HAÇLI SEFERLERİ
04 Mart 2026, Çarşamba 17:37İkinci dünya savaşı sonrasında kapitalist ideolojiyi benimseyen ülkeler ABD önderliğinde 1950 yılında NATO yu kurdu. (Türkiye 1952 yılında üye oldu) Sosyalist ideolojiyi benimseyen ülkeler de SSCB önderliğinde 1955 yılında Varşova paktını kurdu. Böylece iki kutuplu dünya oluştu. Soğuk Savaş döneminde ABD ile SSCB önderliğinde nükleer gücü geliştirip sayısını arttırmak için kutuplar arasında büyük bir yarış başladı. Bunlara ve savaşa karşı 1961 yılında da liderliğini Hindistan, Mısır ve Yugoslavya üstlendiği Bağlantısızlar Hareketi kuruldu.
Bağlantısızlar Hareketi’nin sömürgecilik, kendi kaderini tayin etme, insan hakları ve kalkınma konuları ile birlikte üzerinde yoğunlaştığı temel konulardan biri de silahsızlanma olmuştu. O dönemde dünyadaki iki kutupluluk sorunları ve yeni nükleer silah endişesi ile Bağlantısız Devletler, uluslararası sistemdeki silah sorununu ele almayı gerekli görmüşlerdi. 1991’de Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, Bağlantısızlar Hareketi’nin Uluslararası alanda önemini kaybettiği düşünüldü. Amaçları ve ilkelerinin çoğu boşluğa düşmüş oldu.
İki kutuplu dünyada ABD ve SSCB hiçbir zaman doğrudan savaşmamış, hâkimiyet bölgelerini genişletmek için bölgesel vekâlet savaşlarına girişmişlerdir. İki kutuplu dünya düzeni yıkılana kadar bölgesel çatışmalar dışında genelde bir dünya savaşı yaşanmamıştır. Günümüzde, ham madde kaynakları ve dünya pazarlarının paylaşımı amacıyla her geçen gün şiddetlenen bir rekabet yaşandığı görülmektedir. Dolayısıyla ABD ve emperyalist devletler top yekûn Dünya savaşına gerek duymadan, bölgesel savaşlarla az gelişmiş veya gelişmekte olan devletlerdeki petrol ve nadir elementlerine ulaşabilmek için önce tehditle olmazsa savaşarak, zorla ihtiyaçlarını elde etme yoluna gitmektedir.
Tek kutuplu hale gelen yeni Dünya düzeninde ABD gerçek manada borç batağında olmasına rağmen ekonomik, teknolojik, siyasi ve askeri alandaki gücüyle dünyayı şekillendiren ve yöneten bir devlet halindedir. Artık diğer emperyalist devletlerin bile kabul ettiği gibi her zaman son sözü ABD söyler hale gelinmiştir. Tek kutuplu Dünya düzenine geçilirken emperyal devletlerin sloganı haline getirilen küreselleşme ile savaşlar artık gündemden çıkmıştır sözü hayalden öteye geçememiştir. Emperyalizmin özünde savaş vardır ve savaşlar artık olmaz denilen zamanlarda çıkmıştır. Savaş çıkan her yerde, her zaman ölüm ve acı kalmıştır.
Hayatı savaş meydanlarında geçmiş o büyük komutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ün savaş hakkındaki düşüncelerine hatırlamanın yeridir: ”Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”
28 Şubat sabahı Kan emici, katil ABD ve İsrail, İran a karşı başlattıkları saldırılarda daha ilk gün bombaladıkları okulda eğitim gören 165 öğrenciyi öldürdüler. Silahsız, masum, çocuk, melekti onlar. Melek! Bu katliama savaş denmez, cinayettir! Soy kırımdır. Bu emri verenler de katildir! Saldırılara gerekçe olarak anlatılan hikâye dere kenarındaki kuzuyu yemeği kafasına koyan kurdun hikâyesinden başka bir şey değildir.
Görüşmelerin devamı için heyetler gün tayin ederek toplantıya ara verdikten saatler sonra hemen, kalleşçe yapılan bu saldırılar nasıl bir hain tuzaktır böyle? Silah yokken arkadan vurulur mu? Saldırının ilk günü İngiltere, Fransa ve Almaya dan ses çıkmadı. Üçüncü günde saldırıyı desteklediklerini, bu savaşta ABD ve İsrail in yanında olacaklarını açıkladılar.
Medeniyet denen tek dişi kalmış canavarlar, gerçek yüzlerini daha fazla gizleyemediler işte.
Aklıma hemen haçlı seferleri geldi. Bilindiği gibi Haçlı seferleri; 1096 ile 1291 yılları arasında Hristiyanların, Müslümanlardan kutsal toprakları geri almak için Avrupa nın değişik milletlerinden topladıkları savaşçılarla düzenledikleri askeri seferlerdir. Eşkıya her zaman ve her yerde eşkıyadır. Asırlar geçse de huylarından vaz geçmezler. Hala silahsız masumları öldürerek Dünyaya hükümdar olmaya çalışıyorlar, masum insanları, kadınları, çocukları, hastaları ve yaşlıları öldürerek kanlarıyla besleniyorlar. Sonra da kendilerinin bile inanmadıkları yalanlara bütün dünyanın inanmasını bekliyorlar. Aşağılık katiller…
Onların tavırlarında bir değişiklik yok, bilinen, beklenen şeyler de, Müslümanın, ABD ve İsrail in yanında Müslümanla savaşması, ona füze atması, masum insanları öldürmesi nasıl açıklanır? Savaş dışında kalan Müslümanlar devletler sadece seyredecek mi? Daha fazla Müslüman ölmeden savaşı durdurmak için bir şeyler yapmak gerekmiyor mu?




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum