Reklamı Geç
MSM SANİYELİ
OPTİMED 2
Tekirdağ
12 Mart, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    44.11
  • EURO
    51.11
  • ALTIN
    7310
  • BIST
    13.2
  • BTC
    69443.802$

YOK; OLMUYOR, OLMAYACAK!

12 Mart 2026, Perşembe 13:13

Okurlar şahittir; 2023 Seçimlerinden bu yana yazılarımda defalarca tekrar ederek yaptığım Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ün “iç cephede birlik” çağrısını İran’dan nasıl geldiği henüz tam olarak tespit edilemeyen balistik füze sonrası aşağı yukarı tüm siyasi parti genel başkanları tekrar eder hale geldi. Tamam, doğru da; iç cephede birliği sağlamak nasıl olacak? Birliği kim sağlayacak?

     Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmeden önce, ülke bir krizle karşılaştığında; tarafsız Cumhurbaşkanı TBMM de grubu bulunan tüm siyasi parti liderlerini yuvarlak masa etrafında bir araya getirerek yaşanan sorun hakkında görüş ve düşüncelerini dinler, krize ortak çözüm aranırdı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra böyle toplantıları görmez olduk. Neden yapılmadığı konusunda siyasilerin görüşlerini bilemiyoruz. Ancak ülkemizde bu güne kadar böyle toplantılarla kolay aşılabilecek sorunlar yaşandığını biliyoruz. Vatanımıza düşen Balistik Füzeler konusunda iç cephede birlik çağrısı yapmadan önce mecliste grubu bulunan parti liderleriyle toplantı yapılması doğru olmaz mıydı? Bunun yerine TBMM de Savunma ve Dışişleri Bakanlarının kapalı toplantıda vekillere Halka on yıl süreyle açıklanması yasak olan bilgi vermeleri yeterli oldu mu?

     TBMM de grubu bulunan siyasi parti liderlerini bir masa etrafında toplayarak görüş ve düşünce alma toplantısını Cumhurbaşkanlığı düzenlemiyorsa, muhalefet partilerinin düzenlemesi olmayacağı için, kurtuluş savaşımızı yöneten gazi meclisimizin (TBMM) başkanı neden düzenlemiyor acaba? İç cephede birlik çağrısı yapan liderler samimiyseler, bunun için bir an önce mecliste grubu bulunan siyasi partiler liderlerinin katılacağı bir toplantı gerçekleştirmelidir. Toplantı sonrası yapılacak ortak basın toplantısında Halka iç cephede birliğin sağlanması için çağrı yapılması samimi ve etkili olacaktır.

      Ben siyasilerin yaptığı iç cephede birlik çağrılarını samimi bulmuyorum. Çünkü birlik çağrısı yapan siyasi aynı konuşma içinde birkaç cümle sonra kendi tabanını konsolide etmek için karşı mahalleye, doğru- yanlış bir sürü suçlama yapıyor. Sonra da iç cephede birlik bekliyor, olur mu, olabilir mi? Halk ta sokak röportajlarında; “ülkenin sorunlarını hangi parti çözer” sorusuna en yüksek oranda “hiç biri” cevabını veriyor. Bu sonucu bütün siyasiler bilmesine rağmen söylemlerinde değişiklik olmuyor. Bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Kutuplaştırmayı geçtim, kavgaya bütün hızlarıyla devam ediyorlar. Ne için? Seçmenden oy almak için. Oy almak için yapılan kutuplaştırma, temizlenmesi çok zor olan zehirli bir ortam oluşturuyor. Yapılan iç cephede birlik çağrıları da bu ortamda Halk ta karşılık bulmuyor. Gözü kararmış siyasiler görmüyor ama bu gerçek bir beka sorunudur. Daha çok geç kalmadan gerçeği görmelerini diliyorum. Kutuplaşmanın doğal sonucu yapılan çağrılar Halkta karşılık görmediği için iç cephede birlik olmuyor. Kutuplaşma devam ederse iç cephede birlik olmayacak.

    ABD ve İsrail in İran’a saldırması sonucu etrafımızı saran ateş çemberinden sınırlarımıza kıvılcım olarak gördüğüm iki balistik füze düştü. Yetkililer gereken yerlere sözlü olarak cevap verdi. Herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadığı açıklandı. İran, İncirlik üssünü hedef almış olabileceği gibi, ABD ve İsrail’in Türkiye’nin İran a karadan bir cephe açmasını sağlamak amacıyla provokasyon girişimi de olabilir. İki balistik füzeyi de NATO’da görevli İspanya askerleri tespit etti. Yine NATO’nun Doğu Akdeniz’de görev yapan ABD gemilerinden atılan füze ile düşürüldüğü açıklandı. Benzer bir balistik füze saldırısına önlem olarak NATO Malatya ya ABD’nin “Patriot” hava savunma sistemini yerleştirdi.

     Savunma sanayine yapılan bunca yatırıma rağmen demek ki Balistik füzelere karşı hala savunmasız haldeyiz. Çok üzüldüğümü belirtmek zorundayım. Halbuki 2025 yılı içinde yapılan savunma sistemleri fuarlarının birinde yapılan konuşmalarda başka ülkelerin yaptığı demir kubbe savunma sistemine benzer kendi hava savunma sistemimiz olan “çelik kubbeyi” yapacağımız vaadinde bulunulmuştu. Uzaya roket gönderme çalışmalarının devam ettiğine dair de bilgi verilmişti. Milli kuruluşumuz olan Roketsan; Sungur, Hisar gibi alçak ve orta irtifa savunma sistemleri ürettiğini biliyoruz. Ancak balistik füzelere karşı savunma sistemleri henüz tamamlanmamış, yapımının acil hızlandırılması gerekiyor.

    Anlayamadığım bir konuda Rusya dan milyar dolarlar ödeyerek satın aldığımız S-400 hava savunma sistemi neden aktif hale getirilmiyor ve kullanmıyoruz. Vatanımıza balistik füzeler düşerken kullanamazsak o sisteme neden milyar dolarlar ödendi. Üstelik o sistemi aldığımız için F-35 projesinden çıkarıldığımız gibi parasını ödediğimiz uçakları da alamadık. Bu nasıl bir ticarettir böyle. Sözleşme yok mu? Uluslararası bir tahkimi falan yok mu? Kazanacağımız bir dava olarak görüyorum.

   NATO ya karşı olduğumu okurlar biliyor, yazılarımda da dile getirdim. Bizim NATO ya katkımıza karşılık üyelerden bazılarının terörle mücadelede pkk ya lojistik ve eğitim desteği verdikleri için “böyle ortaklık olmaz olsun” düşüncesiyle karşı çıktım. Hala da karşıyım. İki füze düşürdüler diye görüşümden vaz geçecek değilim. Başta Kore Savaşı olmak üzere ABD ve NATO için verdiğimiz şehit ve gazilerimiz iki füze düşürdüler diye unutulur mu hiç?

    Siyasetin bu uzlaşmaz tutumu varken iç cephede birliğin çok zor sağlanacağını tahmin ediyorum. Biz iç cephede birlik sağlayamazken: İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi anlaşarak Türkiye’ye karşı haçlı birliği gibi savunma işbirliği anlaşması imzaladı bile. ABD, İsrail- İran savaşı çok ortaklı savunma işbirliklerinden çok bölgesel savunma işbirlikleri ve anlaşmalarına ihtiyaç olduğunu göstermiştir.

   Örnek olarak GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ün 2 Ekim 1935'te Cenevre 'de Türkiye, İran ve Irak arasında parafe edilen, daha sonraları Afganistan da katıldığı SADABAD paktı gösterilebilir. İsmet İnönü döneminde de  28 Şubat 1953'te Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanmış olan BALKAN PAKTI, bölgedeki ülkelerin güvenlik arayışlarının bir ürünü olarak gerçekleşmiş bir dostluk ve işbirliği antlaşmasına yine örnektir. Benzeri bölgesel antlaşmaları canlandırmayı bir kez daha düşünürsek bir kaybımız olmaz, belki de” YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ İLKESİYLE” yine Dünya’ya örnek bir şeyler gerçekleştirebiliriz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum