugün hâlâ milyonlarca insana ilham veriyorsa, bu tam da tasavvufun insandaki özlemlere hitap edebilmesinden dolayıdır. Rûmî'nin mesajı evrenseldir:&nbsp;‘Biz aşkla yaratıldık’&nbsp;der ve modern insanın içsel dünyası da bu aşk ve merhamet mesajıyla tekrar canlanabilir.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tasavvuf asırlardır manevi şifa sunuyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tasavvuf geleneğinin, asırlardır&nbsp;manevî şifa&nbsp;sunduğunu hatırlatan Dr. Yalçınkaya, “Günümüz insanı yoğun stres altında; zihinler sürekli meşgul, gönüller yorgun. Tasavvufun teklif ettiği çözümlerden biri,&nbsp;an’da kalma&nbsp;ve&nbsp;tevekkül&nbsp;pratiğidir. Mutasavvıflar, şu anın kıymetini bilmeyi ve kontrol edemediklerimiz için Allah’a teslim olmayı öğütler. Bu bakış açısı, modern psikolojideki&nbsp;mindfulness&nbsp;(bilinçli farkındalık) ve kabullenme yaklaşımlarıyla şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Örneğin günlük hayatta uygulanabilecek çok basit bir zikir veya nefes egzersizi, stresi azaltıp kişinin merkezine dönmesine yardımcı olabilir.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eski hekimler ve sûfîlerin rast, hüzzam, segâh gibi makamlarla farklı ruh hallerini tedavi etmeye çalıştığını, kendisinin de geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri üzerine akademik projeler yürüttüğünü belirten Dr. Yalçınkaya, Harvard ve Cambridge'de katıldığı "Makamların İyileştirici Etkisi" gibi etkinliklerde müziğin insanlar üzerindeki yatıştırıcı ve birleştirici gücüne bizzat şahit olduğunu söyledi</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yalnızlık hissinin, çağımızın en büyük manevi yaralarından biri olduğunu ifade eden Dr. Yalçınkaya, “Tasavvuf, insana&nbsp;yalnız olmadığını&nbsp;hissettiriyor; çünkü bu öğretiye göre insan her daim Hakk’ın huzurunda ve muhabbetindedir. Mevlânâ bir rubâîsinde der ki: ‘Yalnızlık Allah’a mahsustur, sen O’nunla olduktan sonra hiç kimsesin kalmaz.’ Gerçekten de kalbinde ilâhî aşkı hisseden kişi, özünde bir&nbsp;kâinat ailesinin&nbsp;ferdi olduğunu anlar. Ayrıca tasavvufta&nbsp;sohbet&nbsp;ve&nbsp;dergâh geleneği&nbsp;vardır: insanlar tekke ortamında bir araya gelip gönülden gönüle muhabbet ederlerdi. Günümüzde belki tekkeler yok ama bu geleneğin modern versiyonlarına ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tasavvuf, insana varoluşsal bir rehberlik sunuyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Anlam arayışı konusunda tasavvufun, insana varoluşsal bir rehberlik sunduğunu dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Neden buradayım, hayatın gayesi ne?&nbsp;diye soran modern birey, tasavvufî öğretilerde bu soruların cevabını bulabilir. Tasavvuf öğretisi der ki:&nbsp;‘Sen bu dünyaya bir tohum olarak geldin, kemâle erip meyve vermen için buradasın.’&nbsp;Yani kendi potansiyelini gerçekleştirmek, olgunlaşmak ve Hakikat’i idrak etmek insanın gayesidir. Bu perspektif, anlam boşluğunu doldurmada eşsiz bir katkı sunuyor. Nitekim pozitif psikoloji alanında da maneviyatın ve anlam duygusunun mutlulukla bağlantısı vurgulanıyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Maddiyat peşinde koşmak mutluluğa engel olabiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uluslararası Pozitif Psikoloji Derneği (IPPA) gibi platformlarda "Mevlânâ ve Mutluluk" konulu sunumlar yaptığını ve Rûmî'nin asırlar önce dile getirdiği hakikatlerin bugün hala küresel ölçekte terapötik bir etki yarattığını gözlemlediğini aktaran Dr. Yalçınkaya, “Mevlânâ, insanın aslî mutluluğunun manevi kaynağa bağlılıkta yattığını vurgulayarak aşırı dünyevî hırsların huzuru kaçırdığını söylerdi. Modern bilim de bugün maddiyat peşinde koşmanın mutluluğa engel olabileceğini ortaya koyuyor. Demek ki tasavvufun önerdiği hayat tarzı – ölçülülük, şükür, aşk ve hizmet – günümüz insanının aradığı psikolojik iyi oluş hâline ulaşmasında güçlü bir reçete sunabilir.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Mevlânâ’nın manevi yolu, çağlar üstü bir ilham kaynağı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mevlevîlik yani Mevlânâ’nın manevi yolunun, çağlar üstü bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Dr. Yalçınkaya, “Bugün insanlar Konya’ya gidip semâ törenlerini izlerken yalnız estetik bir ritüel görmüyorlar; aynı zamanda&nbsp;insanın hakikat arayışının sembolik bir temsiline tanık oluyorlar. Semâ dönen dervişin hareketi, modern insana şunu fısıldar:&nbsp;‘Kendi eksenin etrafında dönerken merkezini unutma; merkezinde hep Allah olsun.’&nbsp;Bu mesaj, günümüzün dağılmış zihinlerine derin bir odaklanma ve merkezlenme çağrısıdır. Mevlevîlik’teki hoşgörü ve sevgi prensipleri de bugüne ışık tutuyor.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tasavvufun engin kültürel mirası, ilham kaynağı olmaya devam ediyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Osmanlı dönemi mutasavvıflarının, modernleşme karşısında içlerine kapanmadığını tam tersine&nbsp;tasavvufun evrensel mesajlarını yeni toplumsal yapıya adapte etmeye çalıştıklarını gördüğünü ifade eden Dr. Yalçınkaya, “Bugün de Mevlevîlik başta olmak üzere tasavvufun engin kültürel mirası, hem bireysel gelişim hem de toplumsal yenilenme için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tasavvufun en güzel yanlarından birinin dil, din, kültür fark etmeksizin insanların kalplerine hitap edebilmesi olduğunu kaydeden Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, “Bu yönüyle tasavvuf, bir kültürel diplomasi aracı olarak fevkalade etkilidir. &nbsp;Müzik tasavvufun evrensel dilidir. Müzik ve sanat yoluyla, herhangi bir tercümeye ihtiyaç duymadan gönülden gönüle bir köprü kurulabiliyor.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tasavvuf kültürü dünya çapında&nbsp;ortak bir diyalog zemini&nbsp;sunuyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tasavvufun evrensel mesajlarının, uluslararası diyalog platformlarında da büyük ilgi gördüğünü anlatan Dr. Yalçınkaya, “Mevlânâ, günümüz dünyasında belki de en tanınmış doğulu şair-filozoftur; şiirleri birçok dile çevrildi ve bugün Amerika’da bile en çok okunan şairlerin başında geliyor. Onun&nbsp;<strong>‘</strong>Gel, ne olursan ol yine gel’&nbsp;diye özetlenen çağrısı, aslında barış içinde bir arada yaşamanın manifestosudur. Tasavvuf kültürü dünya çapında&nbsp;ortak bir diyalog zemini&nbsp;sunuyor.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tasavvuf, kalpleri yumuşatır&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tasavvufun özünde yatan değerlerin, toplumsal barışın adeta mayası gibi olduğunu da vurgulayan Dr. Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Çünkü tasavvuf bize hoşgörü, tevazu, hizmet gibi erdemleri aşılar. Bir toplumda bireyler bu erdemlerle yoğrulursa, elbette ki sosyal barış da güçlenecektir. Tarihte Osmanlı dönemine baktığımızda, farklı etnik ve dini grupların asırlarca nispeten uyum içinde yaşayabilmesinde tasavvufî kültürün rolü büyüktür. Mevlevîhâneler, Bektaşî dergâhları sadece tarikat mensuplarına değil, her kesimden insana kapısını açardı; aşevlerinde yoksulun karnı doyurulur, misafirhanelerde yolcu ağırlanırdı. Bu, toplumsal dayanışmanın en somut örneklerindendi. Tasavvuf, ‘yaratılanı Yaratan’dan ötürü sev’ anlayışını benimsediği için, ötekileştirmeyi reddeder. Eğer insanlar birbirinde Hakk’ın tecellisini görürlerse, farklılıklar çatışma sebebi olmaktan çıkar, zenginlik olarak görülür. Tasavvuf, kalpleri yumuşatarak ve insana merhameti telkin ederek, bir arada yaşama kültürünün gelişmesine katkı sunuyor.”Dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jun 2025 18:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/06/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-1749569906.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEL FITIĞI GÖRÜLME YAŞI 15’E KADAR DÜŞTÜ!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bel-fitigi-gorulme-yasi-15e-kadar-dustu-15246</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bel-fitigi-gorulme-yasi-15e-kadar-dustu-15246</guid>
                <description><![CDATA[Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!  Gençler arasında çok popüler, ancak…  Sporda ağırlık kaldırırken, dikkat!  Tablet, telefon ve bilgisayarda uzun süre geçirmek riskli!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak…&nbsp;Tüm bunlar ve daha pek çok etken nedeniyle&nbsp;bel bölgesinin omurları arasında yer alan diskler kayma veya yırtılma sonucu, sinirler ile omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştiriyorlar. Bel fıtığı olarak adlandırılan bu tabloda disklerin sinire baskı yapmaları sebebiyle gelişen bel ağrısı, bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk ve kas zayıflığı gibi sorunlar, hastaların günlük aktivitelerini ciddi boyutlarda kısıtlayabiliyor. Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiği belirtiliyor.<strong>&nbsp;Dr. Ferda Özdemir, &nbsp;</strong>üstelik bel fıtığının son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre; &nbsp;15 yaş ve üzeri kişilerde son 12 ay içinde bel bölgesi sorunlarının görülme oranı yüzde 29,7 olarak belirlenmiş. &nbsp;Ülkemizde, 15-49 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada da; bel ağrısı nedeniyle tanı alanların yüzde 67,5’ine bel fıtığı teşhisi konulduğu bildirilmiş. &nbsp;Bu veriler, Türkiye’de her yıl bel fıtığı tanısının ne kadar yüksek oranda olduğunu ve görülme yaşının ne kadar düştüğünü göstermektedir” diyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Az hareket etmekten hatalı teknikle ağırlık kaldırmaya…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong>Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor. &nbsp;Fizik Tedavi ve &nbsp;Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, &nbsp;<strong>&nbsp;&nbsp;</strong>gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirterek, “Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunuyor. &nbsp;Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret ederek, &nbsp;“Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” bilgisini veriyor. &nbsp;Prof. Dr. Ferda Özdemir, çağımızın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu söylüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlıyorsa, dikkat!&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong>Bel bölgesindeki omurlar arasında yer alan diskler, omurganın esnekliğine ve vücut dengesine yardımcı oluyorlar. Bu disklerin yaşlanma, aşırı zorlanma veya ani hareketler nedeniyle zarar görmeleri durumunda fıtık gelişebiliyor ve sinirlere baskı yapabiliyor. Bunun sonucunda, hastada yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyuta ulaşabilen çeşitli yakınmalar gelişebiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturmaktadır” diye konuşuyor. &nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span><span style="font-size:16px"><strong>Tedaviyle ağrı kontrol altına alınıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong>Bel fıtığının tedavisinde temel hedef; &nbsp;omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan &nbsp; kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak oluyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm bel fıtığı hastalarının sadece &nbsp;yüzde 5-10’u ameliyat gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,<strong>&nbsp;</strong>sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, &nbsp;şunları söylüyor: “Bel fıtığında erken teşhis, iyiliğin korunmasında ve hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle düzenli yapılan egzersizlerle kaslar güçlenmekte, &nbsp;omurga daha iyi desteklenmekte ve sinir baskısı azalmaktadır. &nbsp; Bu etkiler &nbsp;sayesinde ağrı uzun süreli olarak önemli ölçüde hafiflemekte hatta bazı hastalarda geçmektedir.” &nbsp;Ancak hasta hatalı duruş, hareketsizlik ve ağır kaldırma gibi istenmeyen hataları yapmaya devam ederse ağrının tekrar başlayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ferda Özdemir, &nbsp; “Düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat &nbsp;etmek, omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörlerdir” diyor. &nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 13:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/bel-fitigi-gorulme-yasi-15e-kadar-dustu-1748255705.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAHATLIK MI, RİSK Mİ? YAPAY ZEKÂ PSİKOLOJİMİZİ SESSİZCE DEĞİŞTİRİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/rahatlik-mi-risk-mi-yapay-zeka-psikolojimizi-sessizce-degistiriyor-15243</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/rahatlik-mi-risk-mi-yapay-zeka-psikolojimizi-sessizce-degistiriyor-15243</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zekanın günlük yaşamda yaygın olarak kullanıldığını belirten uzmanlar, yapay zeka psikolojisi ile ilgili çalışmalarda duygusal faktörlerin kısmen ihmal edildiğini söylüyor.

Hemen hemen her hanede kullanılan yapay zeka uygulamalarının hayatı kolaylaştırdığına ancak etik sınırların gözetilmesi gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapay zeka insanların özel alanlarına müdahale etmek, insanların davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek üzere kullanılmamalı.” dedi. yapay zekanın duygusal unsurları ihmal ettiğini ve insan iletişiminin yerini tam olarak dolduramayacağını kaydeden Demir, sosyal izolasyon ve yalnızlık gibi olumsuz duyguları artırabileceğini, ayrıca yapay zekanın aşırı kullanımının yaratıcılığı köreltebileceğini ve dikkat eksikliği, bağımlılık gibi psikolojik sorunlara yol açabileceğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yapay zeka içeren ürünleri hepimiz kullanıyoruz!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapay zekanın günümüzde gündelik yaşantısını süren sıradan insanlar tarafından bile görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Çalışmalar yapay zekanın da tıpkı insandaki doğal zeka gibi insana ait olan tüm eylemleri gerçekleştirmesini hedefliyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapay zeka içeren ürünleri hepimizin kullandığını kaydeden Demir, “Sesli komut verebildiğimiz cep telefonlarımız buna en büyük örnek. Bunun dışında arama motorları, navigasyon, robot süpürgeler, akıllı ev sistemleri, yabancı dili çevirmek için kullanılan uygulamalar alt yapısında yapay zekayı barındırıyor.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yapay zeka, insanların özel alanlarına müdahale etmek üzere kullanılmamalı!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu hikayenin 1950’lerin başında başladığını ve günümüzde yapay zekanın dahil olmadığı hane sayısının çok az olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Gelişen teknoloji ile yapay zekâ türlerinin psikoloji, sinirbilim, mühendislik alanı ile &nbsp;duygu, irade, yaratıcılık, kişilik gibi insana ait olan özellikleri taklit etmeyi amaçlamaktadır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapay zekânın işleyişi kontrol edilebilir olduğu sürece insanların hizmetinde çok yararlı amaçlar için kullanılabileceğini dile getiren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Yapay zekanın gündelik yaşamımızı kolaylaştırdığı bir gerçek ancak bu teknolojiyi geliştirirken uzmanlar ve sonrasında kullanıcılar muhakkak etik konularda hassas olmalı. Yapay zeka insanların özel alanlarına müdahale etmek, insanların davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek üzere kullanılmamalı. Yapay zekanın doğal zekayı kontrolü mutlaka engellenmeli. Etik kurallar konusunda insanlarla ile çakışan kararlar almasının önüne geçilmeli.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yapay zekanın psikolojiye etkisinde duygusal faktörler kısmen ihmal ediliyor!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsana ait bir sinir sistemi olmadığı için yapay zeka ile duygusal paylaşımlar yapmanın zor olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Günün sonunda insan insana iletişime mecburuz. Ancak özellikle yaşlı bakımında farklı ülkelerde evde bir yardımcı robotun bulunması yaşlının yaşamını kolaylaştırdığı görülmüştür.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Eğer insani ilişkilerimizi kaybetmeden yapay zekayı kullanırsak bu durum lehimize olacaktır.” diyen Demir, “Bir yandan da yapay zeka psikolojisi ile ilgili literatürdeki araştırmalara bakıldığında çalışmaların genellikle insan beynindeki kontrol ve karar verme süreçlerine odaklanmaktadır. &nbsp;Duygusal faktörler kısmen ihmal edilmektedir. İnsanın kontrol ve karar verme becerisini duygusal faktörler önemli ölçüde etkiler. Duygular, sosyal etkileşim olmadan yapay zekanın insana ait olan doğal zekaya sahip olması mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yapay zekanın yaygınlaşması olumsuz hislerde artışa neden olabilir!&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sosyalliğin, bir arada olmanın, göz teması kurarak iletişime geçmenin insanların sinir sistemleri üzerinden etkileşime girmesi ve bu durumun da kişiyi daha sağlıklı kılmasını getirdiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Çoğumuz bir kurumu aradığımızda karşımıza çıkan otomatik sesli yanıt sisteminden rahatsız oluyoruz, derdimizi anlatacak bir çağrı merkezi personeline bağlanmak istiyoruz.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu durumun yaygınlaşmasının, yapay zekaların pek çok alanda hayatımıza girmesi ile karşımızda iletişime geçecek bir doğal zeka olmadığında ilişkilerde güçlükler, kişinin anlaşılmadığına dair olumsuz hisleri, beraberinde değersizlik, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi duygularında artış görülebileceğine vurgu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Hala bazı alanlarda yapay zekanın kullanımı mümkün değildir. Bununla beraber yapay zekanın fazlaca kullanımı kişinin yaratıcılığını azaltabilir ve özellikle cep telefonları, sosyal medya ve yapay zeka destekli diğer teknolojiler insanlarda dikkat eksikliği, bağımlılık, dürtü kontrol güçlükleri gibi psikopatolojilere sebep olabilir.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 May 2025 14:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/rahatlik-mi-risk-mi-yapay-zeka-psikolojimizi-sessizce-degistiriyor-1748003073.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Hayvana şiddet, insanlara yönelik şiddetin habercisidir!”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/hayvana-siddet-insanlara-yonelik-siddetin-habercisidir-15237</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/hayvana-siddet-insanlara-yonelik-siddetin-habercisidir-15237</guid>
                <description><![CDATA[Kamuoyunda yankı uyandıran ve hayvanlara yönelik şiddet içeren olaylar üzerinden önemli değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Aile içi şiddetten tutun, çocuk istismarına ve yaralamaya, adam öldürmeye varıncaya kadar her türlü şiddet suçunun failinin daha önce mutlaka hayvana şiddet gösterdiğini kanıtlıyor.” dedi.

Prof. Dr. Atasoy, “Tanımadığınız, bilmediğiniz insanlara çocuklarınızı teslim etmeyin. Bilmediğiniz insanlara, bu komşunuz bile olsa, çocuğunuzu bırakmayın. Karşıdan baktığınız zaman kimseyi anlamanız mümkün değil.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Sevil Atasoy, son günlerde kamuoyunda yankı uyandıran ve hayvanlara yönelik şiddet içeren olaylar üzerinden önemli değerlendirmelerde bulundu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Örneğin, bekar ve çocuğu olmayan bir erkeğin evinde çocuk oyuncaklarının bulunması ve hayvan parçalarının ortaya çıkması gibi durumların potansiyel tehlikelere işaret ettiğini ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, hayvan parçalarının bulunmasının, insan parçalarının da bulunabileceği endişesini doğurabildiğini belirtti.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hayvana kötü muamele ile insanlara yönelik şiddet arasında çok güçlü bir ilişki var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Atasoy, “Her halükârda, hayvana kötü muamele ile insanlara yönelik şiddet arasında çok güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Son 40 yıldır yapılan psikoloji, sosyoloji, kriminoloji ile ilgili bütün yayınlar, bu alandaki bütün yayınlar, aile içi şiddetten tutun, çocuk istismarına ve yaralamaya, adam öldürmeye varıncaya kadar her türlü şiddet suçunun failinin daha önce mutlaka hayvana şiddet gösterdiğini kanıtlıyor. Yani bunların ikisi arasında çok ciddi bir ilişki var.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Seri katillerin çocukluk dönemlerinde hayvanlara yönelik ciddi şiddet var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tarihte çok sayıda kişiyi öldüren ünlü seri katiller olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “10, hatta 20 kişiyi öldüren örnekler mevcuttur. Geçmişte bu kişiler, çok sayıda cinayet işlemeden yakalanmayabiliyordu. Ancak günümüzde DNA teknolojisinin gelişmesi ve soruşturma yöntemlerinin iyileşmesi sayesinde, cinayet sayısı artmadan faillerin tespiti daha erken mümkün hale gelmiştir. Buna rağmen, bilinen neredeyse tüm seri katillerin çocukluk dönemlerinde hayvanlara yönelik ciddi şiddet uygulamaları bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durum, alan uzmanları tarafından net bir şekilde bilinmektedir.” diye konuştu.<strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Türkiye'de şiddet suçu gösterenlere 'Bir hayvanınız var mıydı?’ diye sorulmalı!&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye'de şiddet suçu gösterenlerin, aile içi şiddet dahil soruşturmalarında 'Bir hayvanınız var mıydı? Hayvan beslediniz mi? Hayvana fena muamele var mı öykünüz ne diye?' diye sorulması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Atasoy, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Türkiye'de bu ilişkinin ne olduğunu bilimsel olarak bilmiyoruz. Batı dünyası için biliyoruz. Kesinlikle ilişki var. Çocuk oyuncaklarının bekar ve çocuğu olmayan bir erkeğin evinde bulunması çok tehlikeli bir hadisedir. O ayrı bir işarettir. Çocukları cezbetmek için cam önüne çocuk oyuncakları dizerek, onları içeriye çağıran, onlarla oynayan ama daha sonra da öldüren, olayları da biliyoruz. Çocuk oyuncağı bekar ve çocuğu olmayan birisinin evinde ve de dışarıdan görülecek şekilde bulunuyorsa, bu çok ciddi bir pedofili işaretidir. Yani çocuklara yönelik istismar davranışının bir işaretidir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Komşunuz bile olsa, çocuğunuzu bırakmayın!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Vatandaşlara da önemli uyarılarda bulunan Prof. Dr. Atasoy, bu profildeki kişilerin her yerde (parklarda, komşuluk ilişkilerinde, okullarda, iş yerlerinde) bulunabileceğini ve dışarıdan bakıldığında kesinlikle anlaşılamayacağını belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">"Baktığınız zaman dışarıdan, en sert işkenceleri uygulamış olan kişilerin bile ki bunların arasında her meslek grubundan kişiler olabilir." diyen Prof. Dr. Atasoy,&nbsp;“Tanımadığınız, bilmediğiniz insanlara çocuklarınızı teslim etmeyin. Bilmediğiniz insanlara, bu komşunuz bile olsa, çocuğunuzu bırakmayın. Karşıdan baktığınız zaman kimseyi anlamanız mümkün değil.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hayvana şiddet ciddiye alınması gereken bir durum!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hayvana şiddetin çok ciddiye alınması gereken bir durum olduğunun altını çizen Prof. Dr. Atasoy, “Merak için sineğin kanadını koparan, 'Acaba uçabiliyor mu?' diyerek merak için hayvanlara işkence eden, canlı kedinin kafasını suyun altına tutan veyahut da toprağa gömen, gözünü çıkaran, kafasını kesen, karnını yaran, böyle bir çocuk varsa eğer, tek çare profesyonel destektir. Ailenin herhangi bir şekilde cezalandırmasıyla, sokağa çıkmasın, cep telefonunu alayım diyerek önlenmesi kesinlikle mümkün değil. Bu psikiyatrik bozukluktur ve de mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Evde hayvana olan fena muamele yarın öbür gün ailenin diğer fertlerine muhakkak ki sirayet edecektir.” diyerek sözlerini tamamladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 May 2025 17:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/hayvana-siddet-insanlara-yonelik-siddetin-habercisidir-1747924348.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GENÇLERDE ARTIŞ GÖSTEREN DİŞ SIKMA SORUNUNA DİKKAT: BRUKSİZM KALICI HASARLARA YOL AÇABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/genclerde-artis-gosteren-dis-sikma-sorununa-dikkat-bruksizm-kalici-hasarlara-yol-acabilir-15179</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/genclerde-artis-gosteren-dis-sikma-sorununa-dikkat-bruksizm-kalici-hasarlara-yol-acabilir-15179</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde giderek yaygınlaşan diş sıkma (bruksizm) ve diş gıcırdatma davranışları, her yaş grubunu etkileyen önemli bir sağlık problemi haline geldi. Özellikle 20-40 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde daha sık görülen bu durum, sınav stresi, yoğun iş temposu ve psikolojik baskılar nedeniyle tetikleniyor. Çocuklarda ise genellikle diş değişim dönemlerinde kısa süreli olarak ortaya çıkabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bruksizmin oluşmasında sadece stres değil; anksiyete, uyku bozuklukları, kapanış bozukluğu gibi diş problemleri, bazı antidepresanların kullanımı ve nörolojik hastalıklar gibi başka faktörler de etkili oluyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gece boyunca farkında olmadan yapılan diş sıkma ve gıcırdatma davranışı, zamanla dişlerde aşınma, hassasiyet, çene ekleminde ağrı ve baş-boyun kaslarında rahatsızlık gibi sonuçlara yol açıyor. Uzun vadede tedavi edilmediğinde ise bu sorunlar diş yapısında kalıcı hasar ve çene fonksiyonlarında ciddi kayıplarla sonuçlanabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Merve Çakır, erken tanı ve doğru müdahalenin önemine dikkat çekerek, diş sıkmanın etkilerini azaltmak için şu önerilerde bulunuyor:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Azaltın:</strong> Stresinizi azaltacak yöntemler geliştirin (egzersiz, meditasyon, hobiler).</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Değiştirin:</strong> Uyku düzeninizi değiştirin. Düzenli ve kaliteli uyku alışkanlığı edinin.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Rahatlayın:</strong> Çene kaslarını rahatlatıcı egzersizler yapın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Sınır koyun:</strong> Kafein ve alkol tüketiminizi sınırlayın.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Aksatmayın:</strong> Diş hekimi kontrollerinizi ihmal etmeyin.</span></p>
	</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 May 2025 09:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/genclerde-artis-gosteren-dis-sikma-sorununa-dikkat-bruksizm-kalici-hasarlara-yol-acabilir-1746773454.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OPTİMED SAĞLIK GRUBU, BALKAN ÜLKELERİ SAĞLIK-İŞ FORUMU’NDA ANA SPONSOR OLARAK YER ALDI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimed-saglik-grubu-balkan-ulkeleri-saglik-is-forumunda-ana-sponsor-olarak-yer-aldi-15178</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/optimed-saglik-grubu-balkan-ulkeleri-saglik-is-forumunda-ana-sponsor-olarak-yer-aldi-15178</guid>
                <description><![CDATA[Optimed Sağlık Grubu, 25-27 Nisan 2025 tarihleri arasında Edirne’de düzenlenen Balkan Ülkeleri Sağlık-İş Forumu’na ana sponsor olarak katıldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Optimed yönetimi, ana sponsor olarak etkinlikte yer almaktan büyük gurur duyduklarını belirtti. Sağlıkta sınırları aşan iş birliklerini desteklemek, bölgesel entegrasyona katkı sunmak ve Türkiye’yi uluslararası platformlarda güçlü bir şekilde temsil etmek amacıyla bu önemli organizasyonda yer aldıklarını ifade ettiler.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-05-08%20at%2013_30_53.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Forum kapsamında; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Edirne Valisi, Kırklareli Valisi, Tekirdağ Valisi, Trakya Üniversitesi ve Kırklareli Üniversitesi Rektörleri, 12 Balkan ülkesinin sağlık bakanları, USHAŞ Genel Müdürü Behlül Ünver, TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat, Dışişleri Bakanlığı Balkanlar ve Orta Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Yağmur Ahmet Güldere ve çok sayıda üst düzey isim Optimed standını ziyaret etti. Ayrıca, OHSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Reşat Bahat, Çorlu Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Doğan, Özel Trakya Hastanesi sahibi Orhan Yazgan ve Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Dönmez de Optimed standına ziyaretleriyle katkı sundular.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-05-08%20at%2013_30_10.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>OPTİMED STANDI BÜYÜK YOĞUNLUK GÖRDÜ</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Balkan coğrafyasından çok sayıda sağlık kuruluşunun ve sektör temsilcisinin buluştuğu forum boyunca, sağlıkta bilgi, deneyim ve çözüm ortaklıklarının geliştirilmesi hedeflendi. Optimed Sağlık Grubu’nun standı, ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Forum süresince düzenlenen oturumlarda, sağlık turizminde uluslararası stratejik iş birliği kapsamında 12 ülkenin sağlık bakanları konuşmalar gerçekleştirdi. Türkiye ile Balkan ülkeleri arasında sağlık alanındaki stratejik iş birliklerinin artırılması, özel hastanelerin sağlık turizmi yatırımları ve sağlık turizminde özel sektörün rolü gibi kritik başlıklar ele alındı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Oturumlarda ayrıca şu önemli konular masaya yatırıldı:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Sağlık turizmi yatırımları ve gelişim alanları</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Sağlık sektöründe yerli ve milli teknolojilerin önemi</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Uluslararası kalite standardizasyonu ve TÜSKA’nın (Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü) rolü</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Türkiye’de sağlık hizmetlerinde standartlar ve kamu-özel sektör iş birliği</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Sağlık turizminde insan kaynağının geliştirilmesi</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Sağlık bilgi sistemleri ve inovasyonun önemi</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Trakya Bölgesi özelinde sağlık yatırımları ve sağlık turizminin geliştirilmesi</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Komplikasyon sigortası ve uluslararası sigortacılığın sağlık turizmindeki yeri</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-05-08%20at%2013_31_04.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><strong>ÜLKEMİZİ ÖNCÜ BİR MARKA OLARAK TEMSİL ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Optimed Sağlık Grubu yönetimi, “Uluslararası düzeyde sağlık alanında iş birliklerimizi artırmaya, bilgi ve deneyim paylaşımını desteklemeye ve ülkemizi sağlıkta öncü bir marka olarak temsil etmeye devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 May 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/optimed-saglik-grubu-balkan-ulkeleri-saglik-is-forumunda-ana-sponsor-olarak-yer-aldi-1746703227.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞLILIKTA FİZİKSEL AKTİVİTE KRONİK HASTALIK RİSKİNİ AZALTIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yaslilikta-fiziksel-aktivite-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-15174</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yaslilikta-fiziksel-aktivite-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-15174</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, yaşlılık döneminde düzenli egzersizin hem bedensel hem zihinsel sağlık açısından kritik olduğunu vurguluyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, fiziksel aktivitenin sağlığın korunmasında kritik bir rol oynadığını belirtiyor.&nbsp; &nbsp;Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve kronik hastalık riskini azaltmak için düzenli egzersizin şart olduğunu ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Kul, “Yaşlılık dönemi, bireylerin sağlık durumlarının korunması, geliştirilmesi ve günlük yaşamlarını mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmeleri açısından kritik bir süreçtir. Bu dönemde yapılan düzenli fiziksel aktivite ve egzersizler, hem bedensel hem zihinsel sağlığın korunmasına katkı sağlar. Yaşlılara yönelik egzersiz programları; kronik hastalık riskini azaltırken, yaşam kalitesini de artırmayı hedefler,” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Zihinsel Gerileme ve Düşmeler Azalıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zihinsel gerilemeyi önlemek amacıyla aerobik egzersizlerin etkili olduğunu kaydeden Dr. Kul, düşme riskine karşı da denge ve esneklik çalışmalarının önemine dikkat çekti. Ayrıca, zihinsel sağlık için ev işleri ve bahçecilik gibi günlük aktivitelerin de faydalı olduğunu belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sağlıklı Yaşlanma, Sadece Fiziksel Sağlıkla Sınırlı Değil</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Büşra Kul, sağlıklı yaşlanmanın yalnızca fiziksel değil; zihinsel ve sosyal sağlıkla da yakından ilişkili olduğunu söyledi. Aktif bir yaşam tarzının benimsenmesiyle yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin artabileceğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uyku Kalitesi Yaşlı Sağlığı İçin Kritik</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uyku kalitesinin yaşlı bireylerin genel sağlığı üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Kul, “Her gün aynı saatte yatıp kalkmak, gündüz uykularından kaçınmak ve yatmadan önce ağır yemeklerden uzak durmak, uyku düzeni açısından önemlidir. Uyku; bedensel ve zihinsel yenilenmenin en önemli süreçlerinden biridir. Uykusuzluk, insomnia, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi problemler ise yaşlıların psikolojik ve bilişsel sağlığını olumsuz etkileyebilir,” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Düşmeler Basit Önlemlerle Önlenebilir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yaşlı bireylerde düşme olaylarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini vurgulayan Dr. Büşra Kul, çevresel düzenlemeler ve uygun egzersiz programları ile bu durumun büyük ölçüde önlenebileceğini söyledi. “Evin doğru ışıklandırılması, kaymaz paspaslar kullanılması ve gerektiğinde baston gibi yardımcı ekipmanların tercih edilmesi önemlidir,” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Kul, yaşlı bireylerin aktif ve güvenli bir yaşam sürdürebilmeleri için fiziksel aktivite, düzenli uyku ve yaşam alanlarının güvenli hale getirilmesinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 May 2025 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/yaslilikta-fiziksel-aktivite-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-1746689970.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BURUN ESTETİĞİ İLE İLGİLİ EN ÇOK MERAK EDİLEN 12 SORU!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/burun-estetigi-ile-ilgili-en-cok-merak-edilen-12-soru-15166</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/burun-estetigi-ile-ilgili-en-cok-merak-edilen-12-soru-15166</guid>
                <description><![CDATA[Burun estetiği ameliyatı, dünyada ve Türkiye’de en sık gerçekleştirilen estetik operasyonlar arasında ilk sırada yer alıyor. Son yıllarda, internet üzerinden yapılan toplantıların artmasıyla yüz bölgesine yönelik estetik müdahalelere, özellikle de burun estetiğine olan talep ciddi şekilde artış gösterdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ve görselliğin ön planda olması, genç yaş gruplarında da burun estetiğine olan ilgiyi artırıyor.&nbsp;, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı <strong>Dr. Cem Öz</strong>, burun estetiği ameliyatının yalnızca genel sağlık durumu uygun olan ve kemik-kıkırdak gelişimini tamamlamış bireylere uygulanması gerektiğini vurguluyor. Dr. Öz, ideal yaşın kızlarda 16-17, erkeklerde ise 17-18 olduğunu ifade ederek, erken yaşta yapılan operasyonların sonuçsuz kalabileceğine ve revizyon ameliyatlara ihtiyaç doğabileceğine dikkat çekiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İşte Burun Estetiği (Rinoplasti) Hakkında En Çok Merak Edilen 12 Soru ve Uzman Yanıtları:</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>1. İdeal bir burun nasıl olmalı?</strong><br />
Burun şekli yüz ile orantılı, doğal görünümlü ve nefes alma fonksiyonunu destekleyecek şekilde planlanmalıdır. Burun estetiği sonrası ameliyat yapıldığı dışarıdan anlaşılmamalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>2. İstediğim burun şeklini yaptırabilir miyim?</strong><br />
Ameliyat kişiye özel planlanır ancak isteklerin gerçekçi olması gerekir. Her yüz yapısına her burun modeli uygun değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>3. Burun estetiği ameliyatlarında hangi yöntemler uygulanıyor?</strong><br />
“Açık rinoplasti” ve “kapalı rinoplasti” olmak üzere iki teknik vardır. Açık yöntem, anatomik yapıların daha net görülmesini sağlar. Kapalı yöntem ise daha az iz bırakır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>4. Hangi teknik bana uygulanacak?</strong><br />
Bu kararı burundaki deformasyonun tipi ve düzeyine göre cerrah verir. Cerrahın deneyimi de yöntem seçiminde belirleyici olur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>5. Ağrılı ve ödem oluşturan bir ameliyat mı?</strong><br />
Ağrı genellikle hafiftir ve ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilir. Ameliyat sonrası bir gece hastanede kalmak yeterli olur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>6. Burnumdaki tamponlar çıkarılırken canım yanar mı?</strong><br />
Modern silikon tamponlar sayesinde çıkarma işlemi ağrısızdır. Bu tamponlar aynı zamanda nefes almayı da kolaylaştırır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>7. Göz altındaki morlukları nasıl hafifletebilirim?</strong><br />
Buz uygulamaları, morluk giderici kremler, başı yüksekte tutmak, alkol ve sigaradan uzak durmak morlukların azalmasına yardımcı olur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>8. Burun ucu zamanla düşer mi?</strong><br />
Doğru teknikle yapılan ve yeterince desteklenen burun ucu yapılarında düşme yaşanmaz. Destek eksikliği olan vakalarda bu durum görülebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>9. Burun estetiği kalıcı mı?</strong><br />
Genellikle ömür boyu kalıcıdır. Ancak bazı eğri ve hasarlı burunlarda kıkırdak hafızası nedeniyle zamanla eski şekline dönme olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>10. İş ve sosyal yaşantıma ne zaman dönebilirim?</strong><br />
Ameliyattan 7 gün sonra atel ve bantlar çıkarılır. Bu aşamadan sonra sosyal yaşantıya dönüş mümkündür.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>11. Burnum gerçek şeklini ne zaman alacak?</strong><br />
İlk 3 ay ödemler yavaş yavaş azalır, burnun son halini alması ise 1 yılı bulabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>12. Ameliyat sonrası nelere dikkat etmeliyim?</strong></span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Burnu temiz ve kuru tutun</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Tuzlu su spreyleri kullanın</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Güneşten korunmak için 50 faktör koruyucu krem kullanın</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">3 ay gözlük takmayın</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Deniz, havuz ve spor aktivitelerinden ilk ay uzak durun</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Düz yatın, yüz üstü uzanmayın</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Her türlü darbeye karşı burnunuzu koruyun</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Cem Öz, burun estetiği düşünenlerin bu detayları dikkate alarak karar vermelerini ve operasyonu alanında uzman, deneyimli hekimlerle gerçekleştirmelerini tavsiye ediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 May 2025 17:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/burun-estetigi-ile-ilgili-en-cok-merak-edilen-12-soru-1746542306.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KADINLARIN SESSİZ ÇİLESİ: AŞIRI AKTİF MESANE</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadinlarin-sessiz-cilesi-asiri-aktif-mesane-15143</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadinlarin-sessiz-cilesi-asiri-aktif-mesane-15143</guid>
                <description><![CDATA[Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz “Ani idrarım geldi, yetişemedim”, “Sık sık tuvalete gidiyorum”, “Evden çıkmadan mutlaka tuvalete uğramam gerekir” gibi ifadeler, toplumda yaygın olarak görülen aşırı aktif mesane hastalığının habercisi olabilir. Uzmanlar, özellikle kadınlarda sık rastlanan bu rahatsızlığın iş ve sosyal hayatı ciddi biçimde etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Üroloji Uzmanı <strong>Dr. Bülent Özbilek</strong>, toplumda utanıldığı için sıklıkla gizlenen bu sorunun tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekiyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Hekime başvurmak yerine kendi çözüm yollarını arayan hastalar, zamanla iş, aile ve sosyal hayatlarında ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor. Oysa yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi tedavilerle bu sorun büyük oranda kontrol altına alınabiliyor.”</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>Kadınların Yüzde 40’ı Risk Altında</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Aşırı aktif mesane, mesane kaslarının henüz dolmadan aniden ve istemsiz şekilde kasılmasıyla tuvalet ihtiyacının ertelenememesi olarak tanımlanıyor. Günde 8’den fazla idrara çıkmak, gece sık sık uyanmak ve ani idrar hissi en belirgin belirtiler arasında yer alıyor.<br />
Araştırmalara göre, <strong>65 yaş üzeri erkeklerde bu oran yüzde 30’a</strong>, <strong>45 yaş üzeri kadınlarda ise yüzde 40’a kadar çıkıyor.</strong> Yani her 5 kadından 2’si bu problemi yaşıyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>Çay, Kahve ve Sigara Risk Faktörü!</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Özbilek, hastalığın nedenleri arasında;</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Gebelik ve doğum sonrası pelvik kasların zayıflaması</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Menopozla birlikte östrojenin azalması</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>İdrar yolu enfeksiyonları</strong>,</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Aşırı kilo</strong>,</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Nörolojik hastalıklar (MS, Parkinson, inme)</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">ve <strong>şeker hastalığını</strong> sıralıyor.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px">Ayrıca çay, kahve, alkol, çikolata ve sigara tüketiminin de belirtileri şiddetlendirdiğini vurguluyor.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>Tanı ve Tedavi Nasıl Konuluyor?</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Tanı için hastaların yaşam alışkanlıkları, tıbbi geçmişi ve idrar sıklığı detaylı şekilde sorgulanıyor. Gerekli durumlarda;</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>İdrar tahlili</strong>,</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Ultrason</strong>,</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Bilgisayarlı tomografi</strong>,</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">ve <strong>ürodinami testi</strong> ile mesanenin basınç ve dolum durumu inceleniyor.</span></p>
	</li>
</ul>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>Yaşam Tarzı Değişikliği Şart!</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Aşırı aktif mesanenin tedavisinde hem ilaçlar hem de yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi önemli rol oynuyor. Dr. Özbilek’in önerdiği yaşam düzenlemeleri arasında:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Sigarayı bırakmak</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Kabızlığı önlemek</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Sıvı tüketimini dengede tutmak</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Kafeinli içecekleri sınırlamak</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>Kilo kontrolü sağlamak</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">ve <strong>düzenli egzersiz yapmak</strong> yer alıyor.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px">Ayrıca, pelvik kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler ve idrar tutma eğitimleri de tedavi sürecine katkı sağlıyor. Dirençli vakalarda ise sinir stimülasyonu, mesaneye botoks uygulamaları gibi ileri tedavi seçeneklerine başvurulabiliyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/05/kadinlarin-sessiz-cilesi-asiri-aktif-mesane-1746171854.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAHARDA GÖZ SAĞLIĞINA LAZER DOKUNUŞU: SMILE PRO’YA YOĞUN İLGİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/baharda-goz-sagligina-lazer-dokunusu-smile-proya-yogun-ilgi-15127</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/baharda-goz-sagligina-lazer-dokunusu-smile-proya-yogun-ilgi-15127</guid>
                <description><![CDATA[Bahar aylarında artan alerjenler, kontakt lens kullanıcılarında göz kuruluğu, kaşıntı ve yanma gibi sorunları beraberinde getiriyor. Bu nedenle lazer göz cerrahisine olan ilgi her geçen gün artıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selim Doğanay, özellikle mevsimsel alerjik konjonktivit yaşayan bireylerin bu dönemde kontakt lens kullanımında ciddi rahatsızlıklar yaşadığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Doğanay, bahar aylarında lens kullanan hastalardan gelen şikayetlerin belirgin şekilde arttığını vurgulayarak, lazer cerrahisinin bu hastalar için kalıcı ve konforlu bir çözüm sunduğunu söyledi. Gözde kuruluk, batma ve alerjik reaksiyonlar nedeniyle lens takmanın bu mevsimde adeta bir işkenceye dönüştüğünü ifade eden Doğanay, lazer cerrahisinin özellikle miyopi, hipermetropi ve astigmat tedavisinde etkili olduğunu kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeni nesil <strong>SMILE lazer</strong> yönteminin göz yüzeyine minimum temasla uygulandığını belirten Doğanay, bu yöntemde işlem sonrası göz kuruluğunun oldukça nadir görüldüğünü ve iyileşme sürecinin çok hızlı ilerlediğini söyledi. Ayrıca ağrısız bir operasyon süreci sunduğunu belirterek, “Bu teknik diğer lazer yöntemlerine göre çok daha konforlu ve güvenli” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Son olarak, <strong>SMILE Pro</strong> adı verilen gelişmiş bir teknikle lazer uygulamasının yalnızca 10 saniyede tamamlanabildiğini belirten Prof. Dr. Doğanay, robotik sistemlerin yardımıyla yapılan bu işlemin hastaların konforunu artırdığını ifade etti. Küçük kesiyle yapılan bu tedavi yöntemi, hızlı iyileşme ve düşük enfeksiyon riskiyle öne çıkıyor. Gözlük ve lenslerinden kurtulmak isteyen bireyler için SMILE Pro, son yılların en çok tercih edilen lazer cerrahisi yöntemi haline gelmiş durumda.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Apr 2025 10:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/baharda-goz-sagligina-lazer-dokunusu-smile-proya-yogun-ilgi-1745827393.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SES TELİ SAĞLIĞI İÇİN 11 HAYATİ ÖNERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ses-teli-sagligi-icin-11-hayati-oneri-15114</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ses-teli-sagligi-icin-11-hayati-oneri-15114</guid>
                <description><![CDATA[Konuşmanın günlük yaşamdaki vazgeçilmez rolüne rağmen ses telleri çoğu zaman ihmal ediliyor.
Ses oluşumunun merkezinde yer alan bu hassas yapılar; nodül, polip, felç, ödem ve hatta kanser gibi ciddi rahatsızlıklara açık olabiliyor.  Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, ses hijyeninin ve terapinin birçok hastalığın cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi edilmesinde önemli rol oynadığını belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Erkul, ses hijyeninin; bol su içmek ve bağırmaktan kaçınmak gibi günlük alışkanlıklarla sağlanabileceğini, ses terapisinin ise ses ve konuşma bozukluklarının tedavisinde uygulanan egzersiz ve tekniklerden oluştuğunu ifade etti. Özellikle öğretmen, müezzin, imam, avukat ve pazarcı gibi sesini yoğun kullanan meslek gruplarının bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>YANLIŞ SES KULLANIMI CERRAHİ MÜDAHALE GEREKTİREBİLİR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ses tellerinde oluşan polip gibi iyi huylu lezyonların genellikle cerrahi müdahale ile tedavi edildiğini belirten Prof. Dr. Erkul, ses teli felçlerinin ise sebebine göre takip, terapi veya cerrahiyle tedavi edilebileceğini söyledi. Ayrıca sesin yanlış kullanımına bağlı gelişen sulkus gibi sorunların da ses terapisi ya da küçük cerrahi işlemlerle giderilebildiğini ifade etti.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>SES KISIKLIĞI GIRTLAK KANSERİ BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ses tellerinde kanser öncesi lezyonlar veya doğrudan kanser gelişme riskinin, özellikle sigara ve alkol kullananlarda daha yüksek olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erkul, geçmeyen ses kısıklığı gibi durumların mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. Gırtlak kanserinde erken tanının hayat kurtarıcı olduğunun altını çizdi.</span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><strong>SES TELİ SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN 11 ALTIN KURAL</strong></span></h2>

<ol>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>SESİ YÜKSEK TONDA VE UZUN SÜRE KULLANMAKTAN KAÇININ.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>BOL SU İÇİN, BOĞAZINIZI NEMLİ TUTUN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>UZUN KONUŞMALARDA KISA ARALARLA SES TELLERİNİZİ DİNLENDİRİN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>SİGARAYI BIRAKIN, ALKOL TÜKETİMİNİ AZALTIN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>REFLÜ GİBİ MİDE SORUNLARINIZI TEDAVİ ETTİRİN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>NE BAĞIRIN NE DE FISILTIYLA KONUŞUN. İKİSİ DE ZARAR VERİR.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>SÜREKLİ BOĞAZ TEMİZLEME ALIŞKANLIĞINI BIRAKIN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>BURUNDAN NEFES ALMAYI TERCİH EDİN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>BULUNDUĞUNUZ ORTAMIN HAVASINI NEMLİ TUTUN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>SESİNİZİ YOĞUN KULLANIYORSANIZ DÜZENLİ SES TERAPİSİ ALIN.</strong></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px"><strong>GEÇMEYEN SES KISIKLIĞI DURUMUNDA MUTLAKA KBB UZMANINA BAŞVURUN.</strong></span></p>
	</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/ses-teli-sagligi-icin-11-hayati-oneri-1745575913.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AĞIZ SAĞLIĞI, RUH SAĞLIĞINI DA ETKİLER!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/agiz-sagligi-ruh-sagligini-da-etkiler-15103</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/agiz-sagligi-ruh-sagligini-da-etkiler-15103</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar Uyarıyor: Ağız Bakımı Sadece Dişleri Değil, Psikolojik İyi Oluşu da Koruyor
Ağız ve diş sağlığı sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal sağlığı da doğrudan etkiliyor. Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Büşra Sınmaz, ağız sağlığı ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, bireylerin hem fiziksel hem de zihinsel sağlıkları için günlük ağız bakım rutinlerine özen göstermesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Ağız Sağlığı ve Psikolojik İyi Oluş Birbirine Bağlı</span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ağız sağlığının bireylerin genel sağlık durumunu etkilediğini belirten Dr. Sınmaz, “Oral sağlık, bireylerin psikososyal iyi oluşu ile doğrudan ilişkilidir. Estetik sorunlar, ağız kokusu ya da diş kaybı gibi problemler, kişilerin özgüvenini zedeler, sosyal yaşamdan uzaklaşmalarına neden olur ve bu da anksiyete, depresyon gibi ruhsal bozuklukları tetikleyebilir” dedi.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Günlük Ağız Bakım Rutinleri Zihinsel Sağlık İçin de Şart</span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Sınmaz, Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Diş Hekimliği Birliği rehberlerinden yola çıkarak, şu tavsiyelerde bulundu:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Dişler günde en az iki kez, florürlü diş macunlarıyla fırçalanmalı</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Diş ipi ile diş araları her gün temizlenmeli</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Klorheksidin veya esansiyel yağ içeren ağız gargaraları düzenli kullanılmalı</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Şekerli, asitli gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Antioksidan ve antiinflamatuar içeriği yüksek besinler tercih edilmeli</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px">Altı ayda bir düzenli diş hekimi kontrolü ihmal edilmemeli</span></p>
	</li>
</ul>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Stres Ağız Sağlığını da Bozuyor</span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Ruh sağlığının ağız sağlığı üzerinde de etkili olduğunu belirten Dr. Sınmaz, “Kronik stres, kortizol seviyesini artırarak bağışıklık sistemini baskılar ve bu da diş eti hastalıklarının gelişimine zemin hazırlar. Ayrıca, stres kaynaklı bruksizm (diş sıkma), tırnak yeme gibi alışkanlıklar çene eklemi sorunlarına ve diş aşınmasına neden olur” ifadelerini kullandı.</span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Ruh ve Beden Sağlığı İçin Stres Yönetimi Şart</span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Sınmaz, hem ağız hem de zihinsel sağlığı korumak için bireylerin stresle başa çıkma yöntemlerini geliştirmesi gerektiğini belirtti: “Ağız sağlığını korumak, sadece dişleri değil, psikolojik dayanıklılığı da güçlendirir. Bu nedenle stres yönetimi, sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazıdır.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlar, ağız sağlığına gereken önemin verilmesinin, bireylerin yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynadığını vurgularken; bu alandaki bilinçlenmenin toplum genelinde yaygınlaştırılması gerektiğine dikkat çekiyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Apr 2025 14:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/agiz-sagligi-ruh-sagligini-da-etkiler-1745407552.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEKİRDAĞ’A KAÇAK YOLLARLA GETİRİLEN 15 BÜYÜKBAŞ HAYVAN İMHA EDİLDİ, SAHİPLERİNE 130 BİN LİRA CEZA VERİLDİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdaga-kacak-yollarla-getirilen-15-buyukbas-hayvan-imha-edildi-sahiplerine-130-bin-lira-ceza-verildi-15090</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tekirdaga-kacak-yollarla-getirilen-15-buyukbas-hayvan-imha-edildi-sahiplerine-130-bin-lira-ceza-verildi-15090</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ’ın Ergene ilçesinde jandarma ekiplerinin gerçekleştirdiği denetim sırasında, kaçak yollarla Trakya’ya sokulan 15 büyükbaş hayvan yakalandı. Olayla ilgili olarak kamyon sürücüsü T.K’ye 25 bin lira, hayvanların sahibi M.B’ye ise 105 bin lira olmak üzere toplam 130 bin lira idari para cezası uygulandı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Ergene Jandarma Komutanlığı</strong> ekipleri, <strong>Saray Otoban Kontrol Noktası</strong>'nda şüpheli gördükleri bir kamyonu durdurdu. Kamyonun kasasında 15 adet büyükbaş hayvan</span> <span style="font-size:16px">olduğu belirlendi. Durum, <strong>İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü</strong> ekiplerine bildirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapılan incelemede, hayvanların <strong>"şap ve koyun-keçi çiçeği hastalığı bulunmayan, hastalıklardan ari"</strong> statüsüne sahip Trakya Bölgesi’ne <strong>izinsiz ve kaçak yollarla</strong> getirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine hayvanlara <strong>el konularak kesilip imha edildi.</strong></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><strong>TRAKYA BÖLGESİ HASTALIKTAN ARİ STATÜDE</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İl Tarım ve Orman Müdürlüğü</strong> tarafından yapılan açıklamada, Trakya'nın <strong>şap hastalığı başta olmak üzere çeşitli hayvan hastalıklarından ari</strong> statüye sahip olduğu hatırlatıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Açıklamada şu uyarılara yer verildi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Anadolu’dan Trakya’ya canlı hayvan getirmeyin. Bu hassas durum için tüm yetiştiricilerimizi duyarlı olmaya davet ediyoruz. Yasal olarak bölgemize girişi olmayan hayvanları ve menşei belli olmayan hayvanları gören, duyan, bu hayvanları kestirmeye getiren veya kesen vatandaşlarımız da yasal olarak sorumluluk altındadır. Uygun olmayan bir durumla karşılaşıldığında jandarma ve tarım müdürlükleri vakit kaybetmeden bilgilendirilmelidir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Trakya bölgesindeki hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla alınan bu önlemler, hayvancılığın sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde devam etmesi için büyük önem taşıyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Apr 2025 11:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/tekirdaga-kacak-yollarla-getirilen-15-buyukbas-hayvan-imha-edildi-sahiplerine-130-bin-lira-ceza-verildi-1745309733.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KADIN KALBİNİN SÖYLEDİKLERİNE KULAK VERİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadin-kalbinin-soylediklerine-kulak-verin-15081</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kadin-kalbinin-soylediklerine-kulak-verin-15081</guid>
                <description><![CDATA[Kalp damar hastalıklarının hem erkekleri hem de kadınları tehdit ettiğini vurgulayan KardiyoMaster Takımı’nın lideri Prof. Dr. Serkan Durdu, kadınlarda bu hastalıkların çoğu zaman sessiz ilerlediğine ve geç teşhis edildiğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">“Sırt ağrısı, çarpıntı, ani yorgunluk, nefes darlığı gibi belirtileri ‘önemsiz’ sanmayın. Bu belirtiler kalbinizin yardım çağrısı olabilir. Kadın kalbi farklı konuşur, dinlemeyi bilmek gerekir,” diyen Prof. Durdu, kadın kalp sağlığında farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye’de kalp cerrahisinde takım yaklaşımıyla öne çıkan KardiyoMaster Takımı’nın lideri Prof. Dr. Durdu, kadınlarda kalp hastalığı risklerinin sıklıkla göz ardı edildiğini, bu durumun ise ölüm oranlarını artırdığını belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Kalp krizi erkeklerde genellikle göğüs ağrısıyla kendini belli ederken, kadınlarda sıklıkla sırt ağrısı, nefes darlığı, mide bulantısı gibi belirtilerle sinsi şekilde ortaya çıkıyor. Bu nedenle kadınlara geç tanı konuluyor, geç müdahale ediliyor ve sonuçlar daha yıkıcı olabiliyor,” diyen Prof. Durdu, kadın kalbinin farklı değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, kadınların ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarının ilk sıralarda yer aldığına dikkat çeken Prof. Durdu, buna rağmen kadınların büyük bir kısmının kalp hastalığını ciddi bir tehdit olarak görmediğini belirtti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Menopoz sonrası östrojenin koruyucu etkisinin azalması, hipertansiyon ve diyabetin kadınlarda daha sinsi ilerlemesi, stresin kadın kalbinde daha derin etkiler bırakması gibi faktörlerin riski artırdığını ifade eden Prof. Durdu, aynı hastalığın kadınlarda daha ağır sonuçlara yol açabildiğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kadınların ve sağlık profesyonellerinin bu konuda daha bilinçli olması gerektiğinin altını çizen Prof. Durdu, KardiyoMaster Takımı olarak özellikle yüksek riskli kadın hastalar için çok disiplinli bir yaklaşım benimsediklerini belirtti. Tanı, takip ve cerrahi süreçleri kadın fizyolojisine göre şekillendirdiklerini vurgulayan Prof. Dr. Durdu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Kalp cerrahisinde artık standart prosedür dönemi bitmeli. Kadının kalbi farklıdır. Farklı algılanmalı, farklı değerlendirilmelidir. Biz KardiyoMaster Takımı olarak bunu ilke haline getirdik.”</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h5>&nbsp;</h5>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 13:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/kadin-kalbinin-soylediklerine-kulak-verin-1745231926.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PREMATÜRE BEBEKLERDE TEHLİKE: KASIK FITIĞINA DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/premature-bebeklerde-tehlike-kasik-fitigina-dikkat-15074</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/premature-bebeklerde-tehlike-kasik-fitigina-dikkat-15074</guid>
                <description><![CDATA[Sinsice ilerleyebilen ve çocuk cerrahisinde en sık karşılaşılan ameliyat nedenlerinden biri olan kasık fıtığı, özellikle erkek bebeklerde ve prematüre doğanlarda daha sık görülüyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Teoman Şen, kasık fıtığının çocukların yaklaşık üçte birinde ilk altı ayda ortaya çıktığını belirterek, erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Dr. Şen, “Kasık fıtığı genellikle kasık bölgesinde oluşan yumuşak, bastırıldığında kaybolan bir şişlik şeklinde kendini gösterir. En çok yaşamın ilk yılında ve özellikle prematüre bebeklerde görülür. Prematüre doğan bebeklerin yüzde 16-25’inde kasık fıtığı gelişme riski vardır” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Sinsi ilerliyor, fark edilmesi zaman alabiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kasık fıtığı genellikle anne babaların alt değiştirme ya da banyo esnasında kasık bölgesindeki şişliği fark etmesiyle ya da rutin doktor muayenelerinde ortaya çıkıyor. Şişliğin fındık kadar küçükten yumurta büyüklüğüne kadar değişebileceğini belirten Dr. Şen, “Ağlama, öksürme ya da tuvalette ıkınma gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale gelir. Daha büyük çocuklarda ise egzersiz sırasında kasık ağrısı görülebilir” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Hayati risk taşıyor: Fıtık boğulması</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Erken tanının önemine vurgu yapan Dr. Teoman Şen, “Kasık fıtığı zamanında tedavi edilmezse, fıtık boğulması gelişebilir. Bu durum, bağırsak ya da iç organların fıtık kesesi içinde sıkışıp kalmasına neden olur ve acil cerrahi gerektirir. Fıtık boğulması en sık yaşamın ilk altı ayında görülür. Bu nedenle teşhis konulmasından sonra cerrahi tedavi geciktirilmeden yapılmalıdır” uyarısında bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Yanlış bilgilere dikkat!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Toplumda kasık fıtığının kendiliğinden geçebileceğine dair yanlış bir inanış olduğunu belirten Dr. Şen, “Fıtığa benzeyen hidrosel, inmemiş testis gibi durumlar kasık fıtığı sanılabilir. Ancak gerçek fıtık kendiliğinden geçmez. Fıtık bağı, krem ya da benzeri alternatif yöntemler, tanı ve tedaviyi geciktirerek hayati risklere neden olabilir” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Cerrahi tedavi şart</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Şen, kasık fıtığının tek tedavi yönteminin cerrahi olduğunu belirterek şunları söyledi: “Tanıdan sonraki ilk 1 ayda yapılan ameliyatlar, komplikasyonları yüzde 90 oranında azaltabiliyor. Tedavi genellikle günübirlik cerrahi ile yapılabilir. En sık kullanılan yöntem, açık cerrahi ile ‘yüksek ligasyon’ tekniğidir. Ayrıca laparoskopik cerrahi gibi modern teknikler de uygulanabiliyor. Ancak yetişkinlerde fıtık oluşum mekanizması farklı olduğu için, tedavi yaklaşımları da farklılık gösteriyor.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/premature-bebeklerde-tehlike-kasik-fitigina-dikkat-1744958977.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EKER&#039;DEN OTİZMLİ BİREYLER İÇİN ANLAMLI DESTEK: AMBALAJLAR FARKINDALIK MESAJLARIYLA YENİLENDİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ekerden-otizmli-bireyler-icin-anlamli-destek-ambalajlar-farkindalik-mesajlariyla-yenilendi-15057</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ekerden-otizmli-bireyler-icin-anlamli-destek-ambalajlar-farkindalik-mesajlariyla-yenilendi-15057</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de yaklaşık 2 milyon otizmli birey yaşarken, bu bireylerin yalnızca 109’u iş gücünde yer alabiliyor. Eker Süt Ürünleri, bu çarpıcı tabloya dikkat çekmekle kalmayıp, somut adımlar atarak kapsayıcı bir istihdam modeliyle örnek oluyor. Tohum Otizm Vakfı danışmanlığında 2018 yılında başlatılan “Otizmli Bireyler İş Gücünde” projesiyle, bugüne kadar 13 otizmli gencin iş hayatına kazandırılması sağlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Otizm Farkındalık Ayı olan nisan ayında farkındalık çalışmalarına hız veren Eker, bu yıl da ürün ambalajlarını otizm temalı özel tasarımlarla yeniledi. Ambalajlar üzerinde yer alan “Bu ürünün sofranıza ulaşmasında otizmli çalışanlarımızın da emeği var. İyi ki var” mesajı ile toplumsal farkındalık artırılmak isteniyor. Aynı zamanda ambalajlarda #OtizmeKırmızıIşıkYak etiketiyle sosyal medya farkındalığına da katkı sağlanıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Nisan ayı boyunca ayran (1000 ml), süzme yoğurt (900 g), kova yoğurt (2000 g), efsane yoğurt (750 g) ve bardak ayran (300 ml) gibi ürünler özel tasarımlı ambalajlarla tüketiciyle buluşuyor. Bu sayede tüketiciler de otizm farkındalığının bir parçası olabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eker, istihdam modeliyle yalnızca kendi bünyesinde değil, farklı firmalarda da destekli istihdam modelinin yaygınlaşmasına öncülük ediyor. Üç otizmli bireye bir iş koçu görevlendirilen bu model kapsamında, firmalara danışmanlık hizmeti ve yol haritası eğitimi veriliyor. Eker’in katkılarıyla şu anda yedi farklı şirkette daha bu model uygulanıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Otizmli bireylerin iş hayatına entegrasyonunun artması için sürdürülebilir projeler geliştirmeye devam edeceklerini belirten Eker yetkilileri, “Fırsat eşitliği, farkındalıkla başlar” mesajını vurguluyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/ekerden-otizmli-bireyler-icin-anlamli-destek-ambalajlar-farkindalik-mesajlariyla-yenilendi-1744707651.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PARKİNSON’DA UMUT ERKEN TANI: HAREKETLERİ SINSİCE YAVAŞLATAN BU HASTALIKTA ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/parkinsonda-umut-erken-tani-hareketleri-sinsice-yavaslatan-bu-hastalikta-erken-teshis-hayat-kurtariyor-15047</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/parkinsonda-umut-erken-tani-hareketleri-sinsice-yavaslatan-bu-hastalikta-erken-teshis-hayat-kurtariyor-15047</guid>
                <description><![CDATA[11 Nisan Dünya Parkinson Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Parkinson hastalığının beyindeki dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybı sonucu ortaya çıkan ve hareketleri etkileyen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Titreme, kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama gibi belirtilerle kendini gösteren Parkinson hastalığında, genetik yatkınlık, yaş ve çevresel toksinlere maruz kalmanın riski artırabileceğini belirten Dr. Şalçini, erken teşhis ve uygun tedavi ile semptomların kontrol altına alınarak hastaların yaşam kalitesinin artırılabileceğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">GENETİK VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER RİSKİ ARTIRIYOR</span><br />
Parkinson’un kesin nedeni bilinmemekle birlikte hem genetik hem çevresel faktörlerin hastalığın oluşumunda etkili olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “60 yaş üstünde daha yaygın görülür. Ailede Parkinson öyküsü olanlarda risk daha yüksektir. Ayrıca erkeklerde daha sık görülür. Pestisitler ve ağır metaller gibi toksinlere maruz kalmak da hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">BELİRTİLER SİNSİ BAŞLIYOR</span><br />
Hastalığın genellikle sinsi başlangıçlı olduğunu ifade eden Şalçini, erken belirtilerin ellerde veya parmaklarda hafif titreme, el yazısında küçülme (mikrografi), hareketlerde yavaşlama, duruş bozukluğu, denge kaybı, yüz ifadesinde donuklaşma (maske yüz) ve konuşma ile seste değişiklikler olduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">HASTALIĞI TAMAMEN ORTADAN KALDIRAN TEDAVİ YOK AMA SEMPTOMLAR YÖNETİLEBİLİR</span><br />
Erken teşhisle birlikte hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılabildiğini belirten Dr. Şalçini, “Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz yok. Ancak ilaç tedavileri, cerrahi yöntemler, egzersiz ve sağlıklı beslenme ile semptomlar kontrol altına alınabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">İLAÇ TEDAVİSİ VE CERRAHİ YAKLAŞIMLAR ÖN PLANDA</span><br />
Tedavi yöntemleri arasında en etkili ilacın Levodopa olduğunu belirten Dr. Şalçini, bu ilacın dopamin seviyesini artırdığını söyledi. Dopamin agonistleri ve MAO-B inhibitörlerinin de diğer ilaç seçenekleri arasında yer aldığını ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kas sertliği ve denge kaybını önlemek için fizik tedavi ve egzersizlerin önemli olduğunu vurgulayan Şalçini, “Uygun vakalarda, beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla yapılan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) yöntemi ile semptomlar kontrol altına alınabiliyor. Ayrıca antioksidan ağırlıklı diyetler ve düzenli egzersiz de hastalığın seyrine olumlu katkı sağlar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Parkinson hastalığında erken teşhis ve multidisipliner tedavi yaklaşımlarının, hastaların günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmeleri açısından kritik rol oynadığına dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Erken tanı, hastaların yaşamını değiştirebilir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 17:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/parkinsonda-umut-erken-tani-hareketleri-sinsice-yavaslatan-bu-hastalikta-erken-teshis-hayat-kurtariyor-1744381510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>E-max kaplama ile doğal diş görünümü korunabiliyor…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/e-max-kaplama-ile-dogal-dis-gorunumu-korunabiliyor-15036</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/e-max-kaplama-ile-dogal-dis-gorunumu-korunabiliyor-15036</guid>
                <description><![CDATA[Diş tedavisinde farklı kaplama seçenekleri bulunduğunu belirten uzmanlar, bunlar arasında e-max kaplamaların özellikle estetik kaygısı yüksek hastaların ilk tercihlerinden biri olduğunu söylüyor.
 Işık geçirgenliği sayesinde doğal dişe en yakın görünümü sunan e-max kaplamaların, özellikle gülüş hattındaki dişlerde tercih edildiğini aktaran Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kula, zirkonyum ve porselen kaplamalara göre daha ince, estetik ve dayanıklı olan bu kaplamaların, doğru bakım ile uzun yıllar kullanılabildiğini dile getirdi. Kula, e-max kaplamaların, renklenme, kırık, çürük ya da çapraşıklık gibi sorunları olan hastalar için ideal bir seçenek sunarken, diş eti hastalığı, kemik kaybı veya kapanış bozukluğu yaşayan kişiler için uygun olmayabileceğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kula, güncel tedavi seçeneklerinden biri olan e-max kaplamalar hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Estetik kaygısı yüksek hastaların ilk tercihi e-max kaplama oluyor…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">E-max kaplamanın ışık geçirgenliği sayesinde doğal dişe en yakın en estetik kaplama seçeneklerinden biri olduğunu dile getiren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kula, “E-max kaplama diğer kaplama seçenekleri gibi dişin belli oranlarda küçültülerek hazırlık yapılması, ölçü alınarak laboratuvar ortamında hassas protokollerin tamamlanmasıyla yapılır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kula, e-max kaplamanın estetik kaygısı yüksek hastalarda, öncelikli olarak gülüş hattı içinde kalan dişlerde tercih edildiğini aktardı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:18px"><strong>Diğer kaplama seçeneklerine göre daha doğal ve dayanıklı…&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">E-Max kaplamanın doğal dişlerde olduğu gibi diş fırçalama ve diş ipi kullanımı ile bakımının yapılabildiği bilgisini veren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kula, e-max kaplama ile zirkonyum kron ve porselen kaplama arasındaki farkları şöyle açıkladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“E-max&nbsp;kaplamalar, genellikle ön dişlerde ve estetik açıdan önemli bölgelerde tercih edilirken,&nbsp;zirkonyum kaplamalar daha çok arka dişlerde kullanılır. &nbsp;Genellikle,&nbsp;e-max&nbsp;kaplamalar daha ince yapılabilir ve ışık geçirgenliği daha yüksektir,&nbsp;zirkonyum&nbsp;kaplamalar daha kalın olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">E-max kaplamalar, porselen kaplamalara göre daha dayanıklıdır. Bu sayede daha düşük kırılma riskine sahiptir.&nbsp;Porselen kaplamalar e-max kaplamalara göre daha opak ve ışık geçirgenliği daha azdır. E-max kaplama doğala daha yakındır.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:18px"><strong>Doğru bakım ile uzun yıllar dayanabiliyor…&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">E-max kaplamanın dayanıklı malzemeden üretildiği için ideal bakım ve kontrol sayesinde uzun yıllar ağızda kalabildiğine dikkat çeken&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kula, “Düzgün ve sorunsuz yapılan e-max kaplama sonrası diş etinde problemler yaşanmaz. E-max kaplamalar en güncel tedavi seçeneklerinden biridir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kula, “E-max kaplama,&nbsp;ön dişlerinde estetik kaygı yaşayan, dişlerinde renklenme, çapraşıklık, kırık veya çürük problemleri olan kişilere uygundur. Ancak, diş eti çekilmesi veya diş eti hastalığı, kemik ve kapanış bozukluğu olan kişiler içinse uygun değildir.” diyerek sözlerini tamamladı.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Apr 2025 17:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/e-max-kaplama-ile-dogal-dis-gorunumu-korunabiliyor-1744208579.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Severek yapılan egzersizler, stresle başa çıkmanın anahtarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-15023</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-15023</guid>
                <description><![CDATA[Düzenli egzersiz yapmanın stres yönetiminde etkili bir yöntem olarak öne çıktığını belirten uzmanlar, fiziksel aktivitelerin adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarına karşı psikolojik dayanıklılığı artırdığını söylüyor.

Fiziksel aktivitelerin hafızayı, odaklanmayı ve bireysel işlevselliği arttırdığını dile getiren Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, “Kişinin severek yaptığı egzersizler stres ile başa çıkmada daha verimli olur.” dedi. Egzersiz konusunda motive kalabilmenin anahtarının, gerçekten keyif alınan bir aktiviteyi seçmek olduğunun altını çizen Kurt, aşırı egzersizin ise fiziksel yorgunluk ve mental tükenmişlik yaratabileceği konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">&nbsp;Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, fiziksel aktivitelerin stres yönetimine etkisi hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Egzersizin stres yönetimindeki rolü büyük!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Düzenli olarak yapılan egzersizler ile ruh sağlığı arasında pozitif bir ilişki olduğunun net olarak görüldüğünü dile getiren Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, “Egzersizler stres karşısında adrenalin ve kortizol gibi katokolaminlere karşı psikolojik sistemin hassasiyetini azaltır. Boş zamanlarını sportif faaliyetlere ayıran kişilerin, hareketsiz bir yaşam sürenlere göre stres seviyelerinin daha düşük olduğu, yaşamdan aldığı zevkin daha verimli olduğu araştırmalarla sabittir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Fiziksel aktivitelerin hafızayı, odaklanmayı, bireysel işlevselliği arttırdığını aktaran Kurt, “Beyindeki kan akışını arttırarak sinir hücrelerinin büyümesini teşvik eder, zihinsel keskinlik sağlar. Doğa yürüyüşü, bisiklet sürmek, yüzme gibi sporlarla ilgilenen, spor salonunda yapılan fiziksel aktivitelere katılanların insanlarla iletişim kurarak empati ve sosyal çevre kazanımları sağladığı söylenebilir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Severek yapılan egzersizler, stres ile başa çıkmada daha etkili!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bireysel olarak ele alındığında kişinin severek yapmak istediği egzersizlerin stres ile başa çıkmada daha verimli olduğunu ifade eden&nbsp;Mustafa Kurt, “Esneme, kuvvet, güç, Lifekinetik egzersizleri nefes alışverişini düzenleme özgüven ve farkındalık kazanımlarından dolayı stres ile başa çıkmada faydalı olmaktadır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aerobik egzersizler, güç antrenmanları ve esneme gibi farklı egzersiz türleri arasındaki farklara değinen Kurt şunları söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Aerobik antrenman çeşitleri, tempolu yürüyüş, bisiklet, kürek, ip atlama, yüzme gibi düşük şiddet seviyeli uzun süreli egzersizler olarak adlandırılır. Vücut dayanıklılık seviyesinin gelişiminde yapılan antrenman metodudur. Güç antrenmanları ağırlığı harekete geçirip ağırlığa karşı koymayla elde edilen kuvvet, güç, dayanıklılık gelişimine destek olur. &nbsp;15 tekrar 1 dk dinlenme 3 set yapılan biceps (ön kol) egzersizi koldaki kas gelişimini desteklediğinden güç kazanımı sağlar. Bireysel olarak ağırlık seçiminde dikkat edilip çalışılması gerekir. Esneme egzersizleri, vücut postür duruşunu desteklemede, vücutta salgılanan laktik asit bezlerinin dağıtılmasında oldukça önemlidir. Spora başlamadan önce vücut sıcaklının artmasından sonra yapılan esneme egzersizleri, yapılan egzersizin daha verimli olmasını sağlar. Bu antrenman çeşitleri vücudumuzun fiziksel gelişimine destek olacak çalışmalardır.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Motivasyonu korumanın yolu, keyif alınan bir aktiviteyi seçmekten geçiyor…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Stresli bir günün ardından yapılabilecek egzersizlerin kişinin rahatlayıp günün yorgunluğunu atabileceği, nefes alışverişini düzenleyebileceği, kas gücünden daha çok postür duruşuna önem veren egzersizler olması gerektiğine dikkat çeken&nbsp;Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, “Lifekinetik egzersizler vücut kas esnekliği kazanıp vücudun rahatlamasını sağlayan tüm vücut egzersiz çeşididir. &nbsp;Egzersiz yaparken ortaya çıkan endorfin, stres düzeyinizi azaltarak uykunun düzene girmesini sağlar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Egzersiz konusunda motive kalabilmenin anahtarının, gerçekten keyif alınan bir aktiviteyi seçmek olduğunun altını çizen Kurt, yürüyüşe çıkmak, spor salonunda bir grup dersine katılmak, yüzmeye gitmek gibi çeşitli aktivitelerin kişiyi ruhen ve bedenen dinç tutacağını söyledi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Egzersiz, stresli durumların daha az hatırlanmasını sağlayarak kaygıyı azaltır…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bazı koşullarda egzersizin stres yönetimindeki etkisinin azabileceğine işaret eden Mustafa Kurt, “Haftanın belli günü ve saatinde fiziksel aktivite ve egzersizler yapabilen birisi için geçirdiği gribal bir enfeksiyon, yaşamış olduğu antrenman sakatlığı, uzun süreli antrenman yapmama gibi durumlar stresin egzersiz yönetimindeki etkisini azaltabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Stres yönetimi için egzersiz yapmaya yeni başlayanlara önerilerde bulunan Kurt, “Bireysel olarak herkesin sevdiği, yapmaktan hoşlandığı spor branşı ya da faaliyeti vardır. Kişisel olarak yapılan spor branşı, o branşta gelişim sağlayıp kendine olan özgüven, dikkat kazanımı, vücut gelişimi, sosyal çevre kazanımından dolayı farkındalık kazandırır. Tempolu yürümek ya da basketbol oynamak, herhangi bir branşta gelişim sağlamak, kişinin gün içinde yaşadığı stresli durumların daha az hatırlayıp kaygılanmasını sağlar. Önemli olan devamlılık sağlamaktadır. Belli günlerde belli bir zaman ayırarak yapılan egzersizin zihinsel ve mental güce kazanımı oldukça fazladır.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Aşırı egzersiz yorgunluk ve yetersiz hissetmeye neden olabilir!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Stresle başa çıkmak için egzersiz yapmanın yan etkileri olup olmadığı konusunu da değerlendiren&nbsp;Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Stresle başa çıkarken yapabileceğiniz egzersizler fiziksel olarak ruh sağlığınızı, mental gücünüzü üst seviyeye çıkaracağı için yan etkileri psikolojik olarak iyi olacaktır. Özgüven kazanımı stresin yarattığı baskının zihinsel olarak azalmasını sağlar. Yapılabilecek aşırı egzersizlerin fiziksel olarak vücut yorgunluğu, kas gücünde gelişememe, mental olarak kendini yetersiz hissetme gibi psikolojik etkileri olabilir. Haftalık program halinde belli saatlerde, vücut sağlığının gelişmesine yönelik yapılan egzersizler fiziksel ve ruhsal olarak gelişim sağlayıp psikolojik olarak da olumlu sonuçlanacaktır.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Apr 2025 16:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-1743859397.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun Yaşamın Sırrı ‘Akıl Tepsisinde’</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzun-yasamin-sirri-akil-tepsisinde-15017</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzun-yasamin-sirri-akil-tepsisinde-15017</guid>
                <description><![CDATA[Esprili ve olumlu bir yaşam tarzının uzun yaşamla ilişkili olduğunu ifade eden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, uzun ve sağlıklı bir yaşam için sadece beden sağlığına değil, zihinsel aktivitelere de önem verilmesi gerektiğini söyledi. 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: 

“Vücudumuzda müthiş bir eczane var. Bu eczaneyi iyi kullanırsak Longevity’i, uzun yaşamı sağlamış oluruz.” 

Bencil kişilerin zihinsel esnekliği yapamadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnatçı kişiler mutlu olamazlar. İnatçı kişiler Longevity’i iyi yapamazlar. Burada akıl tepsisi çok önemli. Akıl tepsisinde ne var? Sağlık, varlık ve bilgelik dengesi.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (sağlıklı uzun ömürlülük) kavramını değerlendirerek, “Ruh, beyin, beden üçgeninde Longevity” konusunu ele aldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>157 yaşına kadar yaşayan Zara Ağa, hep esprili bir hayatı olduğunu söylüyor!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Longevity”, uzun yaşam kavramının yeni bir konu olmadığını dile getirdi. Tarhan, “Zara Ağa'yı biliyor musunuz? 157 yaşında vefat etmiş. O kadar uzun yaşadığı için o zaman Amerika'da Londra'da Budapeşte'de uzun yaşamanın sırları ile ilgili davet edilmiş, konuşmuş, fotoğraflar çekilmiş. 1777, Bitlis doğumlu, İstanbul'da hamallık yapmış. İstanbul Belediyesi'nde çalışmış. Kendisine sormuşlar ‘bunu neye borçlusun?’ diye. Zara Ağa, hayatında asla içki, tütün içmediğini söylüyor. Yoğurt, süt ile beslendiğini ve hep esprili bir hayatı olduğunu söylüyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Esprili ve olumlu bir yaşam tarzının önemi…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Esprili ve olumlu bir yaşam tarzının uzun yaşamla ilişkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Nobel Ödülü almış olan nöropsikiyatrist Eric Kandel ile Los Angeles'taki bir konferansta sohbet ettim. O da şu anda 95 yaşında… O bana; ‘Her şeyden keyif alırım’ dedi. &nbsp;Viyana doğumlu. Holokost’tan kaçan ailelerden. Esprili, küçük şeylerden mutlu olmayı başarmış birisi.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uzun yaşamın sihirli kavramı keyifli ve mutlu yaşam…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Longevity'nin (uzun yaşamın) sihirli kavramının keyifli ve mutlu yaşam olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Esprili yaşa. Stres altında olsa bile hayata olumlu bakmayı başarabilmek, uzun ömürlü olmanın en önemli sırlarından biri olabilir. Hücrelerimiz nasıl yaşlanıyor? Nasıl ölüyor? Bu Longevity de çok önemli. Programlanmış hücre ölümleri var. Kendi kendine çoğalıyor ve zamanı gelince hücre ölümü oluşuyor. Bu süreçte otofaji de önemli bir rol oynar. Açlık da aynı şekilde... Hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatıyor ve otofaji yapıyor. İnsan aç kaldığı zaman yaşam kalım programı beyinde harekete geçiyor. &nbsp; Vücudumuzdaki sistem kendini yenilemeye başlıyor.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Modernizmin getirdiği hızlı, haz odaklı, sorumsuz ve sınırsız yaşantının vücudun çalışan akıllı sistemini bozduğunu anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir iş adamı ‘Ben bir milyar dolar bütçeyi yönetiyorum ama tansiyonumu yönetemiyorum’ dedi. Bu bir panik bozukluk. O derece kontrol duygusu yüksek ki her şeye hükmetmek, her şeyi kontrol etmek, her şeyi domine etmek istiyor. Kapital sistem de bunu destekliyor. Daha çok ekonomik hareketlilik olsun diye... Ama insanlar bir şekilde kullanılmış oluyorlar. Bunun farkına varabilenler, sedanter yaşayabilenler daha mutlu olabiliyorlar, daha uzun yaşayabiliyorlar.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Beyin de kas gibi çalışıyor ve kullandıkça zihinsel kapasitesi artıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yaşam stilinin önemine de işaret eden Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bir yaşam için koruyucu ve riski azaltıcı faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini, bunlar arasında ideal kilo kontrolü, düzenli fiziksel egzersiz, dengeli beslenme ve zihinsel aktivitelerin yer aldığını, beynin de kas gibi çalıştığını ve kullandıkça zihinsel kapasitenin arttığını anlattı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bazı insanların süper yaşlılar olarak adlandırıldığını, bu kişilerin 80 yaşında olmalarına rağmen zihinsel performanslarının 55 yaş seviyesinde olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, aktif bir yaşam tarzı, sosyal gelişim ve zihinsel egzersizlerin önemli olduğunu, uzun ve sağlıklı bir yaşam için sadece beden sağlığına değil, zihinsel aktivitelere de önem verilmesi gerektiğini söyledi.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>İdeal olan sağlıklı yaş almak</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Telomer uzunluğunu muhafaza etmenin sağlıklı yaşam ve uzun yaşam anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Telomerler, bize doğuştan verilmiş bir kredi gibidir. Bu krediyi bir günde de tüketebilirsiniz, 80 yılda da… İnsanlar doğuştan eşit telomerde doğuyor. Kendine iyi bakan biri uzun yıllar yaşayabilirken, iyi bakamayan hızlı yaşlanıyor. Obezite, diyabet, tansiyon, Alzheimer gibi hastalıklar da telomeri hızla tüketiyor. İnsan vücudunun hızı ve ritmi doğanın hızı ve ritmine uygun olmalı ve doğru kullanılmalı. Uzun yaşama daha önce antiaging deniyordu. Yaşlanma karşıtı deniyordu. Artık yaşlanma karşıtı olmak yerine sağlıklı yaşlanabilmek, sağlıklı uzun yaşanabilmeyi hedefleniyor. &nbsp;İdeal olan sağlıklı yaş almaktır.”&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uzun ömürlülük için genel yaşam tarzı da önemli!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzun ömürlülük için stres yönetimi, beslenme, egzersiz ve genel yaşam tarzının önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, insan gelişiminde genetikten çok epigenetik mekanizmaların devreye girdiğini, ancak epigenetik mekanizmaların da kişinin isteğine bağlı olarak değişebildiğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beynin plastik bir organ olduğunu ve devamlı değişebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, heykeltraş gibi beynin işlenmesi gerektiğini, beynin nöroplastik organ olduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Vücut müthiş bir eczane!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Nörobilime göre beynin dopaminle haz ve keyif yakaladığını, spor esnasında beynin endorfin salgıladığını ve endorfinin de keyif ve ağrı kesici özelliği olduğunu, mitokondrilerin vücudun sobası gibi işlev gördüğünü anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları kaydetti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Spor yaparken vücut adenozin salgılıyor. Adenozin de günde beş bin adım atan kişilerde, belli bir ritimde yaşayan kişilerde stabil şekilde oluyor. Vücudumuzda müthiş bir eczane var. Bu eczaneyi iyi kullanırsak longevitiyi, uzun yaşamı sağlamış oluruz. Keyif vücutta kısa vadeli etki ama anlam arama, ideal peşinde olma mutluluk hormonu ve bağlanma hormonu salgılatıyor. Mutluluk hormonu seratonin… İnsan haz odaklı yaşarsa, makam, şöhret, para gibi kısa vadeli zevkler düşünürse beyin devamlı dopaminle mutlu olmaya çalışır. Anlam arayan, soyut düşünen, bir fikri ideal haline getiren insanlar uzun vadede serotonini beyinde harekete geçirdikleri için iç huzur yakalıyorlar. Manevi yaşamı yakalayan kişilerde de bunlar salgılanıyor. Çünkü onlar büyük bir anlamın parçası olmayı hedefliyorlar. Yüksek bir güce bağlanmayı hedefliyorlar. Bağlanma hormonu oksitosin salgılanıyor. Bağlanma hormonu en çok emziren annelerde salgılanır.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bağışıklık hücreleri için hamur işlerine dur demek gerekiyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yüksek güce, yüksek bir anlama, bir yaratıcıya bağlanma duygusunun da beyne oksitosin salgılattığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, bağışıklık sisteminin de önemli olduğunu, düşüncelerle bağışıklık sisteminin iletişim içinde olduğunu, beyin ile bağırsağın birbirini etkilediğini, karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin bu iletişimi bozduğunu, bağışıklık hücreleri için hamur işlerine dur demek gerektiğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sağlıklı nefes almak zihinsel sağlığı da olumlu etkiliyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sağlıklı nefes almak çok önemlidir. Doğru nefes teknikleri sadece beden sağlığımızı değil, zihinsel sağlığımızı da olumlu etkiler. Derin nefes almak stresi azaltır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Sağ elinizi kalbin üzerine koyuyorsunuz. Sol elinizi karna koyuyorsunuz. Rahat bir yere yaslanıyorsunuz. Gözleri kapatıp bir, iki diyecek kadar nefes, üç, dört diyecek kadar tutuyorsunuz, beş, altı, yedi, sekiz diyecek kadar veriyorsunuz. Bunu herhangi bir stres altında yapın. Beynin oksijenlenmesi artıyor. Otonom sinir sistemini eğitmiş oluyoruz. Parasempatik sistemi devreye giriyor, rahatlıyorsunuz. Basit bir egzersiz hemen stres hormonunu azaltan, kasları gevşeten bir egzersiz.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Baldır kasları kalbin yükünü azaltıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Baldır kaslarının ikinci kalp işlevi gördüğünü de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Kanada'daki bir üniversitede yapılan bir araştırmada, altı ay boyunca bir saat tempolu yürüyüş yapıyorlar, yalnızca yürüyüşle egzersiz yapılıyor. Kadınların beyninin düşünme, hafıza fonksiyonunda hacim artışı olduğu görülüyor. Yürüyüş yapıldığında baldır kasları kasılıyor, kanı pompalıyor. Kalbin önündeki yükü azaltıyor. Kalbin yükü hafifletiliyor. Adrenalin salgılanıyor yürüyüş yaparak ve vücuttaki enerji seviyesi artıyor. En güzeli tempolu yürüyüş. Hızlıya yakın yürüyüş. Bu sadece beden için değil beyin için de çok faydalı.” diye konuştu. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uzun ve mutlu yaşayanların ortak özelliği sosyal desteklerinin yüksek olması</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beyin için folik asit, B12 ve D vitaminin de çok önemli olduğunu, beyni koruduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal etkileşim de çok önemli. Yaşlılarda erken ölümle ilgili bir risk faktörü de yalnızlık. Sosyal bağları çok olanların ortalama yaşları daha uzun oluyor. Harvard'ın 75 yıl sürmüş bir çalışması var. Bu raporda uzun ve mutlu yaşayanların ortak özelliği sosyal desteklerinin yüksek olması. Sosyal ağı, sosyal bağları güçlü olan kişiler, ortalama ömürleri daha uzun olan kişiler. Sosyal izolasyonun toksik etkisi var. Dünyada yalnızlık epidemisi var. İngiltere'de, Japonya'da yalnızlık bakanlığı kuruldu. Dünya Sağlık Örgütü dünyada bekleyen üç büyük tehlikeden birisi olarak yalnızlığı gösteriyor.” diye anlattı.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Değişim yapma ve ezber bozmanın da faydalı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “İş yerinize hep aynı yoldan gitmeyin, farklı yollardan gidin. Hep aynı yerden alışveriş yapmayın, başka yerlerden yapın. Beynin her tarafını, bütün bölgelerini çalıştırın. Değişim yapmak önemli.” diye konuştu.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Koku hafızayı güçlendiriyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kokuları kullanmanın da önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Koku hafızayı güçlendiren bir şey. Ders çalışırken, bir şey yaparken güzel kokuyla çalışırsanız, o koku beyni aktive ediyor o anda. Muskat ve tarçın kokuları verimliliğini arttırır.” ifadesinde bulundu.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uyku esnasında beyin toksinleri temizliyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beyin egzersizi yapmanın, 5N1K düşünmenin zinde kalmak için çok önemli olduğunu, günde 8 saat uykunun da gerektiğini ve uykunun beynin bir nevi şarj olduğu zamanlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beyinde lenfatik sistem yok. Lenfatik sistem vücuttaki toksinleri, yorgunluk maddelerini, atık maddeleri temizliyor. Bütün vücutta biriken şeyleri lenf çalışır toplar damara atar, karaciğer temizler. Beyinde böyle bir yol yok, lenfatik sistem yok. Uykuda beyin hafif küçülüyor. Damarların etrafında boşluk oluşuyor, oradan boşalıyormuş. Uyku esnasında beyin toksinleri temizliyor. Uyumazsak eğer beynimizde yorgunluk maddelerinin, toksik maddelerin hepsi birikir. Onun için bol su içmek de çok önemli beyindeki toksinleri atabilmek için.” şeklinde konuştu. &nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Yaşam tarzı, ruh sağlığı açısından büyük önem taşıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Karanlığın beş atlısı “kin, öfke, nefret, kıskançlık, düşmanlık” duygularının beyinde kimyasallar salgıladığını ve beyinde hasar oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, stres yönetiminin önemine işaret etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Stressiz bir hayatın mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yaşam tarzımız, ruh sağlığımız açısından büyük önem taşıyor. Özellikle stresle olan ilişkimizi belirleyen en temel faktörlerden biri yaşam tarzımızdır. Modernizm hayatımızı pek çok açıdan kolaylaştırdı, ancak aynı zamanda beklentilerimizi yükseltti ve insanlar arasındaki rekabeti acımasız bir hâle getirdi. Bu durum, psikiyatrik hastalıkların artmasına neden oldu. Dünyada intihar oranlarının, narsisizmin ve bağımlılıkların artması bir tesadüf değil. Günümüzde, depresyona neden olan bir virüs olup olmadığı bile araştırılıyor. Aslında böyle bir virüs var: Bunun adı ‘hedonizm virüsü’ yani hazcılık virüsü. Sürekli haz peşinde koşan bireyler, haz duygusunu yaşamadıklarında daha büyük bir boşluğa düşüyor ve kendilerine zarar veriyorlar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kauçuk kişilikler</strong>&nbsp;<strong>darbelere karşı dayanıklıdırlar ve kolay kolay kırılmazlar</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanların farklı stresle başa çıkma biçimlerine sahip olduklarını ve kişilikleri de “sünger, teflon ve kauçuk kişilikler” olarak üçe ayrılabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Sünger kişilikler, her şeyi içlerine çeker, sürekli şikâyet eder ve hep mutsuzdurlar. Onları cennete koysanız bile bir şeylerden şikâyet edeceklerdir. Hep kurban rolünü benimserler, devamlı ağlar ve kendilerini acındırırlar. Teflon kişilikler, dışarıdan zarar görmez gibi görünseler de temas ettikleri insanları yakarlar. Özellikle evlilikte, eşini yıpratan ancak kendisi umursamaz görünen tiplerdir. Bu kişiler narsisttir; başkalarını incitir, ancak kendileri için özel ve güçlü olduklarını düşünürler. Kauçuk kişilikler ise en sağlıklı olanlardır. Esneklik gösterirler, darbelere karşı dayanıklıdırlar ve kolay kolay kırılmazlar.” şeklinde konuşmasına devam etti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Stresten korkmayın!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Psikolojik sağlamlık, zihinsel esneklikle ilgili özelliklerin strese karşı esneyebilmek, dağılmamak ve yeniden toparlanabilmek anlamına geldiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, stresten korkmamak gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Mutlu ve uzun yaşamanın ilacı denge</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mutlu ve uzun yaşamanın ilacının denge olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu dengeyi sağlamak için duygusal pozitifliğin sağlanması gerekir. Burada pozitif düşünce ile pozitif duygu arasında fark vardır. Olumlu düşünce bazen aşırı iyimserlik veya Polyannacılık gibi algılanabilir, ancak en zor olayda bile pozitif odaklı yaşayacaksınız. Bunu yapabilmek, zihinsel esneklikle ilgili bir kavram. Bencil kişiler zihinsel esnekliği yapamıyorlar. Zihinsel esnekliğin karşıtı nedir? İnatçılık. İnatçı kişiler mutlu olamazlar. İnatçı kişiler Longevity’i iyi yapamazlar. Bu nedenle doğrularda sebat etmek güzel bir şeydir ama yanlışta ısrar etmek, yanlış olduğunu bile bile devam etmek kör bir inattır bu. Uçuruma götürür kişiyi. Burada akıl tepsisi çok önemli. Akıl tepsisinde ne var? Sağlık, varlık ve değerler. Üçü bir arada. Sağlık, varlık ve bilgelik dengesi. Akıl tepsisinde üçü de bir arada olacak. Sadece sağlık odaklı olacağım, Longevity önemli diye yaşarsanız tepsinin dengesi bozulur. Sadece zenginlik peşinde koşarsanız bozulur. Bilgelik, yaşam bilgeliği de gerekiyor.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 16:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/04/uzun-yasamin-sirri-akil-tepsisinde-1743689287.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIKLI BESLENME TAKINTISI MENTAL HASTALIK BOYUTUNA VARABİLİR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglikli-beslenme-takintisi-mental-hastalik-boyutuna-varabilir-14992</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglikli-beslenme-takintisi-mental-hastalik-boyutuna-varabilir-14992</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın arttığına dikkat çeken uzmanlar, bazı kişilerin bu durumu takıntı haline getirebildiğini belirtiyor. Ortoreksiya Nervoza olarak bilinen bu bozukluk, kişinin gününün büyük bir kısmını en saf ve doğal yiyecekleri araştırmaya ve hazırlamaya ayırmasına yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Uzman Klinik Psikologlar, Ortoreksiya Nervoza'nın, bireylerin katı ve kısıtlayıcı diyetler uygulamalarına, dışarıda yemek yeme konusunda yoğun kaygı duymalarına neden olduğunu belirtiyor. Bu durum, sosyal izolasyona yol açabilir ve özellikle mükemmeliyetçi ve obsesyonel düşünce yapısına sahip bireylerde daha sık görülüyor.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>SAĞLIKLI BESLENMEYE ÇALIŞMAK İYİ AMA…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Son yıllarda sosyal medya ve diğer platformlarda sağlıklı beslenmenin önemi sıkça vurgulanıyor. Uzmanlar, sağlıklı beslenmeye çalışmanın ve bu konuda içerikler izlemenin faydalı olabileceğini belirtirken, bazı bireylerin bu durumu aşırı bir takıntıya dönüştürdüğünü ifade ediyor. Kişi sürekli olarak "En sağlıklı, en saf, en doğal yiyeceği nasıl bulabilirim?" sorusuna kafa yoruyor ve gününün büyük bir kısmını bu konuya ayırabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu noktada, sağlıklı beslenme takıntısı bir hastalık boyutuna ulaşabiliyor. Uzmanlar, bunun "Ortoreksiya Nervoza" olarak adlandırıldığını açıklıyor.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İKİLİ İLİŞKİLER BOZULABİLİR, SOSYAL İZOLASYON OLABİLİR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ortoreksiya Nervoza'nın en belirgin semptomlarından biri, kişinin çoğu zamanını saf ve doğal yiyecekler araştırmak ve bunları hazırlamak için harcamasıdır. Kişiler, dışarıda yemek yeme konusunda büyük bir kaygı duyabilirler. Dışarıda yemek yediklerinde, sağlıksız olabileceğini düşündükleri yiyecekler tükettiklerinde suçluluk hissi yaşayabilirler.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu takıntılı düşünce yapısı, sosyal ilişkilerde zorluklara yol açabiliyor. Kişiler, restoran veya kafeye gittiklerinde yemek yememek ya da kendi yiyeceklerini getirmek zorunda hissedebilirler. Bu da zamanla sosyal izolasyona neden olabilir. Ayrıca, bu durum, çevrelerine de sürekli olarak sağlıklı beslenme konusunda baskı yapmalarına yol açabiliyor, bu da kişiler arası ilişkilere zarar verebiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>TEDAVİ, MULTİDİSİPLİNER BİR YAKLAŞIMLA ELE ALINMALI</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ortoreksiya Nervoza'nın tedavisinin multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini belirten uzmanlar, psikoterapi, diyet ve beslenme uzmanı desteğinin yanı sıra, gerektiğinde psikiyatrist desteğinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, aile ve sosyal desteğin de tedavi sürecinde önemli bir rol oynadığı ifade ediliyor.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>MÜKEMMELİYETÇİ BİREYLERDE SIK GÖRÜLÜYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ortoreksiya Nervoza'nın, mükemmeliyetçi bireylerde ve obsesyonel düşünme eğiliminde olan kaygılı kişilerde sıkça görüldüğünü belirten uzmanlar, bu bozukluğun, vücut formunu korumak zorunda olan bireyler arasında da yaygın olduğunu belirtiyor. Dansçılar, sporcular ve modeller gibi gruplarda bu bozukluk daha sık görülmektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sosyal medya üzerinden sağlıklı beslenmeye dair yayılan içeriklerin bu takıntıyı tetikleyebileceği, ancak yalnızca sosyal medyanın etkisinin bu bozukluğun oluşmasında tek başına yeterli olmadığı da vurgulanıyor. Psikolojik ve biyolojik yatkınlıklar, sosyal faktörler ve birçok başka etmenin Ortoreksiya Nervoza'nın gelişiminde rol oynadığı ifade ediliyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 17:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/03/saglikli-beslenme-takintisi-mental-hastalik-boyutuna-varabilir-1742654482.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COVID-19 Kalp Krizi Riskini 3 Yıl Boyunca Artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/covid-19-kalp-krizi-riskini-3-yil-boyunca-artiriyor-14848</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/covid-19-kalp-krizi-riskini-3-yil-boyunca-artiriyor-14848</guid>
                <description><![CDATA[Yeni yapılan bilimsel araştırmalar, COVID-19 enfeksiyonunun kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerini ortaya koyuyor. Özellikle enfeksiyon geçiren bireylerde kalp krizi ve inme riskinin enfeksiyondan sonraki üç yıl boyunca yüksek kaldığı bildiriliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Cleveland Clinic ve Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim insanlarının gerçekleştirdiği ve <em>Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology</em> dergisinde yayımlanan bir araştırmanın sonuçları üzerine açıklama yapan Uluslararası Minimal İnvaziv Kardiyotorasik Cerrahi Derneği üyesi Prof. Dr. Serkan Durdu, COVID-19'un sadece solunum yollarını değil, kalp ve damar sistemini de ciddi şekilde etkileyebileceğini söyledi. Prof. Dr. Durdu, "Son çalışmalar, COVID-19'un damar iç yüzeyini tahrip ederek damar sertliği, pıhtılaşma bozuklukları ve ritim düzensizliklerine yol açabileceğini gösteriyor. Bu durum, hastalığı geçiren kişilerde kalp krizi ve inme riskinin uzun vadede artmasına neden oluyor" dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>COVID-19 ENFEKSİYONU GEÇİREN BİREYLERDE KALP KRİZİ VE İNME RİSKİ ARTIYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Araştırmada, COVID-19 enfeksiyonu geçiren bireylerde, enfeksiyondan sonraki üç yıl boyunca kalp krizi, inme ve ölüm riskinin iki katına çıktığı ortaya koyulmuş. Prof. Dr. Durdu, özellikle hastanede tedavi gerektiren ağır COVID-19 vakalarında bu riskin daha da yüksek olduğunu belirterek, araştırmada kan grubu A, B veya AB olan bireylerde bu riskin daha belirgin olduğunun vurgulandığını ifade etti.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>YÜKSEK RİSK GRUBUNDAKİLER DİKKAT</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Araştırmaların, özellikle 50 yaş üzeri bireylerde, yüksek tansiyon hastaları, diyabet hastaları ve obezite sorunu olan kişilerde bu riskin daha da yüksek olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Durdu, "COVID-19 enfeksiyonu sonrası göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya halsizlik gibi belirtiler yaşayan kişilerin mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerekir" uyarısında bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>ÖNLEM ALMAK MÜMKÜN MÜ?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uzmanlara göre COVID-19 geçiren bireylerin kalp sağlığını korumak için yaşam tarzı değişiklikleri yapması büyük önem taşıyor. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, sigara ve alkol tüketiminden kaçınma, tansiyon ve kolesterol değerlerinin düzenli takip edilmesi gibi önlemler, uzun vadeli kalp hastalıkları riskini azaltabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">"Hastalığı hafif geçiren bireyler bile uzun vadede kalp sağlığı açısından risk altında olabilir. Bu nedenle, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek kritik önem taşıyor" diyen Prof. Dr. Durdu, COVID-19 sonrası kalp sağlığını korumanın sadece bireysel değil, halk sağlığı açısından da önemli olduğunu kaydetti.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Feb 2025 17:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/02/covid-19-kalp-krizi-riskini-3-yil-boyunca-artiriyor-1739110847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞİZOFRENİ ERKEKLERDE DAHA ERKEN BAŞLIYOR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sizofreni-erkeklerde-daha-erken-basliyor-14821</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sizofreni-erkeklerde-daha-erken-basliyor-14821</guid>
                <description><![CDATA[Şizofreninin, düşünce, algı ve davranışları etkileyen kronik bir ruhsal bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıktığını söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Şizofreninin halüsinasyonlar, sanrılar, motivasyon eksikliği ve bilişsel zorluklarla kendini gösterebildiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Hastalık genellikle ergenlik dönemi sonları ile erken yetişkinlik arasında yani 15-30 yaş aralığında ortaya çıkar ve belirtiler erkeklerde kadınlara göre daha erken başlayabilir.” dedi. Erken tanı ve uygun tedavinin, belirtilerin yönetilmesine ve hastalığın şiddetinin azaltılmasına yardımcı olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, multidisipliner bir yaklaşım, ilaç tedavisi, psikoterapi ve aile desteği ile hastaların yaşam kalitesinin artırılabileceğini dile getirdi.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin,&nbsp;şizofreni hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Şizofreni, bireyin dünyayı algılama biçimini etkileyebiliyor!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şizofreninin, düşünce, algı, duygu ve davranış bozuklukları ile karakterize, genellikle kronik seyirli bir zihinsel sağlık bozukluğu olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Gerçeklik algısında bozulmalar, yanılgılı düşünceler (çoğunlukla sanrılar) ve gerçekte var olmayan şeyleri görme veya duyma gibi belirtilerle kendini gösterir. Şizofreni, bireyin dünyayı algılama ve ona tepki verme biçimini önemli ölçüde etkileyebilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Erkeklerde kadınlara göre daha erken başlayabiliyor!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şizofreni belirtilerinin, genelde ‘pozitif belirtiler’, ‘negatif belirtiler’ ve ‘bilişsel bozukluklar’ şeklinde sınıflandırıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Pozitif belirtiler arasında halüsinasyonlar, sanrılar, dağınık düşünce ve düzensiz davranışlar yer alır. Motivasyon eksikliği, sosyal geri çekilme, duygusal ifadesizlik ve iletişimde zorluklar negatif belirtiler sınıfında ve dikkat dağınıklığı, karar verme zorluğu ve yürütücü işlevlerde bozulma ise bilişsel bozukluklar sınıfında değerlendirilir.” dedi.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hastalığın genellikle ergenlik dönemi sonları ile erken yetişkinlik arasında yani 15-30 yaş aralığında ortaya çıktığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, belirtilerin erkeklerde kadınlara göre daha erken başlayabileceğini söyledi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Şizofreni birçok faktörden kaynaklanabilir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Şizofreninin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hastalık, biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıkar.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin bu faktörleri şöyle açıkladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Şizofreni hastası bir ebeveyni veya birinci derece yakını olan kişilerde hastalık gelişme riski yüzde 10 civarındadır. Tek yumurta ikizlerinde bu oran yüzde 40-50’lere kadar çıkabilir. Beyindeki dopamin ve glutamat gibi nörotransmitterlerin dengesizliği şizofreni ile ilişkilidir. Doğum öncesi enfeksiyonlar, stres, travma, çocuklukta ihmal veya istismar gibi durumlar hastalık riskini artırabilir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Erken müdahale ve tedaviyle</strong>&nbsp;<strong>şizofreninin şiddetini azaltmak mümkün!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şizofreniyi tamamen önlemenin mümkün olmamakla birlikte erken tanı ve uygun tedavi ile belirtilerin yönetilebileceğini ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Araştırmalar, erken müdahale ve tedavinin atakların sıklığını ve şiddetini azaltılabileceğini, kötüleşme riskini düşürebileceğini, uzun dönemde hastaneye yatış oranlarını azaltabileceğini ortaya koyuyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tedavinin genellikle ilaç tedavisi, psikoterapi, aile desteği ve sosyal beceri eğitimlerini içerdiğini sözlerine ekleyen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, multidisipliner bir yaklaşımın şizofreni yönetiminde kritik önem taşıdığını vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uygun tedavi ve destek</strong>&nbsp;<strong>şizofreni hastalarının yaşam kalitesini artırabilir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şizofreni tanısı alan bireylerin yaşam kalitesini etkileyen birçok faktör olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Tedavi planına sadıklık, belirtilerin yönetimi ve nükslerin önlenmesi için kritik önem taşır. Aile ve yakın çevrenin desteği, bireyin sosyal işlevlerini korumasına yardımcı olur. Yüksek stres düzeyleri belirtileri kötüleştirebilir. Bu nedenle, stres azaltıcı teknikler ve düzenli bir yaşam rutini büyük önem taşır. Hem bireyin hem de ailesinin hastalık hakkında bilgi sahibi olması, hastalığı daha etkili yönetmelerine yardımcı olur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Şizofreniyle yaşayan bireyler, uygun tedavi ve destekle sosyal hayata katılım sağlayabilir ve yaşam kalitelerini artırabilir.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jan 2025 17:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/sizofreni-erkeklerde-daha-erken-basliyor-1738334247.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİŞ HEKİMİ KORKUSUNA SON! UYUTARAK DİŞ TEDAVİSİ GÜVENLİ Mİ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dis-hekimi-korkusuna-son-uyutarak-dis-tedavisi-guvenli-mi-14760</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dis-hekimi-korkusuna-son-uyutarak-dis-tedavisi-guvenli-mi-14760</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, diş tedavilerinde sedasyon ve genel anestezi uygulamalarının, çocuklardaki korku ve kaygıyı nasıl önlediğini açıklıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Diş hekimi fobisi, özellikle çocuklarda yaygın olarak görülen ve ciddi kaygılara yol açabilen bir durumdur. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, bu korkunun etkili bir şekilde yönetilebilmesi için sedasyon ve genel anestezi yöntemlerinin güvenle kullanılabileceğini belirtiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sedasyon, kısa sürecek tedavilerde sürecin rahat bir şekilde tamamlanması için kullanılan kontrollü bir uyku halidir. Genel anestezi ise daha uzun ve kapsamlı tedaviler için tercih edilen bir yöntemdir. Her iki uygulama da hastanın işlem sırasında herhangi bir şey hissetmemesini sağlar ve tedavi sonrası herhangi bir şey hatırlamamasını sağlar,” diyen Dt. Demir, uyutularak yapılan diş tedavilerinin doğru ellerde güvenli olduğunu vurguluyor.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tedavi Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uyutularak yapılan diş tedavilerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi için doğru bir değerlendirme yapılması oldukça önemlidir. Dt. Demir, şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Çocuğun genel sağlık durumu ve tıbbi geçmişi mutlaka incelenmelidir. Özellikle kalp hastalığı, kanama bozukluğu gibi durumlarda ilgili doktorlardan konsültasyon alınmalıdır. Tedavi, mutlaka ameliyathane ortamında ve bir anestezi uzmanının gözetiminde yapılmalıdır. Ayrıca, çocuklara ağız hijyeni alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması gerektiğine dikkat çeken Dt. Demir, “Ebeveynlerin düzenli diş kontrollerini aksatmaması ve çocukların diş hekimiyle pozitif bir bağ kurmasını sağlaması, ilerleyen yıllarda oluşabilecek diş hekimi fobisinin önüne geçecektir” şeklinde uyarıda bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Anestezi Her Durumda Güvenli mi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bazı özel durumlarda, özellikle ileri düzey kalp hastalığı gibi sağlık sorunları olan çocuklarda, genel anestezi uygulaması yüksek risk taşıyabilir. Bu gibi durumlarda, ağız hijyenine özen gösterilerek tedavilerin erken dönemde ve kısa süreli seanslarla planlanması gerektiğini belirten Dt. Demir, “Risk faktörlerini azaltmak için multidisipliner bir yaklaşımla hareket etmek çok önemlidir” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Diş Tedavisinde Konfor ve Güven Sağlanıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Uyutularak yapılan diş tedavileri, özellikle diş hekimi korkusu yaşayan çocukların gelecekte ağız ve diş sağlığını korumaları için önemli bir adımdır. Dt. Demir, ebeveynlere şu mesajı verdi: “Doğru yöntemler ve uzman bir ekip ile çocuklarınızın diş tedavisini korkusuz ve güvenli bir şekilde tamamlamanız mümkün.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 12:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/dis-hekimi-korkusuna-son-uyutarak-dis-tedavisi-guvenli-mi-1737105106.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayallerin Gerçekleşmesi İçin İlk Adım: Psikolojik Engelleri Aşmak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/hayallerin-gerceklesmesi-icin-ilk-adim-psikolojik-engelleri-asmak-14738</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/hayallerin-gerceklesmesi-icin-ilk-adim-psikolojik-engelleri-asmak-14738</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, hayalleri gerçekleştirme yolunda içsel motivasyonun ve doğru stratejilerin önemine dikkat çekerek, başarısızlık korkusu ve psikolojik engellerin üstesinden gelmenin yöntemlerini açıkladı. Güven, hayal kurmanın bireylerin hedeflerine ulaşmasında bir rehber ve motivasyon kaynağı olabileceğini, ancak bu hayallerin somut adımlara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Başarısızlık Korkusuna Karşı Stratejiler</strong></span><br />
Hayallerin peşinden gitmek isteyen bireylerin karşılaştığı en büyük engellerden birinin başarısızlık korkusu olduğunu ifade eden Güven, “Bu korkuyu aşmak için olumlu öz-konuşma, mindfulness ve hedefleri küçük adımlara bölmek oldukça etkili yöntemlerdir. Başarısızlıkları bir öğrenme fırsatı olarak görmek ve yeniden çerçevelemek, bireylerin motivasyonlarını artırabilir,” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güven, içsel inançlar, geçmiş deneyimler ve sosyal desteğin, bireylerin hedeflerine ulaşma sürecini etkileyen önemli unsurlar olduğunu belirtti. Sosyal çevrenin destekleyici rolüne dikkat çeken Güven, “Aile, arkadaşlar ve iş ortamı, kişinin motivasyonunu doğrudan etkiler. Destekleyici bir çevre, özgüveni güçlendirebilirken, olumsuz çevresel faktörler bireyi geri çekebilir,” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Hayalleri Gerçeğe Dönüştürmek İçin Adımlar</strong></span><br />
Hayal kurmanın hedeflere ulaşma yolunda güçlü bir araç olduğunu söyleyen Güven, şu bilgileri paylaştı:<br />
“Hayal kurma, bireyin ideal bir geleceği zihinsel olarak canlandırmasını sağlar. Bu süreç, bireye motivasyon ve yol haritası sunarken, hedefe ulaşmanın mümkün olduğuna dair bir inanç oluşturur. Ancak aşırı hayal kurma, gerçekçi olmayan beklentilere yol açabilir. Bu nedenle hayalleri eyleme geçirilebilir adımlara dönüştürmek çok önemlidir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güven, detaylı bir planlama yaparak hedeflere ulaşmanın daha kolay hale geleceğini vurgulayarak, “Büyük hedefleri küçük ve ulaşılabilir adımlara bölmek, bireye başarı hissi verir ve motivasyonu artırır. Ayrıca sosyal destek almak ve başarısızlık korkusunu aşmak için bu süreçte strateji geliştirmek önemlidir,” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Psikolojik Engellerin Üstesinden Gelmek Mümkün</strong></span><br />
Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, hedeflere ulaşmada karşılaşılan psikolojik engelleri aşmanın mümkün olduğunu belirterek, şu tavsiyelerde bulundu:</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px">Kendinize olumlu ifadelerle yaklaşın.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Mindfulness teknikleriyle korku ve kaygıyı yönetin.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Sosyal çevrenizden destek alın ve hedeflerinizi görselleştirin.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Küçük başarılarınızı takip ederek motivasyonunuzu artırın.</span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px">Güven, bireylerin kendi değerleri doğrultusunda hareket etmelerinin önemine dikkat çekerek, “Hedeflerimize ulaşmak için gerçekçi ve eyleme geçirilebilir bir yol haritası oluşturmak, hem hayallerimizi gerçekleştirmemize hem de içsel motivasyonumuzu artırmamıza yardımcı olacaktır,” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 15:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/hayallerin-gerceklesmesi-icin-ilk-adim-psikolojik-engelleri-asmak-1736773395.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİLE HEKİMLERİNDEN YÖNETMELİĞE KARŞI BEŞ GÜNLÜK GREV KARARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/aile-hekimlerinden-yonetmelige-karsi-bes-gunluk-grev-karari-14699</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/aile-hekimlerinden-yonetmelige-karsi-bes-gunluk-grev-karari-14699</guid>
                <description><![CDATA[Aile hekimleri tarafından "eziyet yönetmeliği" olarak adlandırılan Performans ve Ödeme Yönetmeliği'ne karşı gerçekleştirilen bu eylemlerin ana nedeni, Sağlık Bakanlığı'nın geri adım atmaması. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının haklarının görmezden gelinmesine ve meslek onuruna yönelik bu haksızlıklara sessiz kalamayacaklarını belirtti. Akarken yaptığı açıklamada, "Bakanlık, sağlık alanında yaşanan ciddi sorunları çözmek yerine, getirdiği yeni düzenlemelerle sorunları daha da derinleştirmektedir. Performansa dayalı ödeme sistemi ve torba kanun teklifleri, sağlık çalışanlarının haklarını zedelemekte ve sağlık hizmetlerinin kalitesini tehlikeye atmaktadır. Bakanlık herhangi mağduriyet olmadığını sosyal medya hesaplarından duyurmaya devam etmekte ama yönetmelik yayınlandıktan sonra ki bordrolar hala yayınlanmamıştır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Aile hekimleri ve sağlık çalışanları, "Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği" olarak bilinen sisteme karşı bir kez daha grev kararı aldı. Daha önce 5-7 Kasım ve 2-6 Aralık tarihlerinde iş bırakan sağlık çalışanları, taleplerinin karşılanmaması üzerine 6-10 Ocak tarihleri arasında beş gün süreyle iş bırakacak.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>"Halk Sağlığını ve Meslek Onurumuzu Koruyacağız"</strong><br />
Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık çalışanlarının haklarının görmezden gelindiğini ve yönetmeliğin meslek onurunu zedelediğini belirtti. Akarken, "Sağlık Bakanlığı sorunları çözmek yerine performansa dayalı ödeme sistemi gibi uygulamalarla mağduriyetleri artırmaktadır. Yönetmelik, sağlık çalışanlarının emeğini hiçe sayıyor ve meslek güvencelerini tehdit ediyor" dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Talepler: Yönetmelik Geri Çekilsin</strong><br />
Sağlık çalışanlarının talepleri arasında şu maddeler yer alıyor:</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px">Performansa dayalı ödeme yönetmeliğinin geri çekilmesi.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Sağlıkta şiddetin önlenmesi için etkin yasalar çıkarılması.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Aile Sağlığı Merkezlerinin fiziki ve tıbbi donanımının kamu tarafından sağlanması.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Hekim başına düşen nüfusun 2.000’i geçmeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Güvencesiz istihdama son verilmesi ve sağlık çalışanlarına emekliliğe yansıyan, kesintisiz maaş ödenmesi.</span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><strong>"Üç Gün Yetmedi, Mücadele Devam Edecek"</strong><br />
Kasım ve Aralık aylarında düzenlenen grevlerin sonuç vermemesi üzerine daha güçlü bir eylem planına geçtiklerini belirten Akarken, "Sağlık çalışanları olarak halk sağlığını ve meslek onurumuzu savunmak için daha güçlü adımlar atmamız gerektiğine inanıyoruz. Taleplerimiz karşılanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" diye konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sağlık Hizmetleri Tehlikede</strong><br />
Akarken, performansa dayalı ödeme sistemi nedeniyle sağlık çalışanlarının hem ekonomik hem de psikolojik baskı altında olduğunu vurgularken, bu durumun halk sağlığını da olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Sağlık çalışanları, topluma daha nitelikli hizmet sunabilmek için adaletli bir sistem talep ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aile hekimlerinin yanı sıra ikinci ve üçüncü basamak hastanelerde çalışan sağlık personelinin de 8 Ocak'ta bir günlük grev düzenleyeceği bildirildi. Grevler boyunca halk sağlığına zarar verilmemesi için gerekli önlemlerin alınacağı belirtildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sağlık çalışanlarının bu kararlı mücadelesi, yalnızca mesleki hakları değil, toplumun sağlık hizmetine erişim hakkını da ilgilendiriyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/aile-hekimlerinden-yonetmelige-karsi-bes-gunluk-grev-karari-1735904036.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YALNIZLIK VE RUTİN YAŞAM TARZI, YAŞLANMAYI HIZLANDIRIYOR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yalnizlik-ve-rutin-yasam-tarzi-yaslanmayi-hizlandiriyor-14695</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yalnizlik-ve-rutin-yasam-tarzi-yaslanmayi-hizlandiriyor-14695</guid>
                <description><![CDATA[Longevity (sağlıklı uzun ömürlülük) kavramını değerlendiren  Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal izolasyonun, yaşlılıkta ölüm riskini artıran faktörlerden biri olduğunu ifade ederek, “Yalnızlık, bireyleri umutsuzluğa itebilir. Bu nedenle, yalnızlığı giderecek sosyal ortamlarda bulunmak ve sosyal bağları güçlendirmek son derece önemlidir.” dedi. Statik ve rutine bağlı kalan bireylerin, beyinlerinin potansiyelini tam olarak kullanamayacaklarını dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, rutin yaşam tarzının da yaşlanmayı hızlandırdığına dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, literatüre yeni girmiş Longevity (sağlıklı uzun ömürlülük) kavramını değerlendirerek, yaşlanmayı hızlandıran durumlara dikkati çekti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Geçmişten bu yana ‘yaşlanmayı durdurabilir miyiz?’ konusunun merak edildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Longevity konusunun ülkemizde tartışılmasına çok seviniyorum. Ben de beyinde saklanan yaşam sırlarını tartışmak istiyorum.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/1735808818_Prof__Dr__Nevzat_Tarhan__2___1_.jpg" style="height:533px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Yalnızlık, bu dönemde giderek yaygınlaşan bir sorun”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in, dünyayı tehdit eden üç ana tehlikeden bahsettiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bunlar gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık, bu dönemde giderek yaygınlaşan bir sorundur. İnsanların mutluluğu sadece kendilerini gerçekleştirmekle değil, aynı zamanda başkalarına yardım etmek ve manevi ihtiyaçlara odaklanmakla da ilgili. Bu noktada Maslow'un tespitleri önemlidir; insanın mutlu olabilmesi için sadece kendine değil, başkalarına da katkı sağlaması gerektiğini vurgular. Bireysel faydanın yanı sıra toplumsal fayda da önemlidir. Bu nedenle, paylaşmak ve yardımlaşmak gereklidir.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Yalnızlık, bireyleri umutsuzluğa itebilir”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünyada yalnızlık epidemisi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Hawking'in 2004 yılında yaptığı bir çalışma, 50 yaş üstündeki bireylerde bilişsel gelişimlerin azaldığını göstermektedir. Harvard Üniversitesi'nin 70 yıllık bir çalışması, sosyal ağları güçlü olanların daha sağlıklı yaşlandığını ortaya koyuyor. Sosyal izolasyon, yaşlılıkta ölüm riskini artıran faktörlerden biridir. Yalnızlık, bireyleri umutsuzluğa itebilir; yalnız hisseden kişiler ‘Yaşamanın anlamı kalmadı’ diye düşüncelere kapılabilir. Bu nedenle, yalnızlığı giderecek sosyal ortamlarda bulunmak ve sosyal bağları güçlendirmek son derece önemlidir. Örneğin, İngiltere ve Japonya, yalnızlık bakanlıkları kurmuşlardır çünkü yalnızlık oranları ciddi şekilde artmaktadır. Bir üniversitenin 50 bin kişiyle yaptığı bir çalışmada, 50 yaş üstü bireylerde yalnızlık oranı yüzde 27, 16-24 yaş grubunda ise yüzde 40'tır. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, gençler arasında sosyal izolasyon giderek artmaktadır.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Statik ve rutine bağlı kalan bireyler, beyinlerinin potansiyelini tam olarak kullanamazlar”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Beynimizi geliştirmek ve yeni deneyimlere açık olmak için çevremizdeki alışkanlıkları değiştirmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Her zaman aynı yolları kullanmak yerine farklı yollar denemek, beyin aktivitesini artırabilir. Değişikliğe açık olan kişiler, beyninin daha önce kullanılmayan alanlarını aktif hale getirebilirler. Statik ve rutine bağlı kalan bireyler, beyinlerinin potansiyelini tam olarak kullanamazlar. Farklı bir yola girdiğinizde, beyniniz yeni bir duruma adapte olarak yeni mental programlarla karşılaşır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Yaşlanmayı hızlandıran duygusal ve sosyal faktörler neler?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Tarhan, yaşlanmayı hızlandıran duygusal ve sosyal faktörlere de işaret ederek, bu faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Stres ve depresyonun etkisi: Kronik stres, depresyon ve anksiyete gibi duygusal faktörler, yaşlanma sürecini hızlandırabilir. Özellikle yalnızlık, bireyleri umutsuzluğa sürükleyerek yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yalnızlık epidemisi: Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler, yalnızlığı çağımızın en büyük sorunlarından biri olarak tanımlıyor. Sosyal bağları zayıf olan bireylerin, yaşlılıkta ölüm riskinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sosyal ağların önemi: Harvard Üniversitesi'nin 70 yıllık çalışmasına göre, güçlü sosyal ağlara sahip bireyler daha sağlıklı yaşlanıyor. Sosyal ortamlar, yalnızlık duygusunu azaltarak bilişsel gerilemeyi önleyebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Rutine bağlı kalmanın zararları: Beyin aktivitelerinin artırılması için yeniliklere açık olmak, değişik deneyimlere yönelmek önemlidir. Statik ve rutin bir yaşam tarzı, beynin potansiyelini sınırlayarak zihinsel yaşlanmayı hızlandırabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yalnızlıkla mücadele için çözüm önerileri: İngiltere ve Japonya’nın yalnızlık bakanlıkları kurması, yalnızlık sorununa dikkat çekiyor. Türkiye'de de sosyal bağları güçlendirecek politikaların geliştirilmesini öneriyorum.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 12:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/yalnizlik-ve-rutin-yasam-tarzi-yaslanmayi-hizlandiriyor-1735813224.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİJİTAL ÇAĞDA RAHATSIZ EDİLMEME HAKKI VAR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dijital-cagda-rahatsiz-edilmeme-hakki-var-14693</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/dijital-cagda-rahatsiz-edilmeme-hakki-var-14693</guid>
                <description><![CDATA[Dijital teknolojiler, yaşamımıza sınırsız bir erişim kolaylığı getirdi. Akıllı telefonlar ve anlık mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla her an, her yerde erişilebilir durumda olmak artık bir norm haline geldi. Ancak, bu durumun bireyler üzerinde olumsuz etkileri de giderek daha fazla hissediliyor.

Dijital çağın getirdiği “sürekli erişilebilir olma” halinin bireylerin özel yaşamlarına, psikolojik durumlarına ve iş-yaşam dengelerine olan etkilerini değerlendiren Doç. Dr. Gül Esra Atalay, “Çalışanın mesai sonrası zamanlarda da işle ilgili telefon, email ya da mesaj alması dinlenme hakkını kesintiye uğratabiliyor. Dinlenme zamanlarında da işe dair mesajlarla, emaillerle ilgilenmesi gerektiğinde, bu bir süre sonra tükenmişlik sendromuna yol açıyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Doç. Dr. Gül Esra Atalay, dijital teknolojilerin sunduğu sürekli erişilebilirlik imkanının bireylerin özel yaşamını, iş-yaşam dengesini ve psikolojik sağlığını nasıl olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Sürekli erişilebilir olmanın, bireyleri iş saatleri dışında bile işle ilgili mesajlar, e-mailler ve çağrılarla meşgul ederek dinlenme hakkını ihlal ettiğini belirten Atalay, bu durumun uzun vadede tükenmişlik sendromuna neden olabileceğini vurguluyor. Özellikle mesai sonrası işle ilgili iletişim baskısının, bireylerin özel hayatına ayırması gereken zamanı daraltarak stres seviyelerini artırdığına işaret ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Anlık mesajlaşma uygulamaları ve cep telefonları sayesinde her an ulaşılabilir olmanın, iş-özel hayat ayrımını silikleştirdiğini ifade eden Atalay, sürekli bildirimlere maruz kalmanın dikkat dağınıklığına, zaman kaybına ve "kaçırma korkusu" (FOMO) gibi psikolojik etkilerle bireyleri olumsuz etkilediğini dile getiriyor. Mesajlara hemen cevap verme baskısının da bireylerin üzerinde ek bir yük oluşturduğunu ekliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Atalay, dijital iletişimde görgü kurallarına, yani "netiket"e uyulmasının önemine dikkat çekiyor. İş saatleri dışında gönderilen mesajlardan kaçınılmasını, acil bir durum olmadıkça iletişim kurulmamasını ve mesaj gönderilirken karşı tarafın uygun olup olmadığının nazikçe sorulmasını öneriyor. Ayrıca, iş yerindeki WhatsApp gruplarında konudan bağımsız mesajlar ya da uygunsuz paylaşımlar yapmanın sınır ihlali olduğunu belirtiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu sorunların çözümü için kurumların “mesai dışı iletişim politikası” benimsemeleri gerektiğini ifade eden Atalay, çalışanlara mesai saatleri dışında gelen mesajlara yanıt verme zorunluluğu olmadığını açıkça belirten politikaların uygulanabileceğini söylüyor. Yöneticilerin de bu konuda çalışanlara örnek olması gerektiğini ve sınırların korunmasının liderlik tarafından desteklenmesinin önemini vurguluyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Son olarak, bireylerin dijital araçlarını belirli saatlerde sessize alarak veya “rahatsız etme” modunu kullanarak kendilerine daha sağlıklı bir alan yaratabileceğini belirten Atalay, sağlıklı bir dijital kültürün bireylerin sınırlarını net bir şekilde ifade etmesi ve başkalarının sınırlarına saygı göstermesiyle mümkün olabileceğini ifade ediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Atalay’ın önerileri, dijital teknolojilerin faydalarından yararlanırken bireylerin özel yaşamlarına ve psikolojik sağlıklarına öncelik verebilecekleri bir denge kurmanın yollarını ortaya koyuyor. Sağlıklı bir dijital kültür, hem bireylerin huzuru hem de iş yerlerindeki verimlilik için kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jan 2025 16:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2025/01/dijital-cagda-rahatsiz-edilmeme-hakki-var-1735741572.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni bir yıl, temiz bir sayfa için fırsat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yeni-bir-yil-temiz-bir-sayfa-icin-firsat-14680</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yeni-bir-yil-temiz-bir-sayfa-icin-firsat-14680</guid>
                <description><![CDATA[İnsanların belli dönemleri birer dönüm noktası olarak görmeye yatkın olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, araştırmalara göre insanların yeni bir haftanın, ayın ya da yılın başlangıcını, değişim ve gelişim için ideal bir zaman olarak algıladığını söyledi.

Yeni yılda alınan kararların sürdürülebilir olması için hedeflerin doğru belirlenmesi gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hedefe giden yolda motivasyonu yıl boyunca yüksek tutmak için de hedefleriniz görünür olmalı, kendinizi ödüllendirmeli, anı kutlamalı ve esnek olmalısınız.” dedi. Realist olmak gerektiğini de hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Aynı anda birden fazla hedef belirlemek cazip olabilir, ancak çok yüklenmek tükenmişliğe neden olur. Önceliklerinizi belirleyin ve kademeli ilerleyin.” şeklinde konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, yeni yılda yeni kararlar almak isteyenlere, kararlılıklarını sürdürebilmeleri ve motivasyonlarını koruyabilmeleri için önerilerde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yeni yılda etkili ve sürdürülebilir kararlar almak mümkün!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeni yılın, yeni bir başlangıcın şifresi olduğunu dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Takvim yapraklarının yenilenmesi, bizlere de yenilenme fırsatı sunulduğu hissini uyandırır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Psikoloji biliminin, bu ‘temiz sayfa etkisi’ni açıklarken, insanların belli dönemleri birer dönüm noktası olarak görmeye yatkın olduğunu belirttiğini aktaran&nbsp;Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Araştırmalar, yeni bir haftanın, ayın ya da yılın başlangıcını, değişim ve gelişim için ideal bir zemin olarak algıladığımızı gösteriyor. Ancak çoğu zaman yeni yıl kararları çok çabuk unutulur. Alınan kararların sadece yüzde 8'inin gerçekleştirildiği çalışma sonuçlarında karşımıza çıkıyor. Peki, etkili ve sürdürülebilir kararlar almak mümkün mü? Elbette!” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>S.M.A.R.T hedefler belirleyin…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeni yılda daha bilinçli kararlar almak için atılabilecek adımlardan bahseden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, şunları söyledi:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Hedeflerinizi özel (Specific), ölçülebilir (Measurable), ulaşılabilir (Achievable), ilgili (Relevant) ve zamana bağlı (Time-bound) olacak şekilde planlayın. Örneğin, ‘sağlıklı yaşam’ yerine ‘haftada 3 kez 30 dakikalık yürüyüş yapacağım’ gibi somut hedefler koyun. Değişim, küçük adımlarla başlar. Büyük değişimler yerine günlük rutinleri değiştirin. Her gün bir şeyi yüzde 1 daha iyi yapmaya çalışın. Hedeflerinizi bir dostunuzla paylaşın ya da sizi destekleyecek bir topluluğun parçası olun. Bu motivasyonu güçlendirir. Karşılaşabileceğiniz engelleri önceden düşünün. ‘Bu ay diyeti bozmamam için neler yapabilirim?’ gibi sorularla, olası zorluklara çözüm geliştirin.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hedeflerinizi görünür tutun, kendinizi ödüllendirin…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Motivasyonu yıl boyunca yüksek tutmak için hedefleri görünür kılmanın önemli olduğunu vurgulayan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Yazı tahtasına, ajandanıza ya da telefon ekranına hedeflerinizi yazın. Görünür olması, gündelik hayatta hatırlamanızı kolaylaştırır.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kendini ödüllendirmek, anı kutlamak ve esnek olmanın da motivasyonu yüksek tutmada etkili yöntemler olduğunu dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Merve&nbsp;Umay&nbsp;Candaş Demir, “Ulaştığınız her küçük hedef sonrasında kendinize bir ödül verin. Örneğin, sevdiğiniz bir filmi izlemek ya da kendinize küçük bir hediye almak gibi. Geçmişte yaptıklarınızı hatırlayarak kendinizi motive edin. ‘Geçen yıl ne başarılar elde ettim?’ sorusuyla, ilerlemenin mümkün olduğunu kendinize hatırlatın. Beklenmedik durumlar planlarınızı bozabilir. Ancak bu tamamen vazgeçmek anlamına gelmez. Hedeflerinizi güncellemekten ya da yeniden başlamaktan korkmayın.’ önerisinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Aynı anda birden fazla hedef belirlemek tükenmişliğe neden olabilir!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zihinsel ve fiziksel sağlığın birbiriyle bağlı olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir,&nbsp;“Meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri gibi teknikler hem stresi azaltabilir hem de fiziksel olarak rahatlık sağlayabilir. Beden ve zihin sağlığını beraber desteklemek önemlidir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aynı zamanda realist olmanın hayal kırıklıklarının önüne geçeceğini de hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Aynı anda birden fazla hedef belirlemek cazip olabilir, ancak çok yüklenmek tükenmişliğe neden olur. Önceliklerinizi belirleyin ve kademeli ilerleyin. Yeni yıl, değişim için bir davettir. Ancak bu daveti gerçekleştirmek sizin elinizde. Kendi potansiyelinize inanın ve bu yılı kendinizin en iyi versiyonuna ulaşmak için bir fırsat olarak görün. Unutmayın, büyük değişimler, küçük adımlarla başlar.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/12/yeni-bir-yil-temiz-bir-sayfa-icin-firsat-1735392658.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Omurga Kırığına Çimento Uygulamasıyla Hızlı Çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/omurga-kirigina-cimento-uygulamasiyla-hizli-cozum-14667</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/omurga-kirigina-cimento-uygulamasiyla-hizli-cozum-14667</guid>
                <description><![CDATA[Optimed Hastanesi, ileri omurga cerrahisi yöntemleriyle hastalara modern, güvenilir ve hızlı tedavi seçenekleri sunmaya devam ediyor. Bel omurunda kırık tespit edilen bir hastanın tedavi süreci, omurga cerrahisindeki yenilikçi yaklaşımların bir örneği oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Abdest alırken düşme sonucu bel omurlarında kırık teşhisi konulan hastanın, ağrılarının devam etmesi üzerine Optimed Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan detaylı tetkik ve incelemeler sonucunda, hastanın L3 bel omurunda kırık olduğu tespit edildi. Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Op. Dr. Tansu GÜRSOY hastanın durumunu değerlendirdikten sonra cerrahi müdahale gerektiren bu kırığın, çimento uygulaması ile tedavi edilmesine karar verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Ameliyat sırasında, hastaya sadece lokal anestezi ve hafif bir sakinleştirici uygulandı. Kırık olan kemiğin içerisine özel bir medikal çimento yerleştirildi ve işlem başarıyla tamamlandı. Hasta, operasyonun hemen ardından ağrılarından tamamen kurtulmuş bir şekilde, kısa bir süre içinde ayağa kalkarak yürümeye başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Hasta, ağrılarından kurtulmuş olmanın ve işlem sonrası hızlı bir şekilde normal hayatına dönebilmenin mutluluğuyla taburcu edildi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri">Omurga Kırıklarında Çimento Uygulamasının Avantajları</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Omurga travmaları, doğru müdahale edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilecek önemli sağlık sorunlarından biridir. Tedavi yöntemleri, kırığın şiddetine ve hastanın genel durumuna göre farklılık gösterebilir. Günümüzde uygulanan çimento yerleştirme yöntemi, özellikle minimal invaziv bir çözüm sunduğu için öne çıkmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Minimal invaziv yöntemi ile çok küçük bir kesi yapılarak kırık olan kemiğin içerisine çimento yerleştirilir. Hastada olduğu gibi yalnızca bir dikişle işlem tamamlanabilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Çimento uygulaması sayesinde hasta, işlemden kısa bir süre sonra ayağa kalkabilir ve günlük aktivitelerine dönebilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Çimento, kırık kemiği stabilize ederek hastanın şiddetli ağrılarından kurtulmasını sağlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Vidalarla yapılan büyük omurga ameliyatlarına alternatif olarak, daha az invaziv bir yöntemdir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Günümüzde omurga cerrahisinin en yenilikçi ve güvenli yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Optimed Hastanesi, omurga kırıkları gibi ciddi sağlık sorunlarında yenilikçi tedavi yöntemlerini uygulayarak, hastalara hızlı ve konforlu bir iyileşme süreci sunmayı amaçlıyor. Optimed Hastanesi, her hastayı sağlığına en kısa sürede kavuşmasını sağlarken, modern tıbbın sunduğu en iyi imkanları sunmaktır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2024 17:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/12/omurga-kirigina-cimento-uygulamasiyla-hizli-cozum-1735136518.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Minimal İnvaziv Yöntemle Kalp Ameliyatı ile Hasta Sağlığına Konforla Kavuştu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/minimal-invaziv-yontemle-kalp-ameliyati-ile-hasta-sagligina-konforla-kavustu-14655</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/minimal-invaziv-yontemle-kalp-ameliyati-ile-hasta-sagligina-konforla-kavustu-14655</guid>
                <description><![CDATA[Optimed Hastanesi, yenilikçi tedavi yöntemleriyle hastalara güvenli, konforlu ve hızlı iyileşme süreçleri sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda, 58 yaşındaki erkek hasta yaşadığı deneyim, minimal invaziv cerrahi yöntemin sağladığı avantajları bir kez daha gözler önüne serdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikâyetleriyle Optimed Hastanesi’ne başvuran hasta yapılan tetkikler sonucunda koroner arter hastalığı olduğu ve koroner bypass (CABG) ameliyatı olması gerektiği belirlendi. Ancak, açık kalp ameliyatına dair duyduğu korku nedeniyle tedaviyi reddetme aşamasına gelen hastaya, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlhan Mavioğlu tarafından minimal invaziv cerrahi yöntemi detaylı bir şekilde anlatıldı. Bu yöntemle ilgili bilgilendirilen hasta, önerilen tedaviye ikna oldu ve ameliyat başarıyla gerçekleştirildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Ameliyat sonrası süreci oldukça rahat bir şekilde atlatan ve kısa sürede sağlığına kavuşan hasta, taburcu edilirken duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Minimal invaziv yöntemin sağladığı konfor ve hız, hem fiziksel hem de psikolojik iyileşme sürecini önemli ölçüde kolaylaştırdı.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-family:Calibri">Minimal İnvaziv Yöntemin Avantajları Nelerdir?</span></strong></span><br />
<span style="font-family:Calibri">Minimal invaziv (küçük kesi) yöntemi, geleneksel açık kalp cerrahisine kıyasla hastalar için pek çok avantaj sunar. Bu yöntem, özellikle ameliyat sonrası süreçteki rahatlık ve iyileşme süresinin kısalığıyla dikkat çekmektedir. İşte bu yenilikçi cerrahi yöntemin avantajları:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Aortaya (şah damarına) dokunulmadığı için, stent takılmasından bile daha düşük bir felç riski taşır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Çalışan kalpte (off-pump) yapıldığı için ameliyat sonrası nörolojik değişiklikler ve huy değişiklikleri oluşmaz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Ameliyat sonrası kısa sürede otomobil kullanma, işe dönüş ve spor gibi günlük aktivitelere dönme imkanı sunar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Ameliyat sonrasında yan yatma gibi istenilen pozisyonda yatma olanağı sağlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Kemiğin kesilmediği bu yöntemde, kemik iyileşmesiyle ilgili komplikasyonlar yaşanmaz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Özellikle kadın hastalarda mükemmele yakın kozmetik görünüm sunar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Yoğun bakımda kalış süresi açık ameliyata göre daha kısadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• Ameliyat sonrası korse kullanımı gerektirmez, bu da hasta konforunu artırır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">• İnop/yüksek riskli veya ileri yaştaki hastalarda dahi güvenle uygulanabilir.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Optimed Hastanesi, minimal invaziv cerrahi gibi yenilikçi yöntemlerle hastaların sağlığını güvence altına alırken, ameliyat sonrası yaşam kalitesini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/12/minimal-invaziv-yontemle-kalp-ameliyati-ile-hasta-sagligina-konforla-kavustu-1734988298.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“AŞIRI KORUMA VE KONTROL SEVGİ DEĞİL ÇOCUĞUN RUHUNUN HAPSİDİR.&#039;&#039;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/asiri-koruma-ve-kontrol-sevgi-degil-cocugun-ruhunun-hapsidir-14653</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/asiri-koruma-ve-kontrol-sevgi-degil-cocugun-ruhunun-hapsidir-14653</guid>
                <description><![CDATA[Eğer anne-baba sürekli olarak ‘Yapma, dokunma, etme’ diyorsa, bu durumun çocuğun sosyal becerilerinin gelişimini olumsuz etkileyebildiğini vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aşırı kısıtlanan bir çocuk, hayatı nasıl öğrenecek? Tehlikelerden korumak elbette önemlidir, ancak çocuğun ev içerisinde özgürce hareket edebileceği bir alan bırakmak da gereklidir. Aşırı koruma ve kontrol, sevgi gibi görünebilir ama aslında çocuğun ruhunu hapseder.” dedi.

 Hata yapmaktan korkmamak gerektiğini, herkesin hata yapabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hata yapmaktan korktuğunuz an, içe kapanıklık başlar ve sosyal yetenekleriniz gelişemez. Hata yapmak, insanın büyüme sürecinin bir parçasıdır. Önemli olan, hata yaptıktan sonra ne öğrendiğinizdir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, içe kapanık kişilikler konusunu ele aldı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Seçilmiş bir yalnızlık içerisinde olmayı tercih ediyorlar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">İnsanın sosyal ilişkilerde davranışlarını belirleyen üç ana alan bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bunlar, iletişim biçimi, stresle başa çıkma yöntemi ve problem çözme ya da olayları ele alma şekli olduğunu söyledi. Bir kişinin bu üç alandaki performansının, genel iletişim becerilerini oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Literatürde, iletişim becerileri bireyin içe dönüklük ya da dışa dönüklük eğilimlerine göre değerlendirilmektedir. Bu ayrım, özellikle çocuklarda gözlemlenebilir. İçe dönüklük ile içe kapanıklık kavramları genellikle birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak bu doğru bir yaklaşım değildir. İçe kapanıklık, içe dönüklüğün daha ileri bir durumu olarak anlaşılabilir. İçe dönük kişiler, çoklu zeka teorisinde ‘içsel zekası’ yüksek bireyler olarak tanımlanır. İçsel zekaları genellikle bilgelik seviyesine ulaşır; az konuşurlar, seçilmiş bir yalnızlık içerisinde olmayı tercih ederler. İçe dönük kişiler gerektiği zaman dışarıyla rahat ilişki kurabiliyorlar.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Çocuk sosyal ilişkilere yönlendirilmezse kendi hayal dünyasına bağımlı bir hale gelebiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dışarıyla çok fazla sosyal olma, hiç kendiyle ilgilenmemenin de sağlıklı olmayan bir durum olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Tarhan, “İçe kapanıklığın temelinde genellikle çocukluk dönemi etkileri yer alır. Bu nedenle içe kapanıklık, özellikle çocukluk dönemlerinde yoğun şekilde araştırılmaktadır. Araştırmalar, bireyin bebeklik, yürüme, okul öncesi, ilkokul, erken ergenlik ve ergenlik dönemlerinde nasıl bir gelişim gösterdiği üzerinde durur. Özellikle bebeklik döneminde, düşük uyarılma seviyeleri ve ailenin aşırı koruyucu ve kontrolcü yaklaşımı, çocukların sosyal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bebekler doğar doğmaz ilk olarak korku hissini yaşarlar ve buna tepki olarak ağlarlar. Bu süreçte annelerine sığınarak güven ve sevgiyi ararlar. Anne sevgisini hissettiklerinde rahatlama ve güven duygusu gelişir. Ancak, çocuk büyüdükçe bu korkuyu aşmalı ve dış dünya ile daha sağlıklı bir ilişki kurmalıdır. Yürüme öncesi ve yürüme dönemlerinde sosyal temas eksikliği yaşayan çocuklar, oyuncaklarına daha fazla bağlanır ve sosyal etkileşim yerine bu oyuncaklarla kendi içe dönük dünyalarını oluşturabilirler. Eğer bir çocuk sosyal ilişkilere yönlendirilmezse, oyuncaklarına ve kendi hayal dünyasına bağımlı bir hale gelebilir. Bu durum, bir noktada otizm benzeri bir sosyal izolasyon durumu ile karıştırılabilir. Otistik gibi olurlar.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Sosyal izolasyon, çocukların içe kapanıklığını artırıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Modern yaşam koşulları da bu sorunu tetikleyebildiğini, apartman dairelerinde yaşayan çocukların, eskiden olduğu gibi geniş aile bireyleriyle veya mahalle arkadaşlarıyla vakit geçirme fırsatını bulamadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, çocukların sosyal gelişimini olumsuz etkileyerek onları yalnızca televizyon ve bilgisayar gibi bireysel aktivitelere yönlendirebilir. Bu tür sosyal izolasyon, çocukların içe kapanıklığını artıran önemli bir faktördür. Cep telefonlarıyla da tek yönlü ilişki var. Bu çocuklarda öğrenilmiş otizm diyeceğimiz durumlara kadar gidebiliyor. Çocuklar sosyal bir ortamda değilse içe kapanık olur.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İnsan davranışları ve kimlik gelişimi çevresel ve sosyal faktörlerle şekilleniyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Literatürde yer alan ve "vahşi çocuk" olarak adlandırılan elliden fazla vaka bulunduğunu, bu çocuklar, insan etkileşiminden uzak, genellikle orman gibi doğa ortamlarında büyümüş ve hayvanların bakımına bırakılmış bireyler olduğunu, en bilinen örneklerden birinin de Ukraynalı Malaya vakası olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu vakada, çocuk üç yaşına kadar alkolik ebeveynleriyle orman kenarındaki bir evde yaşamıştır. Ancak, ebeveynleri çocuğa ilgi göstermemiş, çocuk da köpeklerin arasında büyümüştür. Çocuk 10 yaşında bulunduğunda, köpekler gibi havlayan, el ve ayakları üzerinde yürüyen, başını suyun altına sokarak içen ve köpeklerin davranışlarını birebir sergileyen bir durumdaydı. Bu çocuğun cinsiyeti bile başlangıçta net anlaşılamamış, kız olduğu ancak zamanla belirlenebilmiştir. Çocuk, 20'li yaşlarına geldiğinde dahi konuşma becerilerini ancak sınırlı ölçüde geliştirebilmiştir. Bu tür vakalar, insan davranışlarının ve kimlik gelişiminin doğuştan gelen biyolojik özelliklerden çok, çevresel ve sosyal faktörlerle şekillendiğini gösteriyor.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>İnsan psikolojik olarak erken doğuyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">En sağlıklı çocuğun bile psikolojik olarak erken doğduğunu ve sonradan geliştiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan yavrusu, diğer canlılara kıyasla ‘prematüre’ olarak doğar. Fiziksel olarak normal bir doğum gerçekleştirmiş olsa bile, psikolojik olgunluğu henüz gelişmemiştir ve dış dünyayı öğrenmesi zaman alır. İnsan bebeği bir yaşında yürüyor. 15 yaşında iyiyi, kötüyü ayırt ediyor.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Üç yaşından sonra çocuğun aile dışındaki kişilerle de temas kurması önemli</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir insanın içe kapanık olduğunun nasıl fark edilmeye başlandığına ilişkin de Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir çocuk göz teması kurmaktan kaçınıyorsa, biriyle karşılaştığında hemen annesine sarılıyorsa veya davranışlarında ketlenme dediğimiz çekingenlik hali görülüyorsa, bu durum ‘davranışsal ketlenme’ olarak adlandırılır. Hatta bazen çocuk, kendisini almak isteyen birine tükürebilir. Bu durum genellikle emekleme ve yürüme dönemlerinde, yani ilk üç yaşta gözlemlenir. Bu tür özellikler, çocuğun sosyal fobi geliştirme eğiliminde olduğunu gösterebilir. Ancak, çocukların yüzde 10-15'inde bu tür durumlar görülür ve her zaman bir hastalık belirtisi olarak değerlendirilmemelidir. Bu, çocuğun içe dönük bir mizaca sahip olmasıyla da ilgili olabilir. Sosyalleşme süreci ilerledikçe, çocuğun düşük düzeydeki sosyal uyarılma durumu azalabilir. Anne babanın çocuğa olan ilgisi, konuşmaları ve çocuğun çevresinde bulunan kişiler, bu süreçte çok önemlidir. Özellikle ilk üç yaş, anne-baba ile sıcak ve güven dolu bir ilişkinin devam etmesi gereken kritik bir dönemdir. Ancak, üç yaşından sonra çocuğun aile dışındaki kişilerle de temas kurması önemlidir. Apartman ortamında büyüyen bir çocuk için üç yaşından sonra bir kreşe başlamak faydalı olabilir. Bu, çocuğun sosyal ketlenme yaşamaması için önemlidir.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Sosyal temas çocuğun gelişimi açısından çok önemli</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sosyal temasın, çocuğun gelişimi açısından çok değerli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Çocuk hata yaparak öğrenir. Başkalarıyla iletişim kurarak, yaşadığı olumsuz deneyimlerden ders çıkarır ve bu şekilde gelişim gösterir. Bu nedenle, çocuklara bol bol sosyal temas fırsatı sağlanmalıdır. Mesela çocuk eline su bardağını alıyor ve suyu döküyor. Biz, ‘Yaramazlık yaptı’ diyoruz. Halbuki çocuk yer çekimine karşı kaslarının gelişmesini öğreniyor o anda. &nbsp;Çocuklar her şeyi sonradan öğrenir, ancak bu öğrenme sürecinde en önemli rol modeller anne ve babadır. Çocuk, davranışlarını şekillendirirken onların tutumlarını gözlemler. Anne ve babanın her durumda çocuğun davranışlarını onaylayıp onaylamadığını incelemesi, çocuğun gelişiminde belirleyici olur. Eğer anne-baba sürekli olarak ‘Yapma, dokunma, etme’ diyorsa, bu durum çocuğun sosyal becerilerinin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Aşırı kısıtlanan bir çocuk, hayatı nasıl öğrenecek? Tehlikelerden korumak elbette önemlidir, ancak çocuğun ev içerisinde özgürce hareket edebileceği bir alan bırakmak da gereklidir. Aşırı koruma ve kontrol, sevgi gibi görünebilir ama aslında çocuğun ruhunu hapseder.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Aşırı kontrol ve müdahale de bir travma türü</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde çocukluk çağı travmalarını ölçmek için kullanılan ölçeklere, aşırı kontrol ve müdahalenin de bir travma türü olarak eklendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bu durum, özellikle bizim toplumumuzda sık rastlanan bir problemdir. Yapılan çalışmalarda, pek çok vakada diğer travma türlerine rastlanmazken, anne ve babanın aşırı kontrol ve müdahalesine bağlı yüksek puanlar gözlemlenmiştir. Bu durum, ‘Dron anne-baba’ diye adlandırılan, çocuğun her hareketini kontrol etmeye çalışan ebeveyn tipini tanımlar. Bu tür bir yaklaşım, çocukların sosyal alandan korkmasına, özgüven eksikliği yaşamasına ve sosyal içe dönüklük geliştirmesine neden olabilir. Hayatın güvenli olmadığı algısı, çocukta aşırı korunma ihtiyacını artırır. Ebeveynler çocuklarına sürekli olarak ‘Aman dikkat et, kimseyle konuşma’ gibi uyarılarda bulunuyor ya da çocuğun her adımını telefonla takip ediyorsa, bu durum çocuğun özgürce deneyim kazanmasını engeller. Sosyal içe dönük, özgüveni düşük çocuklar yetişiyor. Yani tuttuğunu koparan çocukların yetişmesi lazım.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Çocuklara ‘hayır’ diyebilme becerisi kazandırılmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çocuklarda sosyal suskunluk genellikle sosyal becerilerin zayıf olması, eleştiriden ya da hata yapmaktan korkma gibi durumlarla ortaya çıktığını, bu tür çocukların, toplumda genellikle "kolay çocuk" olarak kabul edilip ve yüceltildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal suskunluğu olan çocuklar genellikle daha saldırgan akranlar tarafından hedef alınır ve bu durum, onların daha da içine kapanmasına neden olur. Bu nedenle, çocuklara ‘hayır’ diyebilme becerisini kazandırmak, kendi kişisel sınırlarını ve haklarını koruma yetisini öğretmek önemlidir. Çocuklara kavga etmeden, yaşadıkları sorunları çözmeyi öğretmek, problem çözme becerilerini geliştirmek gerekir. Bu, anne ve babaların birinci sorumluluğudur. Okula başladıktan sonra ise eğitimciler devreye girer.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Eğitimciler öğrencilerin sosyal becerilerini geliştiren rehberler olmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Eğitimcilerin yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, aynı zamanda öğrencilerin sosyal becerilerini geliştiren rehberler olması gerektiğini de kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Son dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı reformlar bu yönde önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Özellikle proje odaklı eğitime geçilmesi, çocukların bilgi ezberlemek yerine sorun çözmeyi, sosyalleşmeyi ve düşünmeyi öğrenmelerine katkı sağlıyor. Bu sistemde çocuklara projeler verilerek, bilgi tartışmalar yoluyla öğreniliyor. Örneğin, bir çocuk okuldan eve döndüğünde ailesiyle projeleri üzerine konuşabiliyor ve bu da sosyallik ve problem çözme becerilerini pekiştiriyor. Her ne kadar bu reform lise ve ortaokul düzeyinde başlamış olsa da bu tür bir eğitimin ilkokul düzeyinde de uygulanması gerektiği düşünülüyor. Proje üretmek demek yorum yapabilmek, düşünceyi geliştirmek, olaylar arasında bağlantı kurabilmek demek. Bunlar sosyalliği arttırıyor. Takım çalışmasına yatkın çocuklar yetiştirmemiz lazım.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İçe kapanıklığın çeşitli şekillerde ortaya çıkabildiğini, bu tip kişilerde genellikle sosyal davranışsal ketlenme, sosyal çekilme, utangaçlık veya sosyal ilgisizlik gibi durumlar gözlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bağlanma modelleri de bu süreçte farklılık gösterebilir. Güvenli bağlanma olursa insan sağlıklı gelişiyor. Kaçıngan bağlanma oluyor. Mesela istemediği halde kalabalığın içinde yalnızlık oluyor. İstemediği halde yalnız kalıyor. Yalnız kalmak istemiyor, gelişmek istiyor ama kalabalığın içerisinde sessiz duruyor. Hiç konuşmuyor. Bir de kaygılı bağlanma var. Yüzü kıpkırmızı oluyor. Hemen telaşlanıyor. Eli ayağı titriyor. Konuşamıyor. Benim fikrim budur diyemiyor. Ben böyle düşünüyorum diyemiyor. Sosyal fobi var. Sosyal kaygı var. Bir kalabalığa girse herkes ona bakıyor gibi hissediyor. Bu nedenle kapıya yakın bir yere otururlar veya ortamdan hızla uzaklaşmak isterler. Bu kişilerde yüz kızarması (eritrofobi), çarpıntı, nefes darlığı gibi belirtiler sıkça görülür. Toplum içinde konuşma yapmaları gerektiğinde büyük zorluklar yaşarlar. Özellikle mükemmeliyetçi bireylerde bu durum daha belirgindir. Her şeyin mükemmel olması gerektiğini düşündükleri için hata yapmaktan korkarlar ve çok fazla çalışırlar. Ancak aşırı çalışmaları bazen ters etki oluşturabilir. Mesela bir kişi bir konuya çok iyi hazırlanmış olsa bile toplum önüne çıktığında tüm bildiklerini unutabilir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hatadan korkulduğu an içe kapanıklık başlar…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hata yapmaktan korkmamak gerektiğini, herkesin hata yapabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hata yapmaktan korktuğunuz an, içe kapanıklık başlar ve sosyal yetenekleriniz gelişemez. Hata yapmak, insanın büyüme sürecinin bir parçasıdır. Önemli olan, hata yaptıktan sonra ne öğrendiğinizdir. Ego düzeyi yüksek kişiler, hata yapmaktan korktukları için bazen hiç harekete geçmezler. Hata yapıp rezil olma korkusu nedeniyle hiçbir şey yapmamayı tercih ederler. Ancak bu da bir hatadır, hatta belki daha büyük bir hata. Hayatta büyümek ve gelişmek için risk almak gerekir. Ancak bu risk, hesaplanabilir olmalıdır. İnsanları hesaplanabilir riskler almaya teşvik ediyoruz, çünkü bu tür riskler sayesinde gizli yetenekler ortaya çıkar. Yeteneklerin gelişmesi için kişinin sosyal ataklık ve girişkenlik öğrenmesi gerekiyor. Atılganlık ve sosyal girişkenlik eğitimleri bu noktada önemli bir rol oynuyor. Bu tür eğitimler sayesinde kişi korkularını yenebilir ve daha rahat bir şekilde kendini ifade edebilir. Elbette, içe kapanıklık ömür boyu devam eden bir durum olmak zorunda değil. Anne-baba bu durumu aşmakta zorlanıyorsa, bir uzmandan yardım alabilir. Uzmanlar, çocuğun yaşına uygun olarak girişkenlik ve atılganlık eğitimi verebilir. Çocukların ruh yapısı oldukça esnek olduğu için, yeni durumlara çok hızlı uyum sağlarlar ve doğru destekle bu tür problemleri kolayca aşabilirler.” şeklinde sözlerini tamamladı</span>.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Dec 2024 23:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/12/asiri-koruma-ve-kontrol-sevgi-degil-cocugun-ruhunun-hapsidir-1734985722.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk Hava ve Kuruluk Cildinizi Yaşlandırmasın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-14624</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-14624</guid>
                <description><![CDATA[Mevsimsel koşullar değiştikçe cildimizi çevresel etmenlerden korumanın önemli olduğunu söyleyen Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Kışın soğuk ve kuruluk artarken, yazın güneş ışınlarının etkisi daha fazladır. Güneş ışınları, cilt kuruluğu, kabuklanma ve soğuk hava gibi faktörler yalnızca cildin yaşlanmasını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda bazı deri hastalıklarının da artmasına yol açar.” dedi. Kış aylarında en çok karşılaşılan sorunların kuruluk ve soğuk hava olduğunu dile getiren Özgen, “Kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerekiyor. Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanmaya devam edilmelidir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Cilt sağlığı nedir?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Cilt sağlığından, ciltte pullanma, kuruluk, leke veya hastalıkların olmadığı, sağlıklı bir cilt görünümü anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu hastalıklar akne, seboreik dermatit (yağlı egzama) veya diğer deri hastalıkları olabilir. Mevsimsel koşullar değiştikçe cildimizi çevresel etmenlerden korumak önemlidir; çünkü kışın soğuk ve kuruluk artarken, yazın güneş ışınlarının etkisi daha fazladır. Güneş ışınları, cilt kuruluğu, kabuklanma ve soğuk hava gibi faktörler yalnızca cildin yaşlanmasını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda bazı deri hastalıklarının da artmasına yol açar.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerekiyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kış aylarında en çok karşılaşılan sorunların kuruluk ve soğuk hava olduğunu dile getiren Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu durumlar, özellikle yüzde, dudak çevresinde ve göz çevresinde ince kırışıklıkların, pullanmanın, kabuklanmanın ve kızarıklığın artışı olarak kendini gösterebilir. Bu tür durumlarda, kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanılmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Her cilt tipinin farklı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Yağlı, kuru, hassas veya normal bir cilt tipine sahip olabilirsiniz. Bu nedenle, cilt tipinize uygun bir nemlendirici kullanmanız önemlidir. Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanmaya devam edilmelidir. Ancak, yaz aylarındaki kadar yüksek koruma faktörüne gerek yoktur. En az SPF 25 koruma değerine sahip bir güneş koruyucu yeterli olacaktır. Cildin nemlendirilmesi için bu dönemde seramit, hyaluronik asit veya Shea yağı içeren ürünler önerilir. Bu içerikler, cilt tipine uygun bir şekilde nemlendirme sağlayarak cildi korur.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Karma ciltlerde temizlik ürünü seçimi de önemli</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Karma ciltlerin, genellikle T bölgesinde yoğun yağlanma, yanaklarda ise sivilcelenme görülebilen, aynı zamanda dudak ve göz çevresinde kuruluk yaşanabilen bir cilt tipi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu cilt tipinde hem yağlanmayı kontrol altına alacak hem de kuruluğu önleyecek ürünler tercih edilmelidir. Tam anlamıyla kuru ya da yağlı olmayan karma cilt tipi, her iki cilt tipine ait sorunları da gösterebilir. Özellikle T bölgesinde yoğun yağlanma, göz çevresi ve dudak çevresi gibi hassas bölgelerde ise kuruluk gibi özellikler görülebilir. Bu nedenle, karma ciltler için T bölgesinde gözenekleri küçültücü tedaviler uygulanmasını öneriyoruz. Hassas bölgeler için ise nemlendiriciler kullanılmalıdır. Karma ciltlerde temizlik ürünü seçimi de önemlidir. Yağlı ciltlere uygun tonikler veya kuvvetli yıkama jelleri yerine, daha hafif formüllü köpük temizleyicilerin kullanımı tavsiye edilir. Nemlendirici olarak ise cildi fazla yağlandırmayan, su bazlı ürünler tercih edilmelidir. T bölgesindeki yağlanmayı kontrol ederken cildin genel nem dengesini korumak için bu tip ürünler idealdir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Evde yapılan bazı uygulamalar zararlı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Evde yapılan bazı uygulamalar cilt için zararlı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bazı şeylerin klinik ortamında yapılması lazım. Limon ve sirke gibi yaygın kullanılan maddeler ciltte yanıklara ve hasara neden olabilir, bu nedenle kullanılmaları önerilmez. Peeling işlemleri de cilt tipine uygun şekilde yapılmalıdır. Dermatoloğa danışarak eczanelerde satılan, dermokozmetik bazlı ve ev kullanımına uygun, aşırı derecede güçlü olmayan peeling ürünleri kullanılabilir. Haftada bir uygulanabilen bu ürünler, yağlı veya normal ciltler için uygundur. Ancak hassas ciltlerde ya da akne rozalı gibi özel durumlarda peeling yapılması önerilmez. Derin peeling işlemlerinin ise kesinlikle evde yapılmaması gerekir; bu tür uygulamalar klinik ortamda uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Lazer epilasyon da evde yapılmamalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Lazer epilasyonun evde yapılmasını ve ev tipi lazer cihazlarının kullanımını önermediğini de dile getiren Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu tür işlemler, mutlaka klinik ortamda uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Evde yapılabilecek uygulamalara gelince; hafif maskeler, peelingler ve cilt bakımları yapılabilir. Ayrıca cilde uygun kremler ve serumlar kullanılabilir. Ancak bu basit uygulamaların ötesindeki işlemler, profesyonel bir ortamda yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Atopik dermatit çocuklarda kış aylarında alevleniyor&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çocuklarda atopik dermatitin oldukça yaygın bir deri hastalığı olduğunu ve özellikle kış aylarında alevlenme eğilimi gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Atopik dermatit bebeklerde genellikle yanaklarda kırmızı döküntüler şeklinde ortaya çıkar. Daha büyük, emekleyen bebeklerde bu döküntüler genellikle dirseklerin ve dizlerin dış kısımlarında, yani emekleme bölgelerinde görülür. Daha ileri yaşlarda ve yetişkinlerde ise dirseklerin iç yüzü ve dizlerin iç yüzünde döküntüler, kaşıntılar ve bazen bu bölgelerde cilt renginin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde belirtiler ortaya çıkar.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Atopik dermatiti olanlar sabun gibi sert temizleyicilerden kaçınmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Atopik dermatitin en önemli nedenlerinden birinin cilt kuruluğu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu nedenle kış aylarında hastalık sıkça alevlenir. Atopik dermatiti olan bireylerin, özellikle kış aylarında ciltlerini düzenli olarak nemlendirmesi son derece önemlidir. Sabun gibi sert temizleyicilerden kaçınmalı ve ciltlerine atopik dermatite uygun nazik temizleyiciler kullanmalıdırlar. Cildi ne kadar iyi nemlendirirlerse, döküntülerin ve kaşıntının o kadar azaldığını gözlemleyeceklerdir. Bu konuda hassas davranılması gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 16:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/12/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-1734182833.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SINAVLAR HAYATTA GELİŞTİRİLEN STRESLERDİR..</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sinavlar-hayatta-gelistirilen-streslerdir-14559</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/sinavlar-hayatta-gelistirilen-streslerdir-14559</guid>
                <description><![CDATA[Psikolojinin akademik hayata etkilerinin ele alındığı “Hayat Tercihtir” söyleşisi gerçekleştiren Prof. Dr. Tarhan, “Sınavlar da hayattaki geliştiren streslerdir. Bu nedenle hesaplanabilir risklere girmek iyidir. Riske girmeyen bir kimse hiçbir şey öğrenemez. Hayat risktir, yaşamak risktir.” dedi.

Hatadan korkmamak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hata yapacaksınız. Hayatta başarı mücadele sonunda oluyor. Zoru atlatan kişilere bakıyorsunuz, o yaşadığı zorluklar karşısında esneklik gösterebilirse bir şeyler öğreniyor, bir şeyler elde edebiliyor. Sınavdan korkmayalım, sınava karşı yanlış anlam yüklemekten korkalım.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tehdit olarak algılanan sınav, stresi artırıyor…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzde sınavın, ona yüklediğimiz anlam doğrultusunda ya stres kaynağına ya da gelişim fırsatına dönüştüğünü ifade ederek, “Eğer sınava doğru bir anlam yüklersek, onu gelişimimizi destekleyen bir unsur olarak görürüz. Ancak sınavı bir tehdit olarak algılarsak, bu durum stres seviyemizi artırır. Üniversite sınavları ya da üniversite öğrencilerinin sınavları bu açıdan önemli örneklerdir. Hayatta da benzer şekilde, doğduğumuz andan itibaren yaptığımız her tercih bir sınav gibidir. Hayat, aslında seçimlerimizin toplamından oluşur. Sınavlar, uykumuzu kaçıran birer engel yerine, hayat yolculuğunda gelişim fırsatları olarak görülmelidir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Psikoloji bile artık ‘hesaplamalı psikoloji’ haline geldi…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yaklaşık 2 bin öğrencinin katıldığı programda Matematik öğrenmenin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Son yıllarda nörobilimdeki gelişmeler, matematiğin temel bir bilim olduğunu daha net bir şekilde ortaya koydu. İlginçtir ki matematiğin bir Nobel ödülü yok, ancak tüm bilimlerin temelinde matematik yatıyor. Fizik, kimya, biyoloji gibi her alanda matematiksel hesaplamalar önemli bir yer tutuyor. Hatta psikoloji bile artık ‘hesaplamalı psikoloji’ haline geldi. Kuantum fiziğinden sonra pek çok bilim dalı, hesaplamalı bir boyuta taşınabilir hale geldi. Matematik öğrenmek, beynimizdeki sinir ağlarını geliştiriyor. Matematikle uğraşırken sebep-sonuç ilişkileri kuruyor, sıralama ve bağlantısallık üzerine çalışıyoruz. Beyin, bölgeleri arasındaki bağlantılarla çalışan bir organ.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Matematiği sevmeye çalışın!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Matematik öğrenmenin Alzheimer gibi hastalıklara karşı koruyucu bir etkisinin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Faydasını düşünerek çalışırsanız matematik sıkmaz sizi… Uzun vadeli düşünerek matematiği sevmeye çalışın. İnsanın sevgi ve nefreti değişkendir. İnsan çok nefret ettiği birisini sevebilir, sevdiği birisinden nefret edebilir. Matematiğin temellerini atalarımız bulmuş. Biz daha sonra ihmal etmişiz.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Süreç odaklı düşünürseniz, stres yönetilebilir hale gelir</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yabancı dil öğrenmenin de insanı sıkabildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dil öğrenmek zor olabilir, ancak kişi ‘Bu dil bana neden lazım?’ sorusunu sorup, bu soruya net bir yanıt bulduğunda çalışmaya motive olabilir. Aynı durum sınavlar için de geçerli. Sınavda zorlandığınızda, sonucu düşünmek stresinizi artırır. Ancak süreç odaklı düşünürseniz, stres yönetilebilir hale gelir. Bu sınava hazırlanmak için günde iki saat çalışmam ve 100 test çözmem gerekiyor gibi bir yaklaşım benimsenirse, kontrol edilebilen bir plana odaklanılır. Sonuç ise genellikle kontrolümüz dışında olduğundan, ona takılmak kaygıyı artırır. Başarı, doğrudan kontrol edemeyeceğimiz bir şeydir; ancak başarıya giden yolda bir plan yapmak ve bu plana sadık kalmak bizim elimizdedir. Bu nedenle, kaygıyı artıran düşüncelerden ziyade, süreci kontrol etmeye odaklanmak daha sağlıklıdır.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hayat risktir, yaşamak risktir!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Stres yönetiminde üç farklı yaklaşım görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bazı kişiler hep yakınmacıdır, hep şikayet ederler. Hep ağlarlar. Her zaman bir şeyi şikayet ederler. Bunlar sünger gibi bütün her şeyi çekerler içine, çökerler. Depresif olurlar kolayca. Bazı kişiler umursamazdır, gamsızdır. Ben merkezcidir. Onlara teflon tipi diyoruz. Kendisi yanmaz ama temas edenleri yakar. &nbsp;O tipler rahat gözüküyorlar ama yalnız kalırlar uzun vadede, kaybederler. Ellerindeki gücü, imkanı kaybettikleri zaman sevilmezler genellikle. Bir de kauçuk tipler var. Esnerler tekrar eski haline gelirler. Yani stres yaşadığın olaydan bir şey öğreneceksin, tekrar eski haline geleceksin. Sınavlar da hayattaki geliştiren streslerdir. Bu nedenle hesaplanabilir risklere girmek iyidir. Riske girmeyen bir kimse hiçbir şey öğrenemez. Hayat risktir, yaşamak risktir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Sınava karşı yanlış anlam yüklemekten korkalım!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hayatta herkesin hata yapabileceğini dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hatadan korkmamak gerekiyor. Hata yapacaksınız. Hayatta başarı mücadele sonunda oluyor. Zoru atlatan kişilere bakıyorsunuz, o yaşadığı zorluklar karşısında esneklik gösterebilirse bir şeyler öğreniyor, bir şeyler elde edebiliyor. Sınavdan korkmayalım, sınava karşı yanlış anlam yüklemekten korkalım.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Psikolojik sağlamlıkta duygusal zeka becerilerini geliştirmek gerekiyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Psikolojik sağlamlık konusuna da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Psikolojik sağlamlığın yürütülebilmesi için duygusal zeka becerilerini geliştirmek gerekiyor. Duygusal zeka becerilerinin beş ayağı olan PERMA modeli var. Psikolojik sağlamlık eğitiminde kullandığımız bir metot bu. Birincisi Pozitif Emotion diye geçiyor. Pozitif duygudur. Olayların hem negatif hem de pozitif yönlerini görmek gerekir. Ancak odak noktamız pozitif olmalıdır. Pozitif bir bakış açısına sahip olan kişiler, olaylarda daha dengeli tepkiler verir ve stresi daha iyi yönetir. Olayları hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle değerlendirebilmek, hata payını azaltır ve daha sağlıklı bir şekilde ilerlemeyi sağlar.” Diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Sevdiğiniz bir işi yapmanız, verimliliğinizi artırır…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">PERMA modelinin ikinci unsurunun Engagement yani “angajman” ya da “akış” durumu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu, kişinin sevdiği bir işe kendini tamamen kaptırması, zamanın nasıl geçtiğini fark etmemesi anlamına gelir. Bir konuya bu şekilde odaklanabiliyorsanız, PERMA modelinin ikinci basamağını başarıyla tamamlamışsınız demektir. Akış durumunda, kişi yaptığı işi severek ve tutkuyla gerçekleştirdiği için çalışmak bir yük gibi gelmez. Gerçekten angaje olup sevdiğiniz bir işi yapmanız, hem verimliliğinizi artırır hem de işten keyif almanızı sağlar.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hayatta bir anlam ve amaç peşinde koşan kişiler, psikolojik sağlamlıklarını güçlendirirler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">PERMA modelinin üçüncü unsurunun da Relationship yani “ilişkiler” olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal ilişkileri güçlü olan, sosyal bir ağın parçası haline gelen ve insanlarla pozitif iletişim kurabilen kişiler, psikolojik sağlamlık kazanırlar. Bu bireyler, zorluklarla daha kolay başa çıkabilir. Ancak bazı kişiler, sosyal ilişkilerinde kırılgan olabilirler. Sağlıklı ilişki kurabilmek üçüncü ayak. PERMA modelinin dördüncü unsuru Meaning, yani “anlam”dır. Hayatta bir anlam ve amaç peşinde koşan kişiler, psikolojik sağlamlıklarını güçlendirirler. Bunu, bir geminin limandan çıkışına benzetebiliriz. Eğer geminin gideceği hedef belli değilse rüzgâr onu sağa sola savurur. Ancak hedef belirliyse rüzgâr, kaptanın işini kolaylaştırır.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Bireyin kendini aşması…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Maslow'un İhtiyaçlar Piramidi’ne atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Maslow’un piramidi, insanın mutluluğa ulaşabilmesi için temel ihtiyaçlarının sırasıyla karşılanması gerektiğini söyler. Fizyolojik ihtiyaçlar (yemek, barınma, üreme) en temel seviyedeyken, bir üst kademede sevme-sevilme, güvenme-güvenilme ve sayılma ihtiyacı gelir. Ardından, kendini gerçekleştirme ihtiyacı bulunur ve bu uzun yıllar piramidin en üst seviyesi olarak kabul edilmiştir. Ancak 2017 yılında bir araştırmacı, Maslow’un 70’lerdeki son çalışmasında piramide bir katman daha eklediğini keşfetti. Bu, kapitalist sistemin göz ardı ettiği spiritüel ihtiyaçlar ya da transandantal ihtiyaçlar olarak adlandırılan bir katmandır. Bu ihtiyaç, bireyin kendini aşarak toplum ve insanlık için bir şeyler yapma, başkalarına hizmet etme arzusunu temsil eder. Kendini aşan, başkaları için fayda sağlamaya yönelik bir yaşam sürdüren insanlar daha mutlu, daha sağlam ve geleceğe yönelik sağlıklı kararlar verebilen bireyler haline gelir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Psikolojik sağlamlık için küçük başarılara ihtiyaç var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">PERMA modelinin beşinci ayağının Accomplishment yani “başarı” olduğunu kaydeden Prof. Dr. &nbsp;Tarhan, “İnsanların psikolojik sağlamlık geliştirebilmesi için küçük başarılara ihtiyacı vardır. Ancak bu başarılar, sadece anlık hazlar peşinde koşmakla sınırlı olmamalıdır. Futbol maçı izlemek veya müzik dinlemek keyiflidir, ancak uzun vadede bireyin gelişimine katkı sağlamaz. Stratejik ve uzun vadeli düşünen bireyler, geleceğe yatırım yaparak, kendilerini geliştirmeye odaklanırlar.” ifadesinde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Psikolojik sağlamlık, esneklik ve dayanıklılık anlamına da geliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan,&nbsp;kişinin hedef sahibi olmasının, kendini geliştirmek için önemli bir adım, üniversite eğitiminin de bu yolda bir araç olduğunu söyleyerek, “Başarı, sadece akademik başarıyla sınırlı değildir; hayat başarısı, sosyal ve duygusal becerilerle desteklenmelidir. Bu beceriler ise okullarda yeterince öğretilmiyor; daha çok hayat içinde, deneyimle kazanılıyor. Ancak dünya genelinde, eğitim sistemlerine sosyal ve duygusal beceriler dahil edilmeye başlandı. Türkiye’de de yeni eğitim modelleriyle bilgi yüklemenin ötesine geçiliyor; soru soran, proje üreten ve zihinsel esnekliğe sahip bireyler yetiştirilmesi hedefleniyor. Zihinsel esneklik, stresle başa çıkmada önemli bir yetenektir. Plan A başarısız olduğunda Plan B veya Plan C'yi devreye sokabilen kişiler, hayatta daha dirençli ve başarılı olurlar. Psikolojik sağlamlık, esneklik ve dayanıklılık anlamına gelir; bu özellikler sayesinde bireyler, zorluklar karşısında kırılmazlar, aksine gelişirler.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Rekabet insanın doğasında var</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, rekabetin, insanın psikolojik doğasında var olan bir unsur olduğunu dile getirerek, “Anadolu kültürümüzde Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin öğretileri bir bakış açısı sunar: ‘Mala, paraya, mülke, şöhrete sahip ol ama bunları kalbine alma.’ Yani, dünyaya dair her şeye sıkı sıkıya sarıl, çok çalış, ancak bunları kalbinizin merkezine koymayın. Söylemesi kolay, uygulaması zordur elbette. Eğer insan, yüksek duygular ve yüksek amaçlar doğrultusunda hareket ederse, mal, mülk, şöhret gibi dünyevi şeyler insanı yoldan çıkarmaz. Onun için bunlar insana hizmet edebilir bizim kültürümüz bunu öğretiyor. Bu nedenle şu anda duygusal zeka eğitiminde bunu öğretiyor. Pozitif psikoloji bilim dalı, Anadolu irfanından alınarak geliştirilmiş. Yunus terapi, Mesnevi terapi, aşk terapi gibi alanlara girmemin sebeplerinden birisi de bu. 2012'de o kitapları yazma ihtiyacı hissettim.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Rekabetsiz hayat olmaz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, akademik başarı için çalışmanın esas olduğunu kaydederek, “Çalışmak ama &nbsp;hedefini belirleyeceksin. Ondan sonra düzenli çalışacaksın, planlı çalışacaksın. Dikkat ve konsantre olabilmek de çok önemli. Yaptığın işe konsantre olabilen kişiler akış duygusu dediğimiz duyguyu yakalayıp saatlerce çalışabiliyorlar. &nbsp;Çalışmayla ilgili çok güçlü gerekçeleri var. Şimdiki yeni kuşaklar varlık içinde olduğunu düşünüyorlar. Z kuşağı, sosyal medya kuşağı. İnternet kuşağı… Varlık içinde doğdukları için kolay elde ettikleri için olgunlaşmaları daha zor. Bunun için de hedef yükseltmeleri gerekiyor. Sahip olduklarını fırsat olarak görmeleri gerekiyor. Rekabetsiz hayat olmaz. Ama rekabet yanlış anlaşılıyor. Rekabet mesela başka arkadaşınla rekabet yapmak anlaşılıyor, rekabet şirketler arasında rekabet anlaşılıyor. Rekabet, kendimizle rekabet etmektir. Başkalarıyla rekabet etmek değil.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yazılımı yabancı dil gibi öğrenmek gerekiyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın elektrik veya matbaa gibi &nbsp;önemli bir değişim aracı olduğunu ifade ederek, “Yapay zekaya karşı çıkmak yerine yapay zekayı kendi argümanımızda kullanmamız gerekiyor. Yani yazılımı yabancı dil öğrenir gibi öğrenmek gerekiyor. Yazılımla ilgili bir şeyler yapabilmeli, yaptığı işe bir yazılım katabilmeliyiz” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 15:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/sinavlar-hayatta-gelistirilen-streslerdir-1732798960.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜZEL BİR GÜLÜŞ İÇİN DİŞ PIRLANTASINA İHTİYAÇ YOK...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-14554</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-14554</guid>
                <description><![CDATA[Diş pırlantası uygulamalarının son yıllarda popüler hale geldiğini belirten uzmanlar, bu uygulamanın diş hekimleri tarafından yapılması gerektiği konusunda uyarıyor.

Gülüşe estetik ve farklılık katmak için diş pırlantalarının tercih edildiğini dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç yok. Doğru tedavi yöntemleri ve düzenli diş hekimi kontrolleri ile güzel bir gülüşe sahip olunabilir.” dedi. Ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesinden sonra diş pırlantası uygulaması yapıldığını ve genel olarak bir zararı bulunmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ancak diş pırlantasının olduğu bölgenin çevresinin fırçalanmaması durumunda bölgede başlangıç çürükleri oluşabileceği konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, diş aksesuarlarının ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Diş pırlantası uygulaması diş hekimleri tarafından yapılmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş pırlantasının son yıllarda popüler hale geldiğini hatırlatan&nbsp;Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bazıları&nbsp;gülüşlerine estetik ve farklılık katmak istedikleri için diş pırlantası yaptırabiliyor. Diş pırlantası uygulamalarının diş hekimleri tarafından yapılması gerekir. Diş hekimleri tarafından doğru bir şekilde uygulandığında diş eti veya dişlere herhangi bir zararı bulunmaz.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sert yiyecekler nedeniyle diş pırlantasının kırılması veya yerinden çıkması ihtimaline değinen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bunun sonucunda diş pırlantası yutulabilir. Zararları arasında bu ihtimal gösterilebilir.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Diş bakımı ihmal edilirse, diş pırlantası etrafında çürük oluşabilir!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş pırlantası yerleştirilmeden önce ağız ve diş sağlığının diş hekimi tarafından değerlendirildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Değerlendirmeden sonra hastada çürük, dişeti hastalıkları veya başka ağız içi problemler varsa öncelikle bunlar giderilir. Diş pırlantası uygulamasından önce diş yüzeyi temizlenir ve yapıştırıcılar ile diş yüzeyine yerleştirilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş pırlantasının olduğu bölgenin çevresinin fırçalanmaması durumunda bölgede başlangıç çürükleri oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şöyle devam etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Bu çürüklerin&nbsp;ilerlemesi halinde sıcak-soğuk hassasiyeti meydana gelebilir. Diş pırlantalarının bakımı için günlük ağız bakımı rutininin dışında bir önlem gerekmez ve kristalin rengi değişiklik göstermez. Günde iki kez düzenli diş fırçalama ve arayüz temizliği gibi rutin ağız bakımı protokollerinin uygulanması yeterlidir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç yok&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş aksesuarlarının çiğneme fonksiyonu ve konuşma üzerindeki etkileri hakkında açıklama yapan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Diş pırlantalarının yüzeyi pürüzsüz olduğu için dudağı veya dişetlerini rahatsız etmez. Bu nedenle çiğneme fonksiyonu ve konuşma üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Diş aksesuarları kullanmayı düşünenlere önerilerde de bulunan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Her hasta doğru tedavi yöntemleri ve düzenli diş hekimi kontrolleri ile güzel bir gülüşe sahip olabilir. Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç olmasa da bazı hastalar bu uygulamaların daha estetik olduğunu ve kendisine farklılık kattığını düşünebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta diş aksesuarlarının olduğu bölgede fırçalamanın ihmal edilmemesi ve düzenli ağız bakımı talimatlarının uygulanmasına devam edilmesidir.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 17:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-1732717922.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZUN SÜRE EKRANA BAKMAK GÖZ KURULUĞU SEBEBİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-kurulugu-sebebi-14490</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-kurulugu-sebebi-14490</guid>
                <description><![CDATA[Bilgisayarlar, televizyonlar, cep telefonları ve tabletler ekranlarından yaydıkları mavi ışık nedeniyle göz sağlığını tehdit eder. Günümüzde bu cihazların kullanımının artmasına bağlı olarak her geçen gün daha fazla mavi ışığa maruz kalındığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Dijital cihazları hem yakından hem de uzun süre kullanmak göz yorgunluğuna neden olabilir. Araştırmalar; insanların bu cihazları kullanırken normalden daha az göz kırpma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Daha az göz kırpma daha az nem anlamına geldiği için; mavi ışık yayan bir ekrana uzun süre maruz kalmak kuru, yorgun, ağrılı veya tahriş olmuş gözlere ve baş ağrısına yol açıyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">2020 yılında Hindistan Oftalmoloji Dergisi'nde yayınlanan bir araştırma, COVID-19 tecritleri sırasında çalışma popülasyonunun yüzde 32,4'ünün günde 9 ila 11 saat mavi ışık yayan bir cihaz kullandığını ortaya koyarak pandemi sırasında insanların çalışma biçimindeki değişikliklerin ekran süresinde önemli bir artışa yol açtığını gözler önüne serdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mavi ışığın diğer görünür ışıkların çoğundan daha kolay dağıldığını ve bunun da mavi ışık alırken gözün odaklanmasını zorlaştırabildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Gözünüz mavi ışığı zayıf odaklanmış görsel statik olarak sindirebilir. Kontrasttaki bu azalma, gözünüzün mavi ışığı işlemesini zorlaştırabilir ve potansiyel olarak göz yorgunluğuna katkıda bulunabilir” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Akşam saatlerinde mavi ışığa maruz kalınmamalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ciltteki ve gözlerdeki ışık sensörlerinin parlak gün ışığının yoğun mavi ışık dalgaları ile, günün bittiğini işaret eden daha sıcak ve kırmızı tonlar arasındaki farkı algılayabildiğini paylaşan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Etrafınızdaki ışık gün batımıyla azalmaya başladığında, gözlerinizdeki sensörler vücudunuzun uykuyu tetikleyen melatonin hormonunun depolarını serbest bırakmasını sağlar. 2015 yılında yapılan küçük bir araştırma, insanların akşam saatlerinde mavi ışığa maruz kaldıklarında vücutlarının eskisi kadar melatonin salgılamadığını ve uyku döngülerinin geciktiğini veya bozulduğunu ortaya çıkardı” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Mavi ışık hafızayı ve bilişsel işlevi artırıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mavi ışığa maruz kalmanın sağlık açısından birçok önemli fayda da&nbsp;sağladığını vurgulayan Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Mavi ışık; uyanık kalmaya, hafızayı ve bilişsel işlevi artırmaya ve bazı cilt rahatsızlıklarına yardım eder. 2018'de yapılan bir çalışma, mavi ışığa maruz kalmanın tepki sürenizi uzatabildiğini ve gün içinde performansınız düşük olsa bile uyanıklığı artırabildiğini gösteriyor. Bu nedenle yatmadan önce dijital cihazlarınızı kullanmayı bırakmak veya sarı ışık moduna geçmek en sağlıklı yoldur” şeklinde konuştu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Mevsimsel depresyon da mavi ışık ile iyileşebiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Mavi ışık terapisinin artık mevsimsel depresyonu hafifletmek için başvurulan tedavilerden biri olduğunun altını çizen Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Araştırmacılar bunun, özellikle antidepresan ilaçlarla birleştirildiğinde mevsimsel olmayan depresyon için de etkili bir tedavi olduğunu ortaya koyuyor” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Doğru reçeteyle gözlük kullanın</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gözlerin genel sağlığı açısından cihazların ekranlarına uzun süre kısık gözle bakılmasının önerilmediğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Görüşünüzü düzeltmek için numaralı gözlük takıyorsanız, gözleriniz ile ekranınız arasındaki mesafeye - ki bu da ideal olarak bir kol boyu mesafedir - uygun bir numaralı gözlük taktığınızdan emin olun” uyarısında bulundu.</span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 13:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-kurulugu-sebebi-1731493234.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KAĞIT AİLESİ’NE HOŞ GELDİN BEBEK ZİYARETİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kagit-ailesine-hos-geldin-bebek-ziyareti-14478</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kagit-ailesine-hos-geldin-bebek-ziyareti-14478</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy Belediyesi tarafından hayata geçirilen Hoş Geldin Bebek Projesi kapsamında Kağıt Ailesi’ni evlerinde ziyaret edip, hediye paketlerini takdim eden Belediye Başkanı Vahap Akay, dünyaya gözlerini açan Arya bebeğe de uzun ve sağlıklı bir yaşam diledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HOŞ GELDİN ARYA BEBEK</strong></p>

<p>Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay, Cumhuriyet Mahallesi’nde ikamet eden Mustafa Mert &amp; Rana Zeynep Kağıt çiftini evlerinde ziyaret etti. Aynı zamanda Zabıta Müdürü Yusuf Kenan Erez ve Çiğdem Erez’in de torunları olan, Kağıt Ailesi’nin dünyaya yeni gelen bebekleri Arya’ya sağlıklı ve uzun bir yaşam temennisinde bulunan Belediye Başkanı Vahap Akay, Hoş Geldin Bebek hediye paketini de genç çifte takdim etti.</p>

<p>Belediye Başkanı Vahap Akay’ın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getiren ve teşekkür eden Mustafa Mert &amp; Rana Zeynep Kağıt çifti de böylesine anlamlı bir projeyi hayata geçiren Çerkezköy Belediyesi’ni tebrik ettiler.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2024 17:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/kagit-ailesine-hos-geldin-bebek-ziyareti-1731334819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARIN OKULDA BAŞARILI OLABİLMESİ İÇİN DOĞRU BESLENME ŞART</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cocuklarin-okulda-basarili-olabilmesi-icin-dogru-beslenme-sart-14445</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cocuklarin-okulda-basarili-olabilmesi-icin-dogru-beslenme-sart-14445</guid>
                <description><![CDATA[Vücudun fiziksel ve zihinsel sağlığı için hayati önem taşıyan beslenme, çocukların eğitim döneminde başarılı olabilmeleri açısından oldukça önemli... Sağlıklı gelişimin devam etmesinin yanı sıra bilişsel gelişim için de tüm besin öğelerini içeren bir beslenme düzeninin oluşturulması gerekiyor. Sağlıksız ve yetersiz beslenme bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimini olumsuz etkilerken, çocuklarda dikkat eksikliği, algılamada zorlanma ve öğrenme güçlüğü gibi ciddi sorunlara da neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Araştırmalar okul çağındaki çocuklarda&nbsp;sağlıklı beslenme&nbsp;ile başarının birbiriyle yakın ilişki içinde olduğunu gösteriyor.&nbsp; Doğru planlanmış bir beslenme alışkanlığı çocukların sağlıklı büyümesine, zinde kalmasına ve derslerinde daha başarılı olmasına yardımcı oluyor. Hazır ya da paketli yiyecekler yerine evde hazırlanan beslenme çantasındaki yiyeceklerin tüketilmesi çocukların okulda oldukları süre içinde sağlıklı ve dengeli bir şekilde beslenmelerini sağlıyor. Okul çağındaki çocukların sağlıksız ve yetersiz beslenmeden en çok etkilenen yaş grubu olduğunu ifade eden İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı ve Panpan Un Marka Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Şanlı Ak, pratik tariflerle ebeveynlerin çocuklar için kolayca sağlıklı beslenme çantası hazırlayabileceklerini belirtiyor. Dengeli ve yeterli bir beslenme düzeni için beslenme çantasının olmazsa olmazlarını sıralayan Gamze Şanlı Ak, kolayca hazırlanabilen ve lezzetiyle çocukların severek tüketeceği 3 farklı tarif paylaşıyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri">Sağlıklı beslenme çantasında neler olmalı?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Sağlıklı bir beslenme çantası hazırlarken protein, karbonhidrat, yağlar ve minerallerden oluşan birçok besin kaynağının yer almasına dikkat edilmelidir. Bunun için de süt grubu, et grubu, tahıl grubu ve sebze &amp; meyve grubu beslenme çantasında mutlaka yer almalıdır. Çocukların enerji ihtiyacını karşılamak için kuru yemişler de eklenebilir. Bununla birlikte çocukların sürekli aynı şeyleri yemekten sıkılacağı göz önünde bulundurularak, farklı tarifler mutlaka denenmelidir. Çocukların beslenmesinde bir diğer önemli unsur ise ara öğünler… Sağlıklı bir şekilde hazırlanan ara öğünler ile çocukların öğünler arasında çok fazla acıkmadan ihtiyaç duyduğu enerji ihtiyacını gidermeleri sağlanabiliyor. Özellikle lif oranı yüksek ve enerji değeri dengeli besinler tercih edilebilir. Aynı zamanda evde sağlıklı bir şekilde hazırlanan kraker ve enerji barı gibi yiyecekler de iyi bir ara öğün alternatifi olabilir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="color:#e74c3c">Sağlıklı bir beslenme çantasında yer alabilecek besin alternatifleri;</span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Muz, elma, armut, üzüm gibi kolay yenebilecek taze meyveler</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Kuru kayısı, kuru incir, kuru üzüm gibi kuru meyveler</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Ev yapımı az şekerli kek ya da kurabiye</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Kuru meyveli bar</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Sebzeli veya peynirli börek </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Sandviç (ton balıklı, ızgara tavuklu, peynirli)</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Sağlıklı unlar ile hazırlanmış ev poğaçası</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Peynirli ve sebzeli mini pizza</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Süt, ayran, kefir ya da katkısız %100 meyve suyu </span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı ve Panpan Un Marka Danışmanı Dr. Öğr.</span><strong>&nbsp;</strong><span style="font-family:Calibri">Üyesi </span><strong><span style="font-family:Calibri">Gamze Şanlı Ak</span></strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">’tan beslenme çantası için </span></span><strong><span style="font-family:Calibri">3 pratik tarif…</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><strong>Tam Buğdaylı Dereotlu Poğaça</strong></span></strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 su bardağı Panpan Beyaz Tam buğday unu</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 adet yumurta (birinin sarısı üzerine)</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1/2 çay bardağı zeytinyağı</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 çay bardağı laktozsuz süt</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 paket kabartma tozu</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 çay kaşığı tuz</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">½ çay kaşığı pul biber</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1,5 su bardağı lor peyniri&nbsp;(tuzsuz, az yağlı)</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 demet dereotu</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Çörekotu</span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><strong>Yapılışı</strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Bir kapta yumurta, yağ ve sütü çırpın.&nbsp;Bu karışıma un, tuz, pul biber ve kabartma tozunu ekleyip, yoğurun ve kulak memesi kıvamında bir hamur elde edin. Hamura en son dereotu ve lor peynirini ilave edin veya poğaça şeklinde açıp içine dereotu ve lor peyniri ekleyin. Üzerine yumurta sarısı sürüp çörek otunuzu serpin ve önceden ısıtılmış fırında 180 C'de 20- 25 dk pişirin. Afiyet olsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><strong>Bol Tohumlu Kraker </strong></span></strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 su bardağı Panpan Bol Lifli Çok Amaçlı Un </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 yemek kaşığı ay çekirdeği içi </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 yemek kaşığı kabak çekirdeği içi </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">2 yemek kaşığı keten tohumu </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 yemek kaşığı susam </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">3 yemek kaşığı zeytinyağı </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 tatlı kaşığı kabartma tozu </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Yarım su bardağı su </span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><strong>Yapılışı</strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Bol Lifli çok amaçlı unu bir karıştırma kabına alın üzerine kabartma tozunu ekleyin, karıştırın ve unun ortasını havuz şeklinde açın. Kalan tüm malzemeleri ortaya ekleyip, tezgahta el ile yoğurun. Yoğurulan hamuru iki adet pişirme kağıdı arasında inceltin. İncelen hamurları dikdörtgen şeklinde kesin. Kesilen hamurları pişirme kağıdı serili bir fırın tepsisine aralıklı şekilde dizin. Önceden ısıtılmış 180 C derece fırında tamamen kızarana, çıtır olana kadar pişirin. Afiyet olsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 su bardağı Panpan Yüksek Proteinli Çok Amaçlı Un </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">3 yemek kaşığı yaban mersini </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 adet olgun muz püresi</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">yarım su bardağı şekersiz yer fıstığı ezmesi </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 yemek kaşığı keten tohumu </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">1 yemek kaşığı chia tohumu </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">5 gr / 1 çay kaşığı toz tarçın </span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Calibri"><strong>Yapılışı</strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-family:Calibri">Tüm malzemeleri bir karıştırma kabına ekleyip, karıştırın ve sonrasında el ile yoğurun.</span><br />
<span style="font-family:Calibri">Hamuru bir parmak kalınlığında kare olacak şekilde yayın. Hamuru oda sıcaklığında yarım saat dinlendirin. Dinlenen hamuru dikdörtgen olacak şekilde dilimleyin ve pişirme kağıdı serili bir fırın tepsisine yerleştirin. Önceden ısıtılmış 160 C derece fırında, 30 dakika pişirin. Oda sıcaklığında dinlendirerek servis edin. Afiyet olsun.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 18:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/cocuklarin-okulda-basarili-olabilmesi-icin-dogru-beslenme-sart-1730735578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU YÖNTEM OTİZİMLİ ÇOCUKLAR İÇİN UMUT OLDU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bu-yontem-otizimli-cocuklar-icin-umut-oldu-14444</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bu-yontem-otizimli-cocuklar-icin-umut-oldu-14444</guid>
                <description><![CDATA[Otizm iyileştirilebilir mi? Tıp çoğunlukla otizmi bir öğrenme problemi olarak görüp ömür
boyu süreceğini iddia etse de, fonksiyonel yaklaşım otizmin bağırsak iltihabından
kaynaklandığını düşünüyor. Türkiye’de Özel Eğitim Öğretmeni Emre Serge Özdemir’in de
savunduğu ve uyguladığı yönteme göre, otizm bağırsak temizliği ve ardından etkileşim,
oyun ve iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik özel eğitim uygulamalarıyla 
iyileştirilebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.cerkezkoyekspres.com/public/images/detay/otizmde-umut-verici-yontem%20(4).jpg" style="height:631px; width:651px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 18:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/bu-yontem-otizimli-cocuklar-icin-umut-oldu-1730734455.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1,1 MİLYAR KİŞİ İŞİTME KAYBI RİSKİ ALTINDA !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/11-milyar-kisi-isitme-kaybi-riski-altinda-14438</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/11-milyar-kisi-isitme-kaybi-riski-altinda-14438</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün, dünya çapında 1,1 milyar gencin güvenli olmayan dinleme yöntemleri nedeniyle işitme kaybı riski altında olabileceğini tahmin ettiğini kaydeden uzmanlar, gürültüye uzun süre maruz kalma nedeniyle işitme kaybı tehdidinin dünya çapında nüfusun yaklaşık yüzde 12'sinde mevcut olduğunu ve bunun aynı zamanda en önlenebilir nedenlerden biri olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Maruziyet özellikle yüksek, düzenli veya uzun süreli olduğunda, duyu hücrelerinde kalıcı hasara ve geri dönüşü olmayan işitme kaybına neden olduğunu dile getiren Odyolog Arş. Gör. Büşra Aksu, “Kulaklık kullanımını günde 60-90 dakika arasında tutmak, sık sık ara vermek ve maksimum ses seviyesini yüzde 60 ila yüzde 80 arasında tutmak önerilmektedir.” dedi.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Anabilim Dalı'nda Arş. Gör. Büşra Aksu, yaygın kulaklık kullanımı ve yüksek sesle müzik dinlenmesini değerlendirdi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Kulaklıkla müzik dinleyenlerin oranı %75 arttı!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Arş. Gör. Büşra Aksu, son yıllarda kulaklık teknolojisindeki gelişim ve kulaklıklara erişim kolaylığının, genç nüfusun kulaklık kullanımında ve yüksek sese maruz kalma oranlarında artışa neden olduğunu ifade ederek, “Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında 1,1 milyar gencin güvenli olmayan dinleme yöntemleri nedeniyle işitme kaybı riski altında olabileceğini tahmin etmektedir. ABD'de yapılan çalışma, kulak üstü ve kulak içi müzik dinleyen bireylerin sayısının 1990 ve 2005 yılları arasında yüzde 75 oranında arttığını göstermektedir. Bu oranının günümüzde çok daha yüksek olduğu tartışılmaz bir konudur.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Gürültüye uzun süre maruz kalma nedeniyle işitme kaybı önlenebiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kulaklıkla yüksek sesle müzik dinlemenin işitme kaybına yol açıp açmayacağını da değerlendiren Arş. Gör. Büşra Aksu, “Gürültüye uzun süre maruz kalma nedeniyle işitme kaybı tehdidi dünya çapında nüfusun yaklaşık yüzde 12'sinde mevcuttur, bu aynı zamanda en önlenebilir nedenlerden biridir. Çünkü gürültü ortadan kalktığında işitme kaybı riski azalır. Kulaklıklar aracılığıyla yüksek sese sık sık maruz kalmanın zararlı etkilerinin çocuklarda, ergenlerde ve genç yetişkinlerde eğlence amaçlı gürültüye bağlı işitme kaybı oranının yüksek olmasına yol açtığı öne sürülmüştür.” diye konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Günlük güvenli dinleme süresi ve ideal desibel seviyesi ne olmalı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 75 dBA'nın (insan kulağının duyacağı sesler) üzerindeki bir ses seviyesinin potansiyel olarak işitmeye zarar verebileceğini kaydeden Arş. Gör. Büşra Aksu, “85 dBA'nın üzerindeki bir ses seviyesinin, günlük maruziyeti 1 saatten fazla ise kalıcı işitme hasarına neden olabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Bluetooth teknolojisinin bir zararı olduğu henüz kanıtlanmadı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bluetooth ve diğer kablosuz teknolojilerin kullanıma ilişkin de Arş. Gör. Büşra Aksu, şunları ifade etti:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun bir formu olarak Bluetooth teknolojisinin hem işitsel hem de diğer sağlık alanlarında bir zararı olduğu henüz kanıtlanmamıştır. Yine de maruziyeti azaltmak için kulaklıkların kullanılmadığında çıkarılması önerilmektedir.”</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yüksek sese maruziyet düzenli ve uzun süreli ise dikkat!&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aksu, kulaklıklarla yüksek sese uzun süre maruz kalmanın geçici işitme kaybı veya kulakta çınlamaya neden olduğunu dile getirerek, “Maruziyet özellikle yüksek, düzenli veya uzun süreli olduğunda, duyu hücrelerinde kalıcı hasara ve geri dönüşü olmayan işitme kaybına sebep olur. Gürültü, önce tiz/ince seslerin işitilmesini zorlaştırır. Bu durum konuşmayı anlamayı zorlaştırır. Çınlamayı artırabilir ve kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir. Bazı insanlar gürültüye bağlı işitme kaybına diğerlerinden daha duyarlı olabilir. Dikkatsizce kulaklık kullanımı, işitme duyunuza zarar verme riskine neden olur. İşitme kaybı durdurulamasa da genellikle önlenebilir. Kulaklık kullanımını günde 60-90 dakika arasında tutmak, sık sık ara vermek ve maksimum ses seviyesini yüzde 60 ila yüzde 80 arasında tutmak önerilmektedir. Doksan dakikadan daha uzun süre dinlemek istendiği durumlarda, ses seviyesinin daha da düşürülmesi önerilmektedir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Yüksek teknoloji ürünü kulaklıkların işitme sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi var?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapılan çalışmalarda kablosuz kulaklıklardaki EMR’ye (elektro manyetik radyasyon) maruz kalmanın zararlı olduğuna dair bir veri bulunmadığını ifade eden Arş. Gör. Büşra Aksu, “İster kablolu ister kablosuz olsun, işitmeye olan asıl zarar sesin şiddeti ve sese maruz kalınan süredir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Kulaklık seçerken nelere dikkat edilmeli?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Seçilecek kulaklık ne tip ve hangi özelliklerde olursa olsun, işitme sağlığı için alınacak önlemlerin aynı olduğuna dikkat çeken Arş. Gör. Büşra Aksu, “Dünya Sağlık Örgütüne göre sesi kısık tutmak veya sesle geçirilen süreyi sınırlamak işitme sağlığını korumaya yardımcı olacaktır. Günlük önerilen güvenli ses seviyesi haftada kırk saat için 80 dBA’yı aşmamalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 Nov 2024 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/11-miyar-kisi-isitme-kaybi-riski-altinda-1730552174.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ERGENLERİ BAĞIMLILIK TEDAVİSİNE İKNA ETMENİN YOLLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ergenleri-bagimlilik-tedavisine-ikna-etmenin-yollari-14434</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ergenleri-bagimlilik-tedavisine-ikna-etmenin-yollari-14434</guid>
                <description><![CDATA[Madde kullanımının, ergenlerin fiziksel, bilişsel ve duygusal durumlarını olumsuz etkileyerek gelişimlerine kalıcı zararlar verebildiğini belirten uzmanlar madde kullanımının uzun vadede kaygı, depresyon gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olduğunu söylüyor.

Madde kullanan bir ergenin tedaviye ikna edilmesinin, genellikle zor bir süreç olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “İlk adım, bireyin davranışlarının ve yaşadığı sorunların farkına varmasını sağlamaktır.” dedi. Tedaviye ikna sürecinde aile ve yakın çevrenin büyük bir rol oynadığının altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ailelerin açık, pozitif bir iletişim kurması ve yargılamadan dinlemesi gerekir.” açıklamasını yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, ergenlerde madde kullanımının etkilerine değindi ve ergenlerin tedaviye ikna edilmesi konusunda önerilerde bulundu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Madde kullanımı özellikle ergenlerin gelişimine zarar veriyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Madde kullanımının, ergenlerin fiziksel, bilişsel ve duygusal durumlarını olumsuz etkileyerek gelişimlerine kalıcı zararlar verebileceğine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Madde kullanımı, beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyerek öğrenme, hafıza ve dikkat gibi bilişsel işlevleri bozabilir. Bu durum, akademik başarıyı da etkileyebilir. Madde, gençlerde kısa vadede geçici bir rahatlama hissi verebilir ancak uzun vadede kaygı, depresyon gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tedaviye ikna sürecinde empati kurulmalı ve yargılayıcı yaklaşımdan uzak durulmalı&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Madde kullanan bir ergenin tedaviye ikna edilmesinin, genellikle zor bir süreç olduğuna vurgu yapan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “İlk adım, bireyin davranışlarının ve yaşadığı sorunların farkına varmasını sağlamaktır. Bu aşamada, gençle empati kurmak ve onu yargılamadan dinlemek büyük önem taşır. Genç, hissettiği sorunları ve yaşadığı duygusal zorlukları dile getirebildiğinde, kendini daha güvende ve anlaşılmış hisseder. Bu süreçte yargılayıcı ve eleştirel bir tavırdan kaçınmak gerekir. Yargıladığınızda aranızdaki güven ilişkisi bozulabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ergenin madde kullanımının hayatını nasıl etkilediğini anlamasının oldukça önemli olduğunu aktaran&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu aşamada, ergenin yaşadığı sorunların, aile ilişkileri, sosyal hayat veya akademik başarı üzerindeki etkilerini konuşmak faydalı olabilir. ‘Madde kullanımından önce aile ilişkileri, sosyal hayatı ve akademik başarısı nasıldı ve neler değişti?’ sorusunun cevabını bulmak gerekir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteği tedavi sürecine katkı sağlıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bireyin tedaviye ikna edilmesi sürecinde aile ve yakın çevresinin büyük bir rol oynadığının altını çizen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Destekleyici bir ortamda kişi kendini daha rahat ifade edebilir. Ailelerin açık iletişim kurması, pozitif bir iletişim kurması ve yargılamadan dinlemesi gerekir. Onlara bu süreçte yalnız olmadıklarını ve anlaşıldıklarını hissettirmek, tedaviye yönelik motivasyonlarını artırabilir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Gençlerin yakın arkadaşları ve sosyal çevresinin de tedavi sürecindeki katkılarının önemli olduğuna vurgu yapan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Arkadaş gruplarından etkilenerek riskli davranışlara yönelebilirler. Bu nedenle, çevrenin de tekrardan düzenlenmesi gerekebilir. Arkadaşlarının ve akranlarının tedavi sürecine olan olumlu bakış açıları, ergenin tedaviye daha açık hale gelmesine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Erken müdahale ve etkili iletişim tedavinin başarılı olması için önemli</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ergenlerin tedaviye direncini kırmanın en önemli adımlarından birinin empati olduğunu yineleyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Ergenlerin, madde kullanımının ve tedavinin sonuçları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Bağımlılığının fiziksel, zihinsel ve duygusal etkileri konusunda bilgi vermek, gençlerin durumlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir. Her ergenin durumu farklıdır, bu nedenle, kişiye özel yaklaşımlar geliştirmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak, tedavi sürecinin başarıyla sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Erken müdahale ve etkili iletişim, gençlerin sağlıklı bir geleceğe ulaşmalarını destekleyecektir.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2024 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/11/ergenleri-bagimlilik-tedavisine-ikna-etmenin-yollari-1730467593.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARDA YEME SORUNLARI DUYUSAL HASSASİYET KAYNAKLI OLABİLİR !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cocuklarda-yeme-sorunlari-duyusal-hassasiyet-kaynakli-olabilir-14407</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/cocuklarda-yeme-sorunlari-duyusal-hassasiyet-kaynakli-olabilir-14407</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda görülen bazı yemek yeme problemlerinin duyusal hassasiyetler nedeniyle ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, çok az ya da aşırı yemek yeme, seçici yeme, pütürlü gıdayı yiyememe, farklı tatları reddetme, çiğnememe ve gıdayı uzun süre ağzında tutmama gibi sorunlarla karşılaşılabildiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Çocuklarda seçici yeme davranışının özellikle ebeveynler açısından oldukça endişe verici bir durum olduğunu hatırlatan Uzman Ergoterapist&nbsp;Cahit Burak Çebi, “Ebeveynlerin, çocuklarda farklı tatların reddedilmesinin duyusal gelişimdeki sınırlılıklardan kaynaklı olabileceğini göz önünde bulundurması gerekir.” dedi. Bu durumda olan çocukların ebeveynlerinin yeme düzeni açısından çocuklara örnek olması gerektiğine vurgu yapan Cahit Burak Çebi, ergoterapi ile çocukların duyusal profilini ve yeme alışkanlıklarının değerlendirdiğine ve çocukların yeme becerilerini geliştirici planlamalar yapıldığını aktardı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, 27 Ekim Dünya Ergoterapi Günü dolayısıyla, ergoterapinin çocuklarda yeme davranışı sorunları üzerindeki etkisinden bahsetti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Duyusal hassasiyetler, çocuklarda yeme davranışını etkileyebiliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çocuklarda görülen bazı yemek yeme problemlerinin çok az ya da aşırı yemek yeme, seçici yeme, pütürlü gıdayı yiyememe, farklı tatları reddetme, çiğnememe ve gıdayı uzun süre ağzında tutmama olarak sıralanabildiğini dile getiren&nbsp;Uzman Ergoterapist Cahit&nbsp;Burak&nbsp;Çebi, “Seçici yemek yeme, pütürlü gıda yiyememe, çiğnememe veya yemek reddi duyusal hassasiyetlerden kaynaklı ortaya çıkabilmektedir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeme davranışını etkileyen duyusal gelişim basamaklarında tat, koku, dokunma, görme, proprioceptif, &nbsp;interoceptif yani acıkma doyma sinyallerini yöneten duyular yer aldığına dikkat çeken Cahit Burak Çebi, “Tat ve dokunma duyusuna hassasiyet gösteren çocuklar, yemeğin dokusuna, sertliğine, sıcaklığına, keskin tatlara ve yoğun baharatlı yiyeceklere tepki gösterirler. Kokuya karşı hassasiyet gösteren çocuklar yemeyi deneyimlemeden direkt kokusuna karşı tepki göstererek yemeyi reddedebilirler. Görsel sistemdeki hassasiyetlerden kaynaklı olarak yemeğin görüntüsüne karşı tepki, aynı renkteki yiyecekleri tercih etme, farklı yiyeceklerin birbirine karışmasına karşı tepki gösterip seçici yeme davranışı gösterebilirler. Ayrıca proprioceptif ve interoception sistemdeki duyusal eşiğin olması gerekenden düşük seviyede olan çocuklarda doyma sinyaline karşı hassasiyet ve bu hassasiyete bağlı olarak yeme reddi davranışıyla karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Ebeveynler sabırlı ve örnek olmalı…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çocuklarda seçici yeme davranışının özellikle ebeveynler açısından oldukça endişe verici bir durum olduğunu hatırlatan Cahit Burak Çebi, “Bu noktada ebeveynlerin, çocuklarda farklı tatların reddedilmesinin duyusal gelişimdeki sınırlılıklardan kaynaklı olabileceğini göz önünde bulundurması gerekir.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu süreçte ebeveynlerin sabırlı olmaları gerektiğine dikkat çeken Cahit Burak Çebi, ebeveynlere önerilerini şöyle sıraladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Ebeveynlerin çocuğun isteklerini takip etmesi ve yeme düzeni açısından çocuklara örnek olması gerekir. Ebeveynlerin çocuğun yemesi gereken yiyecekleri uygun bir sofra düzeni içerisinde, çocuğun yanında eşlik ederek yemesi çocuğun farklı tatları deneyimlemesini kolaylaştıracaktır. Ayrıca yemek esnasında çocuklara farklı seçenekler sunmak, yemeği seçmesine izin vermek, ekran karşısında olmadan, aileyle birlikte uygun bir masa düzeninde farklı tatları deneyimlemesini sağlamak süreci destekleyecektir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="color:#e74c3c"><strong>Ergoterapi ile çocukların yeme becerilerini geliştirecek planlamalar yapılıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ergoterapistlerin, çocukların duyusal profilini ve yeme alışkanlıklarını değerlendirdiğine ve çocukların yeme becerilerini geliştirici planlama yaptıklarına değinen Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Ergoterapistler, duyu bütünleme yaklaşımıyla çocuğun duyusal profiline uygun bir şekilde, yemeyle ilgili duyusal zorluklarını aşmak için çeşitli yöntemler uygular. Örneğin farklı dokuların, tatların, kokuların ve pütürlü gıdaların deneyimlenmesini sağlayarak çocuğun duyusal gelişimini zenginleştirmeye çalışırlar. Ayrıca ergoterapide duyu bütünleme ve beslenme yaklaşımıyla çocuğun masa düzeni ve yeme düzeni hazırlanır, rahat hissedeceği ortam planlanır ve çocuğa uygun beslenme rutini oluşturulur.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 11:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/cocuklarda-yeme-sorunlari-duyusal-hassasiyet-kaynakli-olabilir-1729846337.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİLO VERMEK İÇİN 11 NEDEN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kilo-vermek-icin-11-neden-14390</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kilo-vermek-icin-11-neden-14390</guid>
                <description><![CDATA[Kilo vermek genel sağlığı iyileştirmenin ve yaşam kalitesini artırmanın etkili bir yolu. Özellikle fazla kiloları olan kişiler için 5 kilogramlık bir kaybın bile sağlık açısından birçok olumlu sonucu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kilo vermenin kalp sağlığını iyileştirmekten enerji seviyesini artırmaya, bağışıklık sistemini güçlendirmekten yaşam kalitesini artırmaya kadar sayısız olumlu etkisi var. Kilo vermenin neden önemli olduğunu anlamak ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek uzun vadeli beden sağlığı ve mutlu bir yaşam için olmazsa olmaz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve&nbsp;Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, kilo vermenin 11 faydasını sıraladı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sindirim sistemi sorunlarını hafifletir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kilo vermek&nbsp;sindirim sistemi fonksiyonlarını&nbsp;iyileştirir ve bağırsak hareketlerini düzenler. Dolayısıyla sağlıklı bir diyetle gerçekleşecek ideal kilo kaybı, kabızlık ve diğer sindirim sorunlarının azalmasına yardımcı olur.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Cilt sağlığına iyi gelir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Daha sağlıklı bir kiloya sahip olmak,&nbsp;cilt sağlığını da iyileştirebilir. Kilo vermek sivilce ve diğer cilt problemlerinin azalmasını sağlayabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bağışıklık sistemini güçlendirir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sağlıklı bir kiloda olmak bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Aşırı kilolu veya aşırı zayıf kişilerin&nbsp;bağışıklık sistemi zayıflayacağı için enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Yaşam kalitesini artırır</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Vücudun enerji seviyesinin yükselmesi, kilo vermenin en önemli yararlarından biridir. Daha sağlıklı ve aktif bir yaşam tarzı kişinin&nbsp;yaşam kalitesini artırır&nbsp;ve mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Vücuttaki enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aşırı kilo vücutta&nbsp;kronik enflamasyona&nbsp;yol açabilir bu yüzden kilo vermek&nbsp;enflamasyon riskini azaltarak&nbsp;birçok kronik hastalığın da önüne geçer.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kalp sağlığını destekler</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kişi fazla kilolarından kurtulduğunda kan basıncı ve kolesterol seviyesi düşer bunun sonucunda da kalp sağlığı olumlu yönde etkilenir. Hipertansiyon birçok ciddi sağlık sorununun temel nedenlerinden biridir. Kilo verildiğinde kan damarları üzerindeki baskı azalır ve&nbsp;kan basıncı düşer. Araştırmalar vücut ağırlığındaki&nbsp;küçük bir azalmanın bile&nbsp;kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabileceğini gözler önüne seriyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Eklem ağrılarını en aza indirir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aşırı kilo eklemler üzerindeki baskıyı artırarak osteoartrit gibi sorunlarına yol açabilir. İdeal kiloda olmanın yararlarından biri de&nbsp;eklem ağrılarının daha az,&nbsp;hareket kabiliyetinin ise daha çok olmasıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Tip 2 diyabet riskini düşürür</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Araştırmalar vücut ağırlığının yüzde 5 ila 10’unu kaybetmenin, insülin direncini iyileştirerek&nbsp;diyabet riskini&nbsp;önemli ölçüde düşürebileceğini gösteriyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uyku kalitesini yükseltir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kilo vermek&nbsp;uyku apnesi&nbsp;gibi&nbsp;uyku bozukluklarının&nbsp;tedavisine de yardımcı olur. Uykunun kalitesini artırarak genel sağlık üzerinde iyileştirici rol oynar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Enerji seviyesinin artmasına sebep olur</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kilo verildiğinde vücut üzerindeki fiziksel yük azalacağı için enerji seviyesi de ters oranla artmış olur. Daha az ağırlık taşımak günlük aktiviteleri daha az yorucu hale getirir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kişinin kendine güvenini tazeler</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kilo vermenin yararları arasında son olarak&nbsp;kişinin öz güvenini ve beden imajını&nbsp;olumlu yönde etkilemesi de bulunur. Daha sağlıklı bir vücuda sahip olmak, kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.</span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 12:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/kilo-vermek-icin-11-neden-1729588709.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAYGINLIĞI VE GELECEĞİ TEHLİKEDE!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglik-calisanlarinin-sayginligi-ve-gelecegi-tehlikede-14389</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglik-calisanlarinin-sayginligi-ve-gelecegi-tehlikede-14389</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin sağlık sistemi, son günlerde yaşanan "Yeni Doğan Çetesi" skandalı ve yapısal sorunlar ile gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Yeni doğan bebeklerin hasta gösterilerek yoğun bakıma alınması, toplumun kanını donduran bir skandal olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) sonuçlarının açıklanması akabinde kontenjanlar azaltılacak söylemleri ve ortaya çıkan yetersiz kadro kontenjanları, genç hekimlerin geleceğe yönelik kariyer umutlarını giderek azaltıyor. Sahim-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, bu duruma sert bir şekilde tepki göstererek sağlık sektöründe çalışan hekimlerin ve sağlık kurum çalışanlarının saygınlığının giderek zarar gördüğünü ve buna paralel olarak TUS kontenjanlarının yetersiz kalmasının da sorunu derinleştirdiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Türkiye’nin sağlık sistemi, son günlerde yaşanan trajik gelişmelerle derin bir sarsıntı geçiriyor. “Yeni Doğan Çetesi” skandalı, yalnızca hekimlik değerlerini değil, aynı zamanda insanlık değerlerini de büyük bir tehlikeye atıyor. Bu olay, toplumun güvenini sarsarken, sağlık çalışanlarının saygınlığına ve onuruna da ağır bir leke sürdü. Bebeklerin hayatlarıyla oynayan bu tür skandallar, kamuoyunun güvenini sarstı ve sağlık sistemine olan inancı tehlikeye attı. Sahim-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, bu çirkin duruma karşı sert bir tepki göstererek, denetim eksikliklerinin altını çizdi. Akarken,&nbsp;<em>‘‘Bu acımasız eylemler, sadece sağlık kurum çalışanları için değil, toplum için de büyük bir travma yarattı. Bu olayda hiçbir gerekçe, hekimlik ve sağlık çalışanlarının değerlerinin ayaklar altına alınmasını haklı çıkarmaz. Sağlık çalışanlarının güven duygusunu zedeleyenlerin ve halk sağlığını riske atanların hak ettikleri cezaları almaları için titizlikle çalışmaya devam edeceğiz”&nbsp;</em>dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Hekimlerin ve Sağlık Çalışanlarının Özverisi Göz Ardı Edilemez!</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Olayın kamuoyunda yarattığı infial sonrası, yenidoğan yoğun bakım hizmetini bu çeteye taşeron usulüyle teslim eden 10 hastanenin ruhsatlarının iptal edilerek kapatıldığını ve ciddi bir denetim eksikliği olduğunun açıkça ortada olduğunu belirten Akarken,&nbsp;<em>“Yürütme ve denetim görevini elinde tutan Sağlık Müdürlüğü yetkilileri ne yapmıştır bu tezgah neden daha önce açığa çıkarılamamıştır. Yıllardır sürdüğü anlaşılan bu tezgahın geç ortaya çıkmasından sorumlular kimlerdir? Düşününce kahroluyoruz… Adalet önünde hesap vermeleri gerektiğini, bunun da takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyurmak isterim. Olaya karışan özel sağlık kuruluşlarının ve yöneticilerinin cezalandırılması mutlaka gereklidir. Ancak denetim görevini yerine getirmeyen kamu otoritesinin kendi hatasını telafi etmek için hastaneleri kapatması, olayla hiçbir ilgisi olmayan ve özveriyle çalışan sağlık çalışanlarını da ayrıca işsiz ve güvencesiz bırakılmasına sebep olmuştur. Karanın yanında akta yok edilmiştir.’’&nbsp;</em>ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Sağlık Personelinin İtibarı Zedeleniyor, Sisteme Güven Sarsılıyor!</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yaşanılan acımasız olayların yanı sıra, sağlık sektöründe yapısal sorunların da çözülmesi gerektiğini belirten Akarken, TUS kadrolarının yetersizliği ve genç hekimlerin karşılaştığı engellere dikkat çekti;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><em>“28500'e yakın hekim TUS’a girdi, ancak açılan kadrolar bu sayının çok gerisinde kaldı. Giderek artan iş yükü, zor çalışma koşulları, yetersiz ücret politikaları ve şiddet olaylarının yanı sıra, TUS kontenjanlarının yetersizliği gibi tercihler içinde yapısal sorunlar da gençlerimizi köşeye sıkıştırıyor. Hekimlerimiz yıllarca zorlu bir eğitim sürecinden geçerek uzmanlaşma hayalleri kuruyor. Ancak yetersiz kontenjanlar, bu hayalleri engelliyor ve mesleki motivasyonlarını yok ediyor. Eğer bu sorunlar çözülmezse, sağlık sistemi sürdürülebilir olmayacak. Sağlık personelimizin itibarının korunması ve hak ettiği değeri görmesi şart. TUS kadrolarının yetersizliği, sistemdeki nitelikli iş gücü açığını artırıyor ve mevcut çalışanların yükünü katlanılmaz hale getiriyor. Sağlık sektörünün geleceği, çalışanlarının saygınlığı ve motivasyonuyla şekillenecek.</em><strong>&nbsp;</strong><em>Genç hekimlerimizin geleceğe umutla bakabilmesi için eğitim ve kariyer olanaklarının artırılması şarttır. Bir an önce yanlıştan dönülmelidir’’</em>&nbsp;dedi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Adaletli Sağlık Hizmetleri İçin Birlikte Çözüm Üretmeliyiz!</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Sağlık sisteminin güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının etkin hale getirilmesi ve sağlık çalışanlarının haklarının korunması için mücadeleye devam edeceklerini belirten Akarken,&nbsp;<em>“Her bireyin sağlığını korumak ve güvenli sağlık hizmetlerine erişimini sağlamak için var gücümüzle çalışacağız. Kısa vadeli çözümler yerine, kalıcı ve etkili politikaların geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla, sağlık çalışanlarıyla sürekli iletişim içinde olacak, onların sorunlarını dinleyecek ve çözüm önerilerini hayata geçireceğiz. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için gereken tüm önlemleri almak ve hukukun üstünlüğünü sağlamak zorundayız. Tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve sağlık profesyonellerini, bu mesele etrafında kenetlenmeye ve birlikte çözüm üretmeye davet ediyorum.”</em>&nbsp;açıklamasını yaptı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/saglik-calisanlarinin-sayginligi-ve-gelecegi-tehlikede-1729584442.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLİMİZDEKİ GEBE OKULLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ilimizdeki-gebe-okullari-14380</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ilimizdeki-gebe-okullari-14380</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Dr.Ali Cengiz KALKAN gebe okulları ile ilgili açıklamada bulundu. Açıklamaya göre gebe okullarımızda sağlıklı gebe sağlıklı bebek anlayışıyla, hastanelerimizde hizmet alan gebelerin
katılımı ile gebeliklerinin, doğumlarının, bebek bakımlarının daha bilinçli daha sağlıklı şartlarda
gerçekleşmesini sağlamak. Gebelerin doğum öncesi, doğum ve doğum sonrasındaki süreci sağlıklı
bir şekilde geçirebilmeleri için bilgilendirilmeleri amaçlanmıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gebe Okulunda Planlanan Hedefler:</p>

<p> Gebelik öncesi, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası dönem ile ilgili farkındalık kazanımı,</p>

<p> Kadın/Erkek iç ve dış üreme organları konusunda bilgi sahibi olunması,</p>

<p> Bebeğin anne karındaki gelişim aşamalarını etkileyen faktörler hakkında bilgi sahibi olunması,</p>

<p> Gebelik sürecinde gerçekleşen fizyolojik ve psikolojik değişiklikler konusunda, gebelik sonrası</p>

<p>psikolojik değişiklikler (lohusalık depresyonu) konusunda bilgi edinilmesi,</p>

<p> Gebelikte hijyen, genel bakım, giyinme konusunda bilgi sahibi olma,</p>

<p> Gebelik döneminde anne ve bebeğin sağlığını yükseltmek ve sürdürmek amacıyla bilgi ve</p>

<p>farkındalık kazanılması,</p>

<p>risk durumu, kronik hastalık varlığının olup olmadığı vb. anamnezi alınır. Gebelikte risk durumu</p>

<p>(çoğul gebelik, düşük riski, işitme engeli vb.) var ise hekim onayı ile gebeye uygun eğitim planı</p>

<p>oluşturulup eğitim alması sağlanır ya da hekim onayı olmaz ise gebe okuluna katılım sağlamaz..</p>

<p>Gebe okuluna katılım sağlayamayan uzaktan eğitim alması uygun gebelere, hastanemiz dijital</p>

<p>kütüphanesi ve uzaktan eğitim gebe okulu modülü (Sağlık Bakanlığımız gebe okulu eğitim</p>

<p>videoları) hakkında bilgilendirme yapılır. Dijital kütüphane ve uzaktan eğitim videoları konusunda</p>

<p>tüm gebelere bilgi verilir. Gebe okulu eğitim materyalleri broşür ve kitapçıklardan oluşan fiziki</p>

<p>kaynaklar gebelere verilir.</p>

<p>Gebe okuluna başvuru ve kayıt aşaması;</p>

<p> Hastanelerimiz içerisinde bulunan poster ve broşürlerden gebe okulu konusunda bilgi sahibi</p>

<p>olup kayıt yaptıran gebeler,</p>

<p> Kadın doğum hekimlerinin yönlendirdiği gebeler,</p>

<p> İlimizdeki Aile Sağlığı Merkezlerimizde gebe okulu bilgilendirme broşürleri gönderilmiş olup</p>

<p>ve Aile Sağlığı Merkezleri bilgilendirme panolarına asılmıştır. Bu panolardan gebe okulu</p>

<p>bilgilendirmesi ile hastanelerimizdeki gebe okullarına başvuran gebeler,</p>

<p> Hastanelerimiz web sitesi ana sayfasında bulunan gebe okulu bilgilendirmesi metninden bilgi</p>

<p>sahibi olanlar, telefon ile arayarak veya gebe okulumuza gelip başvuran gebeler,</p>

<p> Hastanemizde ilk kez gebelik tanısı almış kadınlara gebe okulu sorumlu hemşiresi tarafından</p>

<p>telefon edilip bilgilendirilmesi ile gebe okuluna kayıtları yapılan gebeler.</p>

<p> Hastanelerimizdeki “Gebe Okullarımızı” ziyaret eden gebeler.</p>

<p>Başvuru ve kayıtlarını yapabilirler.</p>

<p>Adaylarımıza 4 hafta sürecek olan bir eğitim programımız bulunmaktadır.</p>

<p>4 Haftalık Gebe Okulu Eğitim Programımız</p>

<p>1 HAFTA: Gebe kalmadan önce yapılması gerekenler, gebelik öncesi bilgilendirme,</p>

<p>gebelikte oluşan değişiklikler, gebelikte egzersiz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p> Gebelik sürecinde normalden sapma durumları olması halinde gebenin ne yapması</p>

<p>gerektiğini bilmesinin sağlanması,</p>

<p> Tüm gebelik dönemlerinde karşılaşılabilecek sorunlar varlığında yapılabilecekler konusunda</p>

<p>bilgi ve farkındalık kazanılması,</p>

<p> Gebelik sürecinde yapılacak tetkik, izlem ve muayene süreci hakkında bilgi ve farkındalık</p>

<p>kazanılması,</p>

<p> Gebelikte güvenli egzersizin tümü hakkında bilgi kazanılması ve gebe tarafından</p>

<p>uygulanabilmesi,</p>

<p> Gebenin doğumu kolaylaştıran ilaçsız yöntemleri ( masajlar, aromaterapiler, nefes</p>

<p>egzersizleri, fiziksel egzersiz ve pozisyonlar vb.) öğrenmesi ve uygulayabilir olması,</p>

<p> Hormonların doğumda işleyişi ve birbiri ile ilişkisini kavrayabilmesi,</p>

<p> Gebelikte ve özel durumlarda beslenme konusunda bilgi sahibi olunması,</p>

<p> Normal doğum eyleminin ne olduğunu, faydalarını sayabilmesi, sezaryen eyleminin ne</p>

<p>olduğunu ve hangi durumlarda sezaryen gerektiğini ve sezaryen eyleminin dezavantajlarını</p>

<p>sayabilmesi konusunda bilgi ve farkındalık kazanması,</p>

<p> Doğum planı hazırlanması,</p>

<p> Yenidoğanın doğum sonrası dönemde ilk beslenme zamanı ve önemi, doğru emzirme tekniği</p>

<p>süresi ve emzirme pozisyonları, anne sütü ve emzirmenin yararları ve önemi konusunda</p>

<p>bilgi sahibi olunması,</p>

<p> Anne sütünün sağılması, muhafazası ve kullanılması,</p>

<p> Laktasyon problemleri konusunda bilgi sahibi olma,</p>

<p> Bebek bakımında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi kazanımı ve karşılaşılan sorunları</p>

<p>çözebilme yetisinin geliştirilmesi,</p>

<p> Yenidoğanda görülebilecek özel durumlarla ilgili bilgi ve beceri kazanılması,</p>

<p> Yenidoğana doğum sonu uygulanan taramalar ve aşılar konusunda bilgi sahibi olunması,</p>

<p> Anne-bebek/aile etkileşimi ve bağlanmanın önemi konusunda bilgi ve farkındalık kazanılması,</p>

<p> Doğum sonu dönem hakkında lohusa ve bebek izlem periyotlarının bilinmesi,</p>

<p> Lohusalığın tüm süreci hakkında bilgi ve farkındalık kazanılması,</p>

<p> Loşi, uterus involüsyonu, genital sistem değişiklikleri, karın kaslarında ve tüm sistemlerde</p>

<p>meydana gelen değişiklikler hakkında bilgi sahibi olunması ve kendi bedenindeki</p>

<p>değişikliklere yönelik farkındalık kazanılması,</p>

<p> Gebelik süresince psikolojik değişikliklerin öğrenilmesi, kabul edilmesi ve uyum sağlanması</p>

<p> Doğum sonu anne psikolojisine ve lohusalık rolüne uyum sağlanması,</p>

<p> Postpartum hüznün/depresyon ve doğum sonu psikozun belirti ve bulguları hakkında bilgi</p>

<p>sahibi olunması,</p>

<p> Doğum sonrası günlük yaşama uyum sağlayabilme,</p>

<p> Emziren kadınların kullanabileceği gebeliği önleyici yöntemlerin bilinmesi hedeflenmektedir.</p>

<p>Gebe Okulunda Program Öncesi Yapılan Çalışmalar: Gebe okuluna katılması uygun olan, 20</p>

<p>hafta ve üstü olan gebeler programa dahil edilir. Eğitim programı öncesi gebeden gebelik süreci,</p>

<p>2 HAFTA: Gebelikte beslenme, doğum, doğumu kolaylaştıran yöntemler.</p>

<p>3 HAFTA: Anne sütü, emzirme, yeni doğan bakımı, anne bebek bağlanması.</p>

<p>4 HAFTA: Lohusalık dönemi ve bu dönemde oluşan değişiklikler, aile planlaması.</p>

<p>Müdürlüğümüze bağlı “GEBE OKULU” bulunan Hastanelerimiz;</p>

<p>1-Tekirdağ İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi</p>

<p>2-Çorlu Devlet Hastanesi</p>

<p>3-Çerkezköy Devlet Hastanesi</p>

<p>4-Saray Devlet Hastanesi</p>

<p>5-Muratlı Devlet Hastanesi</p>

<p>6-Hayrabolu Devlet Hastanesi</p>

<p>7-Şarköy Devlet Hastanesi</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Oct 2024 16:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/ilimizdeki-gebe-okullari-1729344556.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİDOĞAN ÇETESİNDEN İTİRAF NİTELİĞİNDE KONUŞMALAR:8 BİN LİRA ALABİLMEK İÇİN BEBEKLERİ HAYATTAN KOPARDILAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yenidogan-cetesinden-itiraf-niteliginde-konusmalar8-bin-lira-alabilmek-icin-bebekleri-hayattan-kopardilar-14373</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/yenidogan-cetesinden-itiraf-niteliginde-konusmalar8-bin-lira-alabilmek-icin-bebekleri-hayattan-kopardilar-14373</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) günlük 8 bin lira alabilmek için yeni doğan bebekleri yoğun bakımda tutan çete tepkilerin odağında. İddianamede 10 çocuğun taburcu edilmediği için hayatını kaybettiği belirtiliyor. Zanlıların telefon görüşmelerinde geçen ifadeler ise itiraf niteliği taşıyor. Diyaloglar, bebeklerin sayısız hatalı işlem ve umursamazlıktan dolayı hayattan koparıldığını ortaya koyuyor. Sağlık Bakanlığı ise konuya ilişkin açıklama yaparak "Söz konusu hastanelerin faaliyetleri hakkında başlatılan inceleme sonucu hukuki yaptırım süreçleri devreye alınmıştır." ifadelerini kulandı. Yargıya intikal etmiş soruşturmanın takipçisi olacaklarının bildirildiği açıklamada Mayıs 2023 tarihinde İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ve Emniyet Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen bir operasyonla tespit edildiği ve cezai işlemler yapılıp konunun adli makamlara iletildiği aktarıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">112 acil çağrı merkezinde, özel hastanelerdeki bazı doktorlar be hemşirelerle anlaşıp bir suç ağı oluşturan yenidoğan çetesinin bebekleri haksız kazanç sağlamak için yoğun bakımda beklettikleri ortaya çıktı.İstanbul, Tekirdağ ve Çorlu'daki hastanelerde bakımsızlıktan, yeterli hekim desteğini alamamaktan 10 bebek hayatını kaybetti.Bu ölümlerden sorumlu tutulan zanlıların telefon görüşmelerinde; ciğer filmleri, kan değerleri analizi ve tedavi yöntemi ile ilgili sayısız hatalı işlemden söz ediliyor.Ölümler ise hiçe sayılıyor.Bir bebekle ilgili ise diyaframda gelişimsel bir bozukluk olmadığından tedavi ile düzelebilecek bir akciğer sıkıntısından bahsedildiği ancak o tedavinin uygulanmadığı ortaya çıktı.</span></p>

<h2><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">"ÇOCUK DEFNEDİLDİ"</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px">Çete üyeleri bir doğum uzmanı aileye bilgi verince ise korkuya kapılıyor. Soruşturmadan korkan zanlıların "Panik yapmayın" talimatı verdiği iddianamede yer alırken zanlılardan İlker Gönen'in "Dursun Abi bir göbek açamamış açamamış mahvetmiş. Mahvettikten sonra hemşireye vermiş. Aile Suriyeli, herhangi bir şeyleri yok. Adli tıp süreci başlatmadılar. Çocuk defnedildi." dediği de ortaya çıktı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Başka bir zanlı Fırat Sarı ise "Ben sana gerçeği söyleyeyim, o çocuk&nbsp; pnömotoraks. O çocuk diyafram hernisi değil. O çocuğa tüp takılsa yaşardı. Bir olay patlayacaktı ben biliyorum." dediği belirtildi.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="Yenidoğan çetesinden itiraf niteliğinde konuşmalar: 8 bin lira alabilmek için bebekleri hayattan kopardılar - 8" src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RruzYp-F-U2PxQVn0f2rgQ.jpg?width=1000&amp;mode=both&amp;scale=both&amp;v=1729261056278" style="height:575px; width:767px" /></span></p>

<h2><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px">İDDİANAME</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px">47 şüphelinin yer aldığı iddianamede 19 hastane ve sağlık şirketi malen sorumlu gösteriliyor. Zanlılardan Gıyasettin Mert Özdemir hakkında 589 yıl, Fırat Sarı ve İlker Gönen hakkında ise 582 yıla kadar hapsi cezasi isteniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="Yenidoğan çetesinden itiraf niteliğinde konuşmalar: 8 bin lira alabilmek için bebekleri hayattan kopardılar - 9" src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V_Of2l8Ml02dxGoivs3MiA.jpg?width=1000&amp;mode=both&amp;scale=both&amp;v=1729261056278" style="height:575px; width:767px" /></span></p>

<h2><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">BAKANLIKTAN AÇIKLAMA</span></span></strong></h2>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px">Sağlık Bakanlığı ise konuya ilişkin açıklama yaparak "Söz konusu hastanelerin faaliyetleri hakkında başlatılan inceleme sonucu hukuki yaptırım süreçleri devreye alınmıştır." ifadelerini kulandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yargıya intikal etmiş soruşturmanın takipçisi olacaklarının bildirildiği açıklamada Mayıs 2023 tarihinde İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ve Emniyet Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen bir operasyonla tespit edildiği ve cezai işlemler yapılıp konunun adli makamlara iletildiği aktarıldı.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><a href="https://www.ntv.com.tr/turkiye/yenidogan-cetesi-sorusturmasi-istanbul-il-saglik-sikayetleri-gecen-yil-emniyete-bildirmis,hpHB_XM2jkmlQiS7FnVXGQ" target="_blank" title="https://www.ntv.com.tr/turkiye/yenidogan-cetesi-sorusturmasi-istanbul-il-saglik-sikayetleri-gecen-yil-emniyete-bildirmis,hpHB_XM2jkmlQiS7FnVXGQ"><span style="color:#e74c3c">İstanbul İl Sağlık şikayetleri geçen yıl Emniyet'e bildirmiş</span></a></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="Yenidoğan çetesinden itiraf niteliğinde konuşmalar: 8 bin lira alabilmek için bebekleri hayattan kopardılar - 10" src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/26vzmwVrhUaYu_rZzI5Q4w.jpg?width=1000&amp;mode=both&amp;scale=both&amp;v=1729261056278" style="height:575px; width:767px" /></span></p>

<h2><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">HASTANELER ALAKALARI OLMADIĞINI SAVUNDU</span></span></strong></h2>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">İSTANBUL ŞAFAK VE AVRUPA ŞAFAK HASTANESİ</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">İstanbul Şafak ve Avrupa Şafak Hastaneleri’nden kamuoyunda büyük yankı uyandıran yenidoğan olayları ile ilgili iddialara yönelik açıklama yapıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İki hastane de, soruşturmada bahsi geçen hastaneler ile alakaları olmadığını savunup soruşturmada tanık olarak da sanık olarak da bu dava dosyası ile bağlantıları bulunmadığını açıkladı.</span></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px">SİLİVRİ KOLAN HASTANESİ</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px">Soruşturmada adı geçen Silivri Kolan Hastanesi de sosyal medya hesabından söz konusu haberleri kabul etmediklerine bir açıklama paylaştı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Açıklamada, Silivri Kolan Hastanesi'nin hakkında açılan hiçbir dava bulunmadığı iddia edildi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Oct 2024 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/yenidogan-cetesinden-itiraf-niteliginde-konusmalar8-bin-lira-alabilmek-icin-bebekleri-hayattan-kopardilar-1729262812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAZI PSİKİYATRİK SORUNLARIN TEMELİNDE OYUN BAĞIMLILIĞI OLABİLİYOR !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bazi-psikiyatrik-sorunlarin-temelinde-oyun-bagimliligi-olabiliyor-14356</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/bazi-psikiyatrik-sorunlarin-temelinde-oyun-bagimliligi-olabiliyor-14356</guid>
                <description><![CDATA[Dijitalleşmenin olumsuz etkileri de faydaları da olduğunu belirten uzmanlar, dijitalleşmenin belirli miktarda ve belirli sürelerle hayatımıza dahil olması gerektiğini söylüyor. 

Oyun oynarken yaşamsal faaliyetlerini yapamayacak duruma kadar gelebilen tablolarla karşılaşabildiklerine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, “Çocukların ekran kullanım sürelerini takip etmek ve belirgin sınırlar koyup bu sınırlar aşıldığında da ekran kullanıma izin vermemek çok önemli.” dedi. Bazı psikiyatrik sorunların temelinde oyun bağımlılığı olabildiğine de vurgu yapan Prof. Dr. Onur Noyan “Depresyon, kaygı bozukluğu, okul başarısının düşmesi, arkadaşlarıyla tartışma, öfke ya da davranış problemleri görülebiliyor.” uyarısını yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, çocuklarda oyun bağımlılığı hakkında bilgi verdi ve bu bağımlılığın önlenmesi için ailelere önerilerde bulundu.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>Oyun bağımlılığı yaşamsal faaliyetleri yerine getirememeye kadar varabiliyor</strong></span></p>

<p>Dijital oyunlarda kişinin saatini, zamanını bilmediği bir alemde vakit geçirdiğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, “Oyun oynarken yaşamsal faaliyetlerini yapamayacak duruma kadar gelebilen tablolarla karşılaşabiliyoruz. Bazen oyundan dolayı yemek yemeyen, dışarıya arkadaşlarıyla oynamaya çıkmayan, onlarla görüşmek istemeyen, zaman zaman uykusunu düzenleyemeyen, kendi öz bakımını veremeyen vakalar olabiliyor.” dedi.</p>

<p>Ailelerin, çocukların dijital mecradaki davranışlarını kontrol etmemesi durumunda, bağımlılığın çok hızlı bir şekilde gelişebileceğini, ailenin ve kişinin kontrolünden çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Burada bir davranışın beyinde bağımlılığa yol açması için dopamin dediğimiz bir hormon devreye giriyor. Oyunlarda kazanılan ya da oyunların tetiklediği, salgılanmasına sebep olduğu dopamin, o bireyin tekrar tekrar oyun oynamasına, orada zaman geçirmesine sebep olabiliyor. Artık biz fark ettiğimizde bu davranış bir bağımlılık haline gelmiş olabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">Çocukların dijital mecralarda nasıl vakit geçirdiğini bilmiyorsak, büyük risk altındalar!</span></strong></p>

<p>Çocuklarda oyun bağımlılığının önlenebilmesi için ekran kullanım süresi farkındalığının çocuklarda geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Noyan, “Çocukların ekran sürelerini izlemek ve belirli sınırlar koymak önemli. Ebeveyn bu sınırları koyup devam ettirdiğinde, çocuk da uyum sağlayacaktır. Ancak ebeveyn biraz esnek davranıyorsa çocuk da bu sınırların aşıldığını bilip ona göre davranacaktır.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Çocukların oynadığı oyunların içeriklerine hakim olunması gerektiğine de vurgu yapan Prof. Dr. Onur Noyan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Eğer çocukların ne oynadığını, onlara ne mesaj geldiğini ne gibi davranışlara maruz kaldığını bilmiyorsak çocuklar gerçekten çok büyük risk altındadır diyebiliriz. Bu konuda mutlaka ve mutlaka ailelerin bildiği oyunları oynamalarına izin vermek gerekir. Ebeveyn içerik denetim programlarını kullanmak da çok önemli. Çünkü çocuklar, ailelerinin gözetimi dışında riskli alanlara girebilir. Bu ihtimali de göz önünde bulundurarak çocuğun yaş grubuna göre denetim programları seçilmeli ve takip edilmeli. Çocukların VPN ya da başka uygulamalarla oyunlara girmelerine izin verilmemeli.”</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>“Bir oyunun yasaklanması bağımlılığı azaltmayacak”</strong></span></p>

<p>Bir oyunun yasaklanmasının ebeveynleri sorunlardan kurtarmadığının altını çizen&nbsp;Prof. Dr. Onur Noyan,&nbsp;“Bu risk hep devam edecek. Bizim yapmamız gereken şey hem ebeveynlere hem çocuklara dijital medya okur yazarlığı verebilmek. Bazı oyunlar sadece oyun değil, içerisinde çok fazla riskli davranış barındırıyor. Çocuklara karşı zorbalık, mobing, isim takmalar, kötü davranışlar, cinsel içerikli yazılar, resimler, mesajlar ya da şiddet içeren davranışlara özendiren oyunlar içerebiliyorlar. Bir oyun kapatılsa ya da erişimi engellense bile arkasından benzer içerikli oyunlar gelebilir. Yani bir oyunun yasaklanması bağımlılığı azaltmayacak.” dedi.</p>

<p>Oyunların yasaklanmasının çocukların ve ailelerin farkındalığının artmasını ve toplumun daha dikkatli olmasını sağlayabileceğini dile getiren&nbsp;Prof. Dr. Onur Noyan, önemli olanın ebeveynlerin, çocuklarının neyle ilgilendiğinden, neyle oynadığından haberdar olmaları için çocuklarıyla biraz daha yakın ilişki kurmaları olduğunu söyledi.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>“Dijitalleşmeyi belirli miktarda, belirli sürelerle hayatımıza sokmalıyız”</strong></span></p>

<p>“Çocukların, bir nevi hipnoza sebep olan dijital mecralardan uzak kalmalarını sağlamak ebeveynlerin görevi olarak duruyor.” diyen&nbsp;Prof. Dr. Onur Noyan,&nbsp;“Dijitalleşmenin olumsuz etkileri de var faydaları da var. O zaman bizim ebeveynler olarak yapmamız gereken, dijitalleşmeyi belirli miktarda ve belirli sürelerle hayatımıza, çocukların hayatına sokmak.” dedi.</p>

<p>Çocukların dijital mecra dışında da hayatlarının olmasına olanak tanınması ve fırsat verilmesi gerektiğine dikkat çeken&nbsp;Prof. Dr. Onur Noyan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Çocuklarla sürekli ebeveynlerin oynaması çok mümkün olmayabilir. Çocukların dışarıda oyun oynayacak alanlarının olması, belirli bir spor alanına kanalize edilip bu alanda kendilerini geliştirmelerinin sağlanması önemli. Ancak çocukları birden fazla spora, birden fazla ilgi alanı ve hobiye yöneltmek de doğru bir yaklaşım değil. Çocukların ilgi ve yeteneklerine göre, uygun alanları bulup çocukları bu alanlara yöneltmek ve bir alanda başarılı olmalarını sağlamak, çocukları dijital mecralardan biraz daha uzak tutacaktır. Eğer biz çocuğu bölük pörçük her alana götürüp bir alanda gelişmelerini sağlayamazsak, çocuğun kendini ifade edeceği ve kendini başarılı hissedeceği bir alan olmayacaktır. Bu nedenle en kolay yoldan başarılı olduğu bir oyun oynamayı ve burada yükselmeyi tercih edecektir.</p>

<p>Çocukla kurduğumuz ilişki de çok önemli. Çocuklarımızla aynı masada oturmak, yemek yemek, birlikte sohbet etmek, ne olursa olsun ekranları kapatıp sofrada iletişim içerisinde olmayı sağlamak çok kıymetli.”</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>Bazı psikiyatrik sorunların temelinde oyun bağımlılığı olabiliyor!</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. Onur Noyan, oyun bağımlılığı yaşayan çocukların sıkça depresyon, kaygı bozukluğu, okul başarısında düşüş, öfke ve davranış problemleri yaşadıklarını belirterek, bu durumların genellikle uzun oyun süreleriyle ilişkili olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.</p>

<p>Bu noktada aile ile plan yapılması gerektiğini belirten&nbsp;Prof. Dr. Onur Noyan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Öncelikli olarak oyunu ve oyunla bağlantılı olan diğer davranışları çocuğun hayatından çıkartıyoruz. Sonrasında eşlik eden diğer psikiyatrik sorunları netleştirerek tanıya uygun ilaç tedavisi ve mutlaka bir psikoterapi süreci planlıyoruz. Psikoterapi sürecinde kişinin neden oyun oynadığı, oyunda yaşadığı duygular, oyun oynamadığında ortaya çıkacak duygularla nasıl baş edeceği konularında tedavi uyguluyoruz ”dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Oct 2024 12:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/bazi-psikiyatrik-sorunlarin-temelinde-oyun-bagimliligi-olabiliyor-1728900405.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİLE HEKİMLERİ VE AİLE SAĞLIĞI ÇALIŞANLARI 19 EKİM’DE YAPILACAK BÜYÜK ANKARA MİTİNGİ İÇİN HAZIRLANIYOR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/aile-hekimleri-ve-aile-sagligi-calisanlari-19-ekimde-yapilacak-buyuk-ankara-mitingi-icin-hazirlaniyor-14354</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/aile-hekimleri-ve-aile-sagligi-calisanlari-19-ekimde-yapilacak-buyuk-ankara-mitingi-icin-hazirlaniyor-14354</guid>
                <description><![CDATA[AHESEN Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir: “Öğrenci devamsızlık yaptı diye öğretmenin maaşı, dava yok diye hâkimin maaşı veya cemaat az geldi diye imamın maaşı kesilmez. Kesilmemeli de! Hasta az geldi diye neden Aile Hekiminin maaşı kesilsin!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni "Aile Hekimliği Yönetmeliği" taslağı, aile hekimleri ve sağlık çalışanları tarafından büyük tepkiyle karşılandı.&nbsp;<strong>Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir</strong>, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi durumunda en büyük zararı vatandaşların göreceğini belirtti. Dr. Kandemir, Sağlıkta şiddetin önlenmesine yönelik bir çalışma yapılmazken, bakanlığın hazırladığı yönetmelik taslağı ile Aile Sağlığı Merkezlerinin kapanmasına, aile hekimleri, ebeler ve hemşirelerin istifasına ve vatandaşın en temel sağlık hizmetinden mahrum kalmasına zemin hazırlıyor” dedi. Sağlık sistemimizde hâlihazırda çözülmesi gereken pek çok sorun, özellikle de sağlıkta şiddet varken, yeni sorunlar yaratmanın mantıklı bir açıklaması olamaz. Gerçekten sürdürülebilir bir sistem istiyorsak, masa başında yönetmelik hazırlamak yerine sahada çalışan hekimler, sendikalar, ebe ve hemşire temsilcileri ile bir araya gelip ayakları yere basan bir sistem oluşturmalıyız. Aksi takdirde, aile hekimliği cazibesini yitirecek ve sistemin çıkmaza girmesine neden olacak.</p>

<p>Dr. Ahmet Kandemir ayrıca şu uyarıyı yapıyor: "Masa başında hazırlanan taslak yönetmeliğin mantıklı ve tutarlı hiçbir yanı yok. Kesilecek muayeneye götürmezseniz ceza alırsınız, çocuğunuzu aşıya götürmezseniz de aile hekimlerine ceza kesilecek."</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>“ÖĞRENCİ DEVAMSIZLIK YAPTI DİYE ÖĞRETMENİN, HASTA AZ GELDİ DİYE AİLE HEKİMİNİN MAAŞIKESİLMEZ!”</strong></span></p>

<p>Dr. Ahmet Kandemir, yönetmelik taslağının aile hekimlerine yönelik haksız yaptırımlar içerdiğini vurguluyor: “Öğrenci devamsızlık yaptı diye öğretmenin, dava yok diye hâkimin, cemaat az geldi diye imamın maaşı kesilmez. Aynı şekilde hasta az geldi diye aile hekiminin maaşı neden kesilsin? Bu kabul edilemez!”</p>

<p>Dr. Kandemir, Sağlık Bakanlığı’nın getirdiği bu yönetmelik, aile sağlığı merkezlerinin kapanmasına ve sağlık çalışanlarının istifasına yol açacak.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>YENİYÖNETMELİKLE AİLE HEKİMLERİ CEZALANDIRILACAK</strong></span></p>

<p>Yönetmelikle birlikte aile hekimleri, reçete ettikleri ilaçlar ve tedavi uygulamaları nedeniyle cezalandırılabilecek. Dr. Kandemir bu durumu şu sözlerle eleştiriyor: “mide ilaçları, antibiyotikler ve ağrı kesiciler yazan aile hekimleri, kotayı aştıkları gerekçesiyle cezalandırılacak. Vatandaşlar ilaca ulaşmakta zorluk çekecek, aile hekimleri ise haksız gelir kaybına uğrayacak.”</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>AİLE SAĞLIĞIMERKEZLERİ KAPANMA RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA</strong></span></p>

<p>Dr. Kandemir, bu yönetmeliğin aile sağlığı merkezlerinin cazibesini yitirmesine yol açacağını ve sağlık çalışanlarının sözleşmelerinin kolayca feshedilebileceğini belirtiyor: “Yalnızca birkaç basit ceza ile aile hekimlerinin sözleşmeleri iptal edilebilecek. Bu durum hem sağlık çalışanları için büyük bir risk hem de vatandaşlar için sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştıracak.”</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>19 EKİM’DEANKARA’DA BÜYÜK MİTİNG!</strong></span></p>

<p>AHESEN Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, tüm sağlık çalışanlarını ve vatandaşları 19 Ekim’de Ankara’da yapılacak olan büyük mitinge davet ediyor: “Sağlık Bakanlığı, sahada görev yapan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının taleplerine kulak vermeli. Sorunlar çözülene kadar eylemlerimize devam edeceğiz. Sağlık çalışanları olarak mesleğimizin itibarına ve vatandaşlarımızın sağlığına sahip çıkmak için Ankara’da olacağız.Bu miting, aile hekimlerinin ve sağlık çalışanlarının haklarına sahip çıkmak ve vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini savunmak adına büyük bir dayanışma örneği olacak '' dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Oct 2024 12:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/aile-hekimleri-ve-aile-sagligi-calisanlari-19-ekimde-yapilacak-buyuk-ankara-mitingi-icin-hazirlaniyor-1728897297.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“MEME KANSERİNDE ERKEN TANI HAYAT KURTARIR”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/meme-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtarir-14341</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/meme-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtarir-14341</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Kanserle Mücadele ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hülya Becerir:
“MEME KANSERİNDE ERKEN TANI HAYAT KURTARIR”
  Dr. Hülya Becerir, “Meme kanseri hakkında bilinçlenmek ve düzenli taramalarla önlem almak, hayat kurtarıcı olabilir. Bu nedenle, düzenli tarama kadınlar için hayati önem taşıyor” şeklinde konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Hayatının büyük bir bölümünü “Kanser farkındalığı” konusunda ciddi çalışmalar yaparak geçiren Tekirdağ Kanserle Mücadele ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hülya Becerir, meme kanseri farkındalığına dikkat çekmek ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla açıklamalarda bulundu &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Dernek olarak kanser farkındalığı konusunda ciddi çalışmalar yaptıklarını kaydeden Becerir; “Kanserle Mücadele ve Dayanışma Derneği olarak kanser hastalığına, etkenlerine, hastalığın erken teşhisine ve koruyucu önleyici çalışmalara katkılar, farkındalıklar yaparak kanser hastaları ve yakınlarına yönelik rehberlik ve psiko-sosyal destek sağlayarak toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="color:#ff0000">-ERKEN TANI HAYAT KURTARIR</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bir yıl içinde Türkiye'de yaklaşık 18 bin kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu açıklayan Becerir, erkeklerde, kadınlara oranla çok daha az sıklıkla görülen meme kanseri, dünyada ve Türkiye'de en sık izlenen ilk 10 kanser arasında bulunduğunu kaydetti. Meme kanserinde erken teşhis ve tedaviyle başarı oranının artırılabileceğini belirten Dr. Becerir, “Düzenli tarama ve kendi kendine meme muayenesi, kadınlar için hayati önem taşıyor. Tüm kadınların 40 yaşından itibaren düzenli mamografi taramasına başlamaları gereklidir.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="color:#ff0000">-DÜZENLİ TARAMA İLE HAYATTA KAL</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Meme kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını yüzde 90’a kadar çıkardığını vurgulayan Dr. Becerir açıklamasını şöyle sürdürdü: '' Meme kanserine neden olan faktörleri bilmek ve bunlardan kaçınmak çok önemlidir. Yani biz bu faktörleri bilir ve bunlardan kaçınabilirsek meme kanserinin % 90 kadarını önleyebiliriz. Önleyemediğimiz kısma da erken tanı koyarak, tamamen ve meme kaybına yol açmadan tedavi edebiliriz. Bunlar arasında, sağlıklı beslenme, alkol ve sigaradan kaçınma, ideal kiloyu koruma, 30 yaş öncesi çocuk sahibi olma, yeterli emzirme, hormon ilaçlarını dikkatle kullanma, düzenli spor yapma, her ay kendi kendine meme muayenesi, yılda bir bu konuda uzman hekime meme muayenesi olma, meme taraması filmini 40 yaşından sonra, 50 yaşına kadar bir veya 2 yılda bir yaptırma, 50 yaş sonrası her yıl yaptırma, ailesinde ve akrabalarında meme veya diğer kanser varsa mutlaka hekime giderek gerekli incelemelerin yapılması gibi önlemler alınarak meme kanseri önlenebilir ve çok erken safhada tanı konulabilir'' şeklinde konuştu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2024 12:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/meme-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtarir-1728640135.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>10 EKİM DÜNYA GÖRME GÜNÜ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/10-ekim-dunya-gorme-gunu-14332</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/10-ekim-dunya-gorme-gunu-14332</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Görme Günü, önlenebilir körlük ve görme kusurları konusuna dikkat çekmek için tüm dünyada her yıl Ekim ayının ikinci Perşembe günü kutlanıyor. Bu yıl 10 Ekim 2024 tarihinde kutlanan Dünya Görme Günü göz sağlığı konusunda farkındalık yaratabilmek için önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde, 1 milyar insanın önlenebilecek veya henüz çözülmemiş bir görme bozukluğu olduğu bilgisini paylaşan&nbsp;Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban &nbsp;Atilla, “Gözlerimizi ihmal etmeden korumamız gerekiyor. &nbsp;Dünya Görme Günü’nde biz Türk hekimleri de göz sağlığı bilincini artırmak için çalışıyoruz” dedi. &nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Körlüğü Önleme Ajansı işbirliği ile düzenlenen etkinlikler ve farkındalık artırma çalışmalarıyla kutlanan Dünya Görme Günü &nbsp;kapsamında göz hekimleri ve uzmanlar, her bireyin göz sağlığını koruması için farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Gözlerimizi korumanın 10 yolu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, Dünya Görme Günü’nün tüm dünyada göz hekimleri, uzmanlar ve gönüllüler tarafından kutlandığını belirtti. Atilla, dünyada neredeyse herkes yaşamı boyunca bir göz sağlığı sorunu yaşıyor, ancak dünya çapında bir milyardan fazla insan, göz sağlığı veya tedavisi için gereken hizmete erişemiyor. Herkes, gözlerini sevmek ve korumak için gerekli bu 10 kuralı uygulamalı ve çevresindekileri haberdar etmeli, diyerek önerilerini paylaştı.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>1. 20/20/20 kuralını uygulayın.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Ekrana bakarken, göz yorgunluğunu ve baş ağrısını önlemek için her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca 6 metre uzaktaki bir şeye bakın.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>2. Dışarıda vakit geçirin.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Çocuklar günde en az iki saat dışarıda vakit geçirmelidir. Bu gözlerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olur ve miyop olmalarını önler.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>3. Dışarıda güneş gözlüğü takın.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Güneş ışınlarının gözlerinize zarar vermesini önlemek için güneş gözlüklerinizin UVA ve UVB koruması sağladığından emin olun.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>4. Gerekliyse numaralı gözlük takın.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Net görmek, göz yorgunluğunu ve baş ağrısını önlemek için numaralı gözlüklerinizi takın.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>5. Göz enfeksiyonlarını önlemek için kozmetik ürünlerinizi kontrol edin.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Göz enfeksiyonlarına neden olabilecek bakteri oluşumunu önlemek için göz makyajı malzemelerinizin son kullanma tarihini kontrol edin ve fırçalarınızı düzenli olarak değiştirin.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>6. Düzenli egzersiz yapın.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Düzenli egzersiz yapmak, diyabet veya yüksek tansiyon gibi görme sağlığınızı olumsuz etkileyebilecek durumların gelişme riskini azaltır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>7. Sağlıklı beslenin.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dengeli beslenme, sağlıklı gözleri korumak için gerekli olan vitamin ve minerallere sahip olmanızı sağlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>8. Sigara içmeyin.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sigara içmek, ciddi göz rahatsızlıkları ve kalıcı görme kaybı geliştirme riskinizi artırır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>9. Sorunlar ortaya çıkmadan önce tespit etmek için bir göz muayenesi yaptırın.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Göz muayenesi, gözdeki sorunları şikayetleriniz artmadan önce tespit edebilir, bu nedenle gözlerinizde bir sorun olmadığını düşünüyorsanız bile muayene olun.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>10. Gözlerinize öncelik verin, tüm hayatınız boyunca onlara ihtiyacınız var.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Düzenli göz kontrolleri için takviminize hatırlatıcılar koyun. 1-2 yıl aralarla gözlerinizi kontrol ettirin.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 13:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/10-ekim-dunya-gorme-gunu-1728556299.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜM MECLİS YONTARI AYAKTA ALKIŞLADI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tum-meclis-yontari-ayakta-alkisladi-14325</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tum-meclis-yontari-ayakta-alkisladi-14325</guid>
                <description><![CDATA[CHP'li Nurten Yontar peruğunu çıkardı, Meclis ayakta alkışladı    


CHP Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar, TBMM Genel Kurulu'nda Meme Kanseri Farkındalık Ayı'na dikkat çektiği konuşmasının sonunda peruğunu çıkardı. Yontar'ı Genel Kurul'da bulunan tüm vekiller ayakta alkış aldı. Bir kadının yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 13 olduğuna dikkat çeken Yontar, “Her 8 kadından 1'i meme kanseri riskiyle karşı karşıya” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CHP Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar ise Meme Kanseri Farkındalık Ayına ilişkin gündem dışı konuşma yaptı. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayına dikkat çekmek isteyen Yontar, konuşmasıyla alkışları topladı. Kendisi de meme kanseri ile mücadele veren Vekil Yontar, kürsüde peruğunu çıkardı. Yontar, meme kanseri ile ilgili risk faktörlerini ve erken teşhisin önemini dile getirerek, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere tüm kurumları iş birliği yapmaya çağırdı.<br />
<br />
<span style="color:#e74c3c"><strong>HER 8 KADINDAN 1'İ MEME KANSERİ RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA</strong></span><br />
Yontar, Dünya Sağlık Örgütü’nün meme kanseri farkındalığının artırılması için 2004 yılında başlattığı kampanyayı hatırlatarak başladı: “Meme kanseri ülkemizde ve dünyada kadınlar arasında en sık rastlanan kanser türlerinden biridir. Bir kadının yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski yüzde 13'tür, yani her 8 kadından 1'i meme kanseri riskiyle karşı karşıyadır. Ne yazık ki çevre kirliliği ve tağşiş gıdalar bu riski her geçen gün artırmaktadır.”<br />
<br />
<span style="color:#e74c3c"><strong>ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ</strong></span><br />
Meme kanserinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurgulayan Yontar, kadınların kendi kendini elle muayene etmelerinin gerekliliğini belirtti. Erken tanı ile meme kanseri kaynaklı ölümlerin büyük oranda önüne geçilebileceğini belirten Yontar, 30 yaşından itibaren her kadının düzenli taramalardan geçmesi gerektiğini ifade etti. Yontar, "Kadınların jinekolojik ve klinik meme muayenelerini aksatmamaları, mamografi ve ultrasonografi taramalarını düzenli olarak yaptırmaları gerekmektedir" diyerek erken teşhisin meme kanseriyle mücadelede en etkili yol olduğunu söyledi.<br />
<br />
<strong><span style="color:#e74c3c">HPV AŞISI ÜCRETSİZ OLMALI</span></strong><br />
Rahim ağzı kanseriyle mücadelede HPV aşısının önemine de değinen Yontar, bu aşının ergenlikten itibaren her kadına uygulanması gerektiğini belirtti. HPV aşısını rutin olarak uygulayan ülkelerde, aşının rahim ağzı kanserine karşı yüzde 80 oranında koruma sağladığını hatırlatan Yontar, "HPV aşısının Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak karşılanması, bu süreçte büyük önem taşımaktadır. Halk sağlığı açısından bu aşının yaygınlaştırılması gerekmektedir" dedi.<br />
<br />
Yontar, yerel yönetimlerin bu konuda öncülük ettiğini belirterek, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a bu aşıyı ücretsiz sağladıkları için teşekkürlerini iletti.<br />
<br />
<strong><span style="color:#e74c3c">"KETEM SAYILARI ARTIRILMALI"</span></strong><br />
Nurten Yontar, meme kanseri taramaları için kritik bir rol oynayan KETEM'lerin (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) sayısının artırılması gerektiğini vurguladı. "Tüm kadınlarımızın ücretsiz taramaları KETEM'lerde yapılabilir, ancak KETEM'lerin sayılarının artırılması ve buralara daha fazla doktor atanması gerekiyor" diyen Yontar, özellikle mamografi cihazlarının daha fazla kamu hastanesinde bulunması gerektiğini belirtti.<br />
<br />
<strong><span style="color:#e74c3c">"SAĞLIĞIMIZ HER ŞEYDEN DEĞERLİ"</span></strong><br />
Kendi meme kanseri sürecini de paylaşan Yontar, "Erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu bu süreci yaşayan biri olarak vurgulamak istiyorum. Asla ‘Bana bir şey olmaz’ demeyin, yılda bir defa yaptırmanız gereken tetkikleri aksatmayın" dedi. Yontar, meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı fiziksel ve duygusal zorluklara değinerek, "Ameliyat sonrası vücutta oluşan değişiklikler, saç dökülmesi gibi durumlar asla sizi korkutmasın. Biz kadınlar güçlüyüz ve her şeyden önce vücudumuzu sevmeliyiz" diyerek Genel Kurul'u saygıyla selamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 11:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/tum-meclis-yontari-ayakta-alkisladi-1728462588.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İRMET HASTANESİ&#039;NİN BAŞARISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/irmet-hastanesinin-basarisi-14322</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/irmet-hastanesinin-basarisi-14322</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy İrmet Hastanesi Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) denetiminden 95.27 puan alarak sağlık hizmetlerimizdeki kalitesini arttırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İrmet &nbsp;Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. İrfan Tombalak başarısını şu sözlerle ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">‘’Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) denetiminden 95.27 puan alarak sağlık hizmetlerimizdeki kalitemizi bir kez daha kanıtladık. İrmet Hospital ailesi olarak, kurulduğumuz günden bu yana Çerkezköy, Trakya, Türkiye ve uluslararası alanda kaliteli sağlık hizmeti sunma misyonumuzu sürdürüyoruz. Modern, yenilikçi ve çağdaş yaklaşımımızla, her geçen gün büyüyerek başarılarımızı artırmaya devam ediyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">‘Kalite tesadüf değildir’ ilkesiyle çıktığımız bu yolda, bu başarıyı yakalamanın ekip ruhunun en önemli kanıtı olduğunu düşünüyoruz. Kalite, sürdürülebilir olduğu sürece, başarıyı arttırır. Başarımızın devamlılığını sağlamak ve hizmet kalitesini arttırmak en büyük hedefimizdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu büyük başarıda emeği geçen ve bizi destekleyen tüm çalışma arkadaşlarımıza, yöneticilerimize, hekimlerimize ve hastanemiz üst yönetimine teşekkürlerimizi iletiyoruz.’’</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 15:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/irmet-hastanesinin-basarisi-1728392010.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANNE BABA OLMAK HAYAL DEĞİL!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/anne-baba-olmak-hayal-degil-14314</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/anne-baba-olmak-hayal-degil-14314</guid>
                <description><![CDATA[Tüp bebek tedavisi doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftler için uygulanan bir yardımcı üreme yöntemidir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Deniz Özgen tüp bebek tedavisinde önemli bilgilendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Hangi Testler Yapılıyor?&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bir sorunu tanımlamadan çözümüne ulaşmak mümkün değil. Eğer korunmasız düzenli birlikteliğe rağmen 1 yıl boyunca gebelik oluşmamış ise bir sorunun varlığından bahsedebiliriz. &nbsp;Sonra da sorunun ne olduğunu anlayabilmek için ilk etapta muayene, sonrasında da bir takım testler yapılması gerekir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Erkeklerin sperm analizi yaptırarak sperm değerlerinin kontrol edilmesi bu testlerden biridir. Kadınlarda ise yumurtalık hormonlarının yanında tiroid ve süt bezi hormonlarının da kontrol edilmesi gerekmekte. Hormon tahlilleri yumurtalıkların çalışması hakkında fikir verebilirken, rahim filmi de tüpler ve rahimde fiziksel bir sorun olup olmadığı hakkında bilgi verir. Bu testlerin sonuçlarına göre uygun tedavi protokolü seçilir. Tüp bebek tedavisi, bu tedavi yöntemleri arasında en etkili yöntemdir.&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:16px"><strong>Tüp Bebek Tedavisine Kimlere Uygulanır?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Tüplerde ve sperm değerlerinde sorun olan, yumurtalık rezervi azalmış olan veya ileri yaştaki hastalarda tüp bebek tedavisi ön plana çıkmaktadır. Bu tedavi yönteminde yumurtalıklar uyarılarak yumurta hücresi elde etmeye çalışılır. Bu yumurtalar anestezi altında toplandıktan sonra hastanın eşinin verdiği spermlerle laboratuvar şartlarında birleştirilerek döllenmeleri sağlanır. Rahim hazırlığının ardından döllenmiş yumurta rahim içine yerleştirilir. Tüm süreç tedavinin başından itibaren 15-20 gün civarında sürmekte, yumurta toplama işlemi de anestezi altında yapıldığı için hastalarımız ağrılı bir süreç yaşamamaktadır. Sanılanın aksine, hastalarımız tüm bu süreçte aktif yaşantılarından kopmamakta, normal hayatlarını devam ettirebilmektedirler. Özellikle 35 yaş üzeri hastalarda yumurtalık rezervi ve kalitesinde düşme, gebelik şansını azaltabilmektedir. Bu yüzden, anne baba olmayı planlayan çiftlere önerimiz, 1 yıl boyunca gebelik oluşmaması durumunda zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurmaları, zaman kaybetmemeleri olacaktır.</span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Oct 2024 16:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/anne-baba-olmak-hayal-degil-1728306745.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KOLAY BULAŞIYOR ,AĞIR SEYREDİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kolay-bulasiyor-agir-seyrediyor-14307</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/kolay-bulasiyor-agir-seyrediyor-14307</guid>
                <description><![CDATA[Yüksek ateş, kas ve eklem ağrılarıyla seyreden grip hastalığının yatak istirahati gerektirdiğini belirten uzmanlar belirtiler kaybolduktan sonra bile grip hastalığının bir süre devam ettiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda gribin çok daha ağır seyrettiğine dikkat çeken&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Grip, riskli grupta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir. Grip hastalığının spesifik bir tedavisinin olmadığını da düşünürsek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılıyor.” dedi. Grip virüsünün çok kolay bulaşabildiğini de hatırlatan&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, gribe yakalandıktan sonra kullanılan ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabileceğini söyledi ve gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolunun aşılanma olduğuna vurgu yaptı.</strong></p>

<p><strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, hava sıcaklıklarının düşmesiyle artmaya başlayan grip hastalığı ve grip aşısı hakkında bilgi verdi.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">Belirtilerin kaybolmasından sonra da grip devam ediyor</span></strong></p>

<p><strong>Grip hastalığının, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulduğunu hatırlatan&nbsp;Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Daha sonra hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler eklenir ve bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir.” dedi.</strong></p>

<p><strong>Ateşin 39°C’nin üzerinde olmasının, şiddetli kas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmenin mümkün olmadığını dile getiren&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Hastalar genellikle 3-7 gün arası yatağa mahkum olur. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolmaya başlar. Ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da hastalık devam eder, hatta 2 hafta kadar sürebilir.” şeklinde konuştu.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">Grip ve soğuk algınlığı karıştırılmamalı&nbsp;</span></strong></p>

<p><strong>Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde gribin çok daha ağır seyrettiğine vurgu yapan&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, şöyle devam etti:</strong></p>

<p><strong>“Grip, riskli grupta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip halk arasında çok sık olarak soğuk algınlığı ile karıştırılır. Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmeyen bir hastalıktır ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalıdır. Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlayarak ve orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sözü edilen bu kadar özelliğin üstüne hastalığın spesifik tedavisinin olmadığını da eklersek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılıyor.”&nbsp;</strong></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">Basit yollarla kolayca bulaşabiliyor!</span></strong></p>

<p><strong>Gribe yol açan Influenza virüsünün çok kolay ve hızlı bulaştığının altını çizen&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Başlıca bulaşma yollarının, öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıklar olduğunu söyleyebiliriz. Hava yolu ile bulaşmanın yanında hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar yoluyla da grip hastalığı bulaşabilir.” dedi.</strong></p>

<p><strong>Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olmasının bulaşıcılığı daha da arttırdığına dikkat çeken&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, şu bilgileri verdi:</strong></p>

<p><strong>“Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokabilir. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşıma araçlarında çok kolaylıkla bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış, yani hastalığı kuluçka sürecinde olan kişiler de virüsü yayabilir. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu söylenebilir.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">İlaç harcamaları ve iş gücü kaybı nedeniyle ekonomi de etkileniyor</span></strong></p>

<p><strong>Grip hastalığının ekonomik boyutuna da değinen&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Ülkemizde her yıl yüzbinlerce kişi gribe yakalanıyor. Bu nedenle her yıl milyonlarca liralık ilaç harcaması yapılıyor, iş gücü ve üretim kayıpları yaşanıyor. Grip nedeniyle her 100 çalışan için 30 ila 195 günlük iş gücü kaybı oluşuyor. Başka hiç bir hastalığın etkisi bu kadar büyük değil.” açıklamasını yaptı.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#e74c3c">Kimler ne zaman grip aşısı olmalı?</span></strong></p>

<p><strong>Gribe yakalandıktan sonra kullanılan ağrı kesi, ateş düşürücü ve antigribal ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabileceğine dikkat çeken&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu &nbsp;aşılanmadır.” dedi.</strong></p>

<p><strong>T.C. Sağlık Bakanlığı ve dünyanın önde gelen sağlık otoritelerinin grip aşısı yapılmasını önerdiği grupları hatırlatan&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p><strong>“Bronşiyal astım hastaları, kalp ve damar sistemi hastalıkları olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, 65 yaş üstü kişiler, bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler, grip mevsimi sırasında gebeliklerinin ikinci ya da üçüncü 3 aylık dönemi içerisinde bulunacak olan gebeler, huzurevi ve kışla gibi toplu yaşanılan yerlerde kalanlar, sağlık personeli ve hastane görevlileri, yüksek risk altındakilere bulaştırabilecek kişiler, toplum hizmetinde çalışanlar, okul ve kreş gibi virüsün kolaylıkla bulaşabileceği kalabalık ortamlarda bulunanlar, sık seyahat edenler, yöneticiler, serbest meslek sahipleri, işçiler ve sporcular gibi gribin yol açacağı iş gücü kaybını engellemek isteyenler ve grip olmak istemeyen herkes için grip aşısı önerilmekte.</strong></p>

<p><strong>Grip aşısı &nbsp;tüm kış sezonu boyunca uygulanabilir. Ancak aşıdan tam yarar sağlanması açısından grip salgınlarının başlamasından önce aşının uygulanması gerekir. Bu nedenle en uygun zaman sonbahar aylarıdır.”&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Oct 2024 10:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/kolay-bulasiyor-agir-seyrediyor-1728114414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TİROİD SORUNLARI KADINLARI 5 KAT DAHA FAZLA ETKİLİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-14302</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-14302</guid>
                <description><![CDATA[Boynun ön kısmında, adem elmasının hemen altında bulunan ve kelebek şeklinde bir bez olan tiroid; vücudun metabolizmasını, büyümesini ve gelişmesini düzenleyen hormonlar üretiyor. Tiroid bezinin salgıladığı hormonların vücuttaki tüm organların işlevlerini etkilediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, “Tiroid bezi vücut sıcaklığından kasların çalışmasına, kalp atış hızından böbrek fonksiyonlarına kadar tüm sistem üzerinde etkili bir role sahip. Hastalığın istatistiksel verilerine bakıldığında ise kadınların tiroid sorunlarına yakalanma olasılığı erkeklere göre 5 ila 8 kat daha fazla” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tiroidin zaman zaman guatr ile karıştırılabildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, “Tiroid boynumuzda yer alan bir salgı beziyken, guatr ise bu bezin büyümüş halini tanımlamak için kullanılıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>Yorgunluk ve depresyon tiroid sorunu belirtisi olabilir</strong></span></p>

<p>Tiroid sorununun birçok belirtisinin bulunduğunu hatırlatan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, “Yorgunluk, depresyon, kabızlık, kuru cilt, saç dökülmesi, beklenmeyen kilo kaybı, kalp çarpıntısı tiroid sorunlarının önemli belirtilerinden” dedi.&nbsp;</p>

<p>Tiroid nodüllerinin ise büyük bir kısmının iyi huylu yani kanser olmadığını söyleyen Dr. Türemen, “Ancak yine de boyunda bir şişlik ya da kitle fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurmayı ihmal etmeyin” önerisinde bulundu.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>Tiroid kanseri ölüm oranları azalıyor</strong></span></p>

<p>Tiroid kanserlerinin ise tiroid bezindeki hücrelerin kontrolsüzce büyümesi sonucu ortaya çıktığını paylaşan Dr. Erdem Türemen, “Erken tanı konduğunda tiroid kanserinin tamamen tedavisi mümkün” şeklinde konuştu.</p>

<p>Boyunda şişlik, boğazda sıkıntı hissi, ağrı, yutkunma güçlüğü, nefes almada zorluk, ses kısılması, kilo artışı, sinirlilik, saçlarda zayıflık ve cilt kuruluğunun tiroid kanseri belirtisi olabildiğini belirten Dr. Erdem Türemen, “Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 2020 yılında tiroid kanserinin dünyada görülme sıklığı yüzde 3 olarak açıklandı. Türkiye’de de hastalığın görülme sıklığı artış içinde olsa da tiroid kanserinden ölüm oranları giderek azalıyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/10/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-1728033972.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HER YIL 18 MİLYON KİŞİ, KALP RAHATSIZLIĞINDAN HAYATINI KAYBEDİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/her-yil-18-milyon-kisi-kalp-rahatsizligindan-hayatini-kaybediyor-14273</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/her-yil-18-milyon-kisi-kalp-rahatsizligindan-hayatini-kaybediyor-14273</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 29 Eylül Dünya Kalp Sağlığı nedeniyle bildiri yayınladı. Yayınlanan bildiride kalp ve damar hastalıklarına dikkat edilmesi gerektiği ifade edilerek, her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin bu sebeple hayatını kaybettiği ifade edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İl sağlık müdürlüğü tarafından yapılan duyuruda şu ifadelere yer verildi; “Kalbi ve damar sistemini olumsuz etkileyen kalp ve damar hastalıkları (kardiyovasküler hastalıklar), farklı şiddetlerde ortaya çıkabilen geniş bir hastalık yelpazesini kapsar. En yaygınları arasında koroner arter hastalığı (kalp damarlarının tıkanması), kalp yetmezliği, aritmi (kalp ritim bozuklukları) ve kalp kapak hastalıkları bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kalp damar hastalıkları, dünya genelindeki engellilik ve ölümlerin önde gelen nedenidir ve her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Ülkemizde de benzer bir durum söz konusu olup Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2023 yılı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre ölümlerin yüzde 33,4’ünden kalp ve damar hastalıkları sorumludur. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, yaşam süresinin uzamasıyla birlikte nüfusun yaşlanması, artan şehirleşme, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi faktörler nedeniyle kalp ve damar hastalıkları görülme sıklığı artmaktadır. Ülkemizde, 2023 yılında yapılan bir çalışmada nüfusun yüzde 7’sinin kalp hastalığı ya da kalp krizi nedeniyle göğüs ağrısı ya da felç geçirdiği, bu durumun yaşla birlikte artmakta olduğu tespit edilmiştir. Kalp ve damar hastalıkları için en önemli davranışsal risk faktörleri sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, tütün ve alkol kullanımıdır. Davranışsal risk faktörlerinin etkileri bireylerde yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve obezite gibi durumları ortaya çıkararak kalp damar hastalığı gelişme riskini arttırmaktadır. Yapılan araştırmalar, yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle 30-70 yaş arasında görülen kalp ve damar hastalığı kaynaklı ölümlerin yüzde 80’inin önlenebileceğini göstermektedir” denildi.</span></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“TÜTÜN VE TÜTÜN ÜRÜNLERİNDEN UZAK DURUN”</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan programda erken teşhisin önemine değinildiği belirtilerek; “Konunun önemi itibariyle Bakanlığımız tarafından, tüm paydaşlarının katkılarıyla “Türkiye Kalp ve Damar Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı” hazırlanmış; kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlemlerinde aile hekimleri başta olmak üzere birinci basamak sağlık çalışanlarının daha aktif bir rol üstlenmesini sağlayacak etkili ve kapsamlı bir hizmet sunum algoritması oluşturulmuştur. Bu kapsamda, aile hekimlerimizce, 40 yaş ve üstü bireylerin kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmaktadır. Değerlendirme sürecinde öncelikle kişinin yaşı, cinsiyeti, sigara kullanımı bilgileri alınmakta; kan basıncı ölçülmekte ve kolesterol değerine bakılmakta; elde edilen veriler kullanılarak 10 yıl içinde ölüme neden olabilecek bir kalp ve damar hastalığı geçirme riski hesaplanmakta; kişiye özel danışmanlık verilmekte ve/veya tedavi planı oluşturulmaktadır. Buradan hareketle, Dünya Kalp Günü'nde, herkesi kalp sağlığı için eyleme geçmeye, kayıtlı oldukları aile hekimlerini düzenli olarak ziyaret etmeye, periyodik tarama ve izlemlerini yaptırmaya, davet ediyoruz. Kalbiniz önceliğiniz olsun. Kalbinizin kahramanı olun ve onun için; Sağlıklı beslenin! Yeterli miktarda su için! Hareket edin! Tütün, tütün ürünleri ve alkolden uzak durun! Aile hekiminize başvurun! Kardiyovasküler risk değerlendirmenizi yaptırın!” ifadelerine yer verildi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Sep 2024 11:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/09/her-yil-18-milyon-kisi-kalp-rahatsizligindan-hayatini-kaybediyor-1727511574.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLHAN MAVİOĞLU, OPTİMED’DE GÖREVE BAŞLADI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ilhan-mavioglu-optimedde-goreve-basladi-14116</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/ilhan-mavioglu-optimedde-goreve-basladi-14116</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlhan Mavioğlu, Optimed Hastanesi’nde göreve başladı. Optimed sağlık yöneticileri Mavioğlu’nu ziyaret ederek, görevinde başarılar diledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çerkezköy’de uzun yıllar çalışmasının ardından serbest olarak görevine devam eden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlhan Mavioğlu, Çerkezköy Optimed Hastanesi’nde görevine başladı</span></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BAŞARILAR DİLEDİ</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Optimed’de göreve başlayan ve hasta kabulüne devam eden Mavioğlu’nu Optimed Hastanesi sağlık yöneticileri ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette Mavioğlu’na başarılar dileyen sağlık yöneticileri, TEMA Vakfı adına dikilen fidan sertifikasını da kendisine hediye etti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/08/ilhan-mavioglu-optimedde-goreve-basladi-1724489565.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZMAN DOKTOR PALA, SÜNNET OPERASYONUNU ANLATTI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzman-doktor-pala-sunnet-operasyonunu-anlatti-13982</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/uzman-doktor-pala-sunnet-operasyonunu-anlatti-13982</guid>
                <description><![CDATA[Uzun yıllardır Trakya Bölgesi’nde çeşitli özel hastane ve sağlık kuruluşlarında hastalarını ağırlayan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Yaşar Pala sedasyon işleminin sünnet operasyonunda kullanılması hakkında bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genel anestezi ve sedasyonla beraber birçok operasyona imza atan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Yaşar Pala; ‘’Sünnet, penisin prepisyum adı verilen derisinin cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Sünnet operasyonu sadece lokal anestezi altında penisin etrafına iğne ile bölgesel anestezik ilaç verilerek çocuk uyanık iken yapılabilir. Çoğu aile tarafından bu yeterli görülmekte ve lokal anestezi ile sünnet yapılması istenmektedir. Bu yöntem tıbbi anlamda her ne kadar zararsız gibi gözükse de belli yaş aralığındaki çocukların cerrahi stresi yaşamasına ve psikolojik travmaya yol açabilmektedir. Bu nedenle sünnet operasyonunun özellikle 8 yaş altı küçük çocuklarda uyutularak yapılması daha doğru bir tercihtir’’ şeklinde açıklama yaptı.</span></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">SÜNNET İŞLEMİ İÇİN HANGİ UYUTMA YÖNTEMLERİ KULLANILABİLİR?</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sünnet işlemi için uygulanan Sedasyon yönetimini aktaran Pala; “Biz Aneztezistler sünnet operasyonu için genellikle basit uyku yöntemlerini kullanırız. Bu basit uyku yöntemlerinden en yaygın uygulananı Sedasyon’dur. Bununla birlikte maske ile genel anestezi uygulaması da kullanılan diğer bir uyutma tekniğidir. Sedasyon tekniği ile sünnet operasyonunda çocuk kliniğe geldiğinde onun stresini azaltmak ve bir şey hatırlamasını önlemek için önce meyve suyu veya bir şurup ile Sedasyon ilaçlarından biri içirilir. Ortalama 20 dakika sonra sakinleşmiş olan çocuğumuza damar yolu açılır. Damar yolu açıldıktan sonra çok az daha Sedasyon ilacı uygulanarak çocuğun sakinlik düzeyi artırılır ve çocuk ameliyathaneye götürülür. Operasyon odasına alındıktan sonra uygulanacak ek Sedasyon ilaçları ile çocuğumuzun gözlerinin kapandığı basit uykuya geçmesi sağlanır. Bu aşamada sünnet operasyonunu gerçekleştirecek hekim penisi lokal anestezik ilaç ile uyuşturur, çocuğumuz Sedasyon’un basit uykusunda olduğu için acı duymaz. Penisin uyuşması için biraz bekleriz ve operasyon başlar. Penis uyuşmuş olduğu için çocuğumuz acı hissetmez ama biz operasyon bitene kadar Sedasyon ilaçları ile basit uykunun devamını sağlarız. Operasyon bittiğinde ilaç uygulamamız da sonlanır. Çocuğumuz kısa sürede gözlerini açar, sözlü komutlara yanıt verebilir hale gelir ve ailesinin yanına odasına götürürüz. Çocuğumuz aile yanına geldiğinde genellikle bilinci açılmış haldedir. Ağızdan beslenme zamanı operasyon bitim anından itibaren ortalama 1 saattir. Çocuğumuzun ağızdan beslenmesini sağladıktan sonra artık taburcu olma vakti gelmiş olur” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“YAN ETKİ YOK DENECEK KADAR AZDIR”</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sedasyon ile genel anestezi arasındaki farklar hakkında da bilgi veren Pala; “Sedasyon tekniğinin, maske ile genel anestezi tekniğinden farklarından ilki kullanılan ilaçların anestezi branşının en basit ilaçları olması, bu nedenle vücuttaki organ sistemleriyle etkileşim olmaması ve solunumun etkilenmemesidir. Diğer bir fark beslenme başlama zamanının daha kısa olmasıdır. Bununla birlikte anestetik gazları kullandığımız maske ile genel anestezide operasyon sonrası bulantı ve kusma sıklığının daha fazla görülmesi de Sedasyon tekniği uygulanan vakalar için avantajlardan biridir. Sedasyon tekniğinde yan etki yok denecek kadar azdır. Çünkü Sedasyon ilaçları anestezi branşının en basit ilaçlarıdır ve organ sistemleri ile etkileşmezler. Nadiren hastalarda bulantı kusma gözlenir. Çocuklarda ise yine nadiren işlem sonrası ajitasyon olur. Bulantı ve kusma, bizim önereceğimiz bir şurup ile kısa sürede geçer. Ajitasyon çocuklarda açlığa bağlı oluşan kan şekeri düşüklüğü ile ilgilidir. Ajitasyon olan çocuklarda damardan şekerli serum verilerek ve erken beslenme ile bu durum düzeltilmeye çalışılır. Bu müdahale ile ajitasyon operasyon bitiminden sonra en geç bir iki saat içinde sonlanır” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jul 2024 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/07/uzman-doktor-pala-sunnet-operasyonunu-anlatti-1721829773.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN GÜNDE 10 BİN ADIM</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglikli-yasam-icin-gunde-10-bin-adim-13933</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/saglikli-yasam-icin-gunde-10-bin-adim-13933</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü ve Kapaklı İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü için düzenlenen etkinlik alanında, vatandaşlara adımsayar ve gizli kan kiti dağıtımı yapıldı. Ayrıca obezite için de tartı ve test işlemi gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü ve Kapaklı İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde Kapaklı’da vatandaşlara sağlıklı bir yaşam için gerekli olan testlerin yanı sıra bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Kapaklı Bülent Ecevit Parkı’nda kurulan standta İlçe Sağlık Müdürü Dr. Rabia Gül’ün yanı sıra hemşire Zehra Yiğit, Ebe Hatice Akan, diyetisyen Sevde Mercan ve Oktay Bozkurt tarafından vatandaşlara adımsayar, gizli kan kiti dağıtımı gerçekleşti. Aynı zamanda alanda bulunan tartı ile vatandaşların kiloları ölçülerek, obezite hastalığına karşı alınabilecek önlemler ve tedavi yöntemleri de aktarıldı. Yüksek tansiyon hastaları için de tansiyon ölçme işlemi yapılırken, alınabilecek önlemler hakkında da bilgilendirme yapıldı. 15 Temmuz programı boyunca devam eden etkinlik için vatandaşlar ilçe sağlık müdürlüğü personellerine teşekkür ettiler</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jul 2024 11:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/07/saglikli-yasam-icin-gunde-10-bin-adim-1721120190.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TANSU GÜRSOY, OPTİMED’DE HASTA KABULÜNE BAŞLADI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tansu-gursoy-optimedde-hasta-kabulune-basladi-13915</link>
                <guid>https://www.cerkezkoyekspres.com/haber/tansu-gursoy-optimedde-hasta-kabulune-basladi-13915</guid>
                <description><![CDATA[Beyin, omurilik ve sinir cerrahisi uzmanı Op. Dr. Tansu Gürsoy, Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çerkezköy ve Çorlu’da faaliyet gösteren Özel Optimed Hastanesi, uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Çok kısa bir süre içerisinde Kapaklı’da da faaliyet göstermeye başlayacak olan Optimed Hastanesi kadrosuna, beyin, omurilik ve sinir cerrahisi uzmanı Op. Dr. Tansu Gürsoy’u da kattı. Sanayi kenti olan Çerkezköy’de oldukça sık rastlanan bel fıtığı, boyun fıtığı gibi hastalıklarda şifa dağıtacak olan Gürsoy, aynı zamanda Skolyoz, omurga kanal daralması, bel kayması, omurilik ve omurilik tümörleri, beyin ve omurilik enfeksiyonları, omurga ve omurilik travmaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, beyin kanamaları gibi hastalıklarda da tedavi yöntemlerini uygulayacak. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BAŞARILAR DİLEDİ</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi sağlık yönetim kadrosu da yeni göreve başlayan Gürsoy’u ziyaret ederek görevinde başarılar diledi. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jul 2024 10:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.cerkezkoyekspres.com/images/haberler/2024/07/tansu-gursoy-optimedde-hasta-kabulune-basladi-1720856436.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
