ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 06 Mayıs 2019, Pazartesi 17:10
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

EŞEĞİN SİDİĞİNE KONAN SİNEK

Bir yanımız serinlik, bir yanımız kavurucu sıcaklar.

Nereye gideceğimiz belli ama nereye gittiğimiz belli değil.

İnsanlar mutsuz ama mutlu.

Para yok ama para çok.

Komik değil ama kahkaha atılıyor.

Güçlü değil ama güçlü görünüyor.

Yüzü gülüyor ama içi ağlıyor.

***

Kimin kime kimden kimi sakladığı, hayat merhalesinin ıssızlaştığı; aslına kalabalığın içinde yaz mevsiminin sonunda çorak arazinin ortasında kalmış bir arıcı kulübesi gibi işin sonuna gelmiş, yorulmuş, bir an önce bitmesini ister bir vaziyette ama bitmeyeceğini bilen bir halde; kafayı yemiş bir arı gibi bir oraya bir buraya saldırırken bulur kendini.

Hemen yanı dibinde yani binlerce kilometre uzaklıkta bir şehrin tam ortasındaki bir mahallenin caddesinin sokağında eskiye çalan bir apartmanın bir dairesinde otururken bir kaşık ve bir çatalla kafayı yemekle meşgul bir insandı aslında.

İyi bir insandı; ama çok yalan söylüyordu. Yalan söylediği arının vızıltısından belli oluyordu.

İyi bir insan yalan söylemez hâlbuki. Ne kadar da saf insanlarız.  

***

Sonra herkes sustu. Bir tek o konuşacaktı.

Bütün insanlık onu dinliyordu. Şimdi söyleyeceği sözler, dünyanın yönünü değiştirebilirdi.

Çıt yok; bir iki yerde kuş seslerinden hariç…

Ve tam konuşacakken; Niyetliyim hiç konuşasım yok dedi.   

Ve yönü değişecek olan dünyanın yönü yine değişmedi.

***

İnsan ne için yaşar?

İnsan ne için doğar?

İnsanlar niçin insan yapar?

***

Zamana, olaylara ve kişilere göre hareket etmek; ona göre susmak ve ona göre konuşmak iyi bir şey değil.

***

Sonra Mevlana’nı Mesnevi’sindeki eşeğin sidiğinde yüzen sinek aklıma gelir.

“ Bir sineğin, yanlış bir zanla kendini güzel görmesi ve kararsızlığını tevili” adlı hikaye tam olarak şöyle:

“Senin halin heveslerine tabi, kendini bir şey zanneden o sineğe benzer.

O, şarap içmeksizin coşup sarhoş olmuş; varlığının zerresini güneş sanmıştı.

Doğan kuşlarının vasfını işitip, “Şüphesiz ben de zamanın Ankasıydım” demişti.

O sinek, eşek sidiğindeki saman çöpünde bir gemici gibi hevesle başını kaldırmış:

“Gemiyi ve denizi ben nice zamandır düşünür dururdum.”

“İşte, gemi, işte derya, işte ben de bir gemici olup dümen tutmadayım.” dedi.

Salını derya üzerine salmıştı. Ve o derya gözüne hudutsuz görünüyordu.

Ona göre sidik, hudutsuz ve derin bir deniz oldu. Onun alemi, gözünün gördüğü kadardı.

Öyle gözün denizi de bu kadar olur.

Batıl tevilci sinek gibidir. Eşek sidiği ve saman çöpü tasavvuru onun vehminden ibarettir.

Sinek, tevili terk edebilse, tahili onu, Hüma ile beraber uçurur, onun gibi kutlu kılardı.

Bu ibret sözü sinekte olmaz. Onun ruhu, surete layıktır zannetme.”

***

Sizde eşeğin sidiğine konmuş bir sinek misiniz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık