ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 19 Mart 2019, Salı 15:14
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

1 NİSAN 2019 PAZARTESİ

İsterseniz hikayemize 31 Mart 2019 Pazar gününden başlayalım.

Takvim yaprakları 31 Mart 2019 Pazar gününü, saatler saat 09.00’u gösterdiğinde tüm Türkiye’de olduğu gibi Çerkezköy’de seçmenler hoplaya zıplaya oy kullanmaya gidecek. Her yer bayram havası gibidir; çünkü bir heyecan var, ‘kim kazanacak acaba?’ düşüncesi var.

Demokrasinin en güzel yanı bu olsa gerek; herkes seçilmesini istediği, kendisini yönetmesini istediği kişiye oy veriyor.

Oylar kullanıldıktan sonra sayın sevgili seçmenlerimiz hava da güzelse kendisini dışarıya salacak. Belki pikniğe, belki bir kahve içmeye gidecek. Bir bakacak ki ortalık çok sessiz. “Çok şükür şu seçim şarkılarının sesi kesilmiş” diyecek. “Ulan meğer ne büyük bir çile çekiyormuşuz” diyecek.

Harbiden hani bu seçim sessiz geçecekti!

Hem görüntü hem de gürültü kirliliğinin alası var. İnsanlar İvan Pavlov’un birer deneği gibi, sürekli deneniyor, sınanıyor, çalan zile koşması isteniyor…

Neyse biz hikayemize dönelim…

Akşam saatlerine doğru herkesin kafasındaki soru işareti büyüyecek. Acaba kim? “Kafamız şişti şişeceği kadar, bari desteklediğimiz aday çıksa” şeklinde düşünülecek.

Bitmeyen, akmayan zaman yoktur. Sonuç olarak sandıklar açılmaya başlayacak. İnsanlar televizyon başında veya internetten son gelişmeleri, dakika dakika sayılan oyların sonuçlarını alacak. Vakit ilerledikçe ya adaylar arasında fark açılacak ya da birbirine çok yakın bir şekilde ilerleyecek.

Yine elbet bu sayımın da sonu gelecek ve kazanan belli olacak.

Kazanan belli olduktan sonra kazanan adayın destekçileri ve aslında onun destekçisi olduğunu göstermek isteyen kişiler de meydana inecek. Hülooouuuğğğ. “En büyük başkan bizim başkan” falan, Başkan gelecek konuşacak.

Ve herkes evine dağılacak.

Sonra?

Sonrası aynı. Belki birkaç gün belki hafta “Biz asıl nasıl kazandık”-“Biz asıl neden kaybettik” tartışmaları, muhasebesi olacak.

Kaybedenler, biraz mahzun ama elden de bir şey gelemeyişinden dolayı işine-gücüne-evine-haline bakacak.

Kazananlar da zafer sarhoşluğundan çıktıktan sonra kendine gelecek. Bir işi olduğunu, evi olduğunu hatırlayacak.

İşi kötüye gidenlere başkan bir çözüm bulmayacak. (Tabii rant yoksa) Başkan niye bulsun ki? Herkes kendinden mesul değil mi?

En son ne zaman kırmızı et yediğini hatırlamayan çocuklarına makarna dayayan babanın derdine seçilen başkan hiçbir şey yapamayacak.

Takvimler 1 Nisan 2019 Pazartesi gününü gösterdiğinde bunca gereksiz tartışmaların, yorumların, zaman kaybının boş olduğunu herkes anlayacak.

Seçilen ve seçilmeyen adaylar kazanmanın ve kaybetmenin etkisinden çıkacak ve işine gücüne bakacak. Ama çalan zile koşan biz seçenlerin yani yönetilenlerin derdi yine boş-kısır tartışmalar olmaya devam edecek.

Asıl kaybeden bile kaybettiğini unuturken, kazanan kim olursa olsun hiçbir zaman kaybetmemesi gerekli olan seçmen, ‘kaybediş-yenilme’ ruh haline bürünerek ve bu ruh halinden çıkamayarak unutamaz hale gelecek. Çünkü denek olmak bunu gerektiriyor.

Velhasıl, benim varmak istediğim sonuç şu:

Türkiye’de ortada bir ekonomik sıkıntı var.

Her bir fikrin, her bir düşüncenin dünyayı değiştirdiği bu çağda insanlarımız sabah akşam yerel düşünüp, yerel oturup yerel kalkıyor; ufuklar daraldıkça daralıyor.

Keşke çok bilgili bir toplum olsaydık ve belediye başkan adaylarına ‘Meritokratik’ şartı getirilseydi; işte o zaman üstüne düşünmeye ve tartışmaya değer bir şey olurdu.

Yozgat’ın Boğazlıyan İlçesinin Belediye Başkan Adaylarına başarılar diliyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık