ERZURUM CAĞ KEBAB
ÖZCAN KARDEŞLER
  • 22 Nisan 2019, Pazartesi 18:56
FıratYAKUT

Fırat YAKUT

NEFRET VE SONUÇLARI

Bunca olayın, bunca karmaşanın içinde bir şeyler üretmeye çalışmak, güzel şeylerden bahsetmek; fillerin tepiştiği alanda bir çiçeğin, bir bitkinin, bir otun kafasını dışarıya çıkarması gibidir.

Her halükarda fillerin tepiştiği alan, toz toprak içinde olacak.

***

Türkiye’nin siyaseti ve siyaset anlayışı da fillerin tepişmesi gibidir. Tepiştikçe tepiştikleri alanı kurutmaya devam ediyorlar.

Her halde şu siyasi ağızlar; bir gün, sadece bir gün hiçbir şey yapmasınlar, sussunlar, konuşmasınlar, herhangi bir israflı program icat edip görünmesinler; bakın o zaman o gün nasıl güzel olacak. İnsanların sinirleri gevşeyecek; çünkü her gün sinirler gerildikçe geriliyor…

***

Babanın evladıyla siyasetten dolayı konuşmadığı günler, bu günler.

Bir tarafın diğer tarafı düşman gördüğü, yobaz gördüğü, din düşmanı gördüğü günler.

Sosyal medyada açık veya üstü kapalı bir şekilde şiddetin, nefretin ayyuka çıktığı günler bu günler.

Her tarafın minareye kılıf uydurmaya başardığı günler, bu günler.

***

Bir tarafın bir tarafı cahil sürüsü; diğer tarafın bir tarafı vatan haini, din düşmanı ilan ettiği günlerden geçiyoruz.

Aslında kimsenin, var olduğunu bilmediği veya bildiği sorunlar karşısında bir çözüm önerisi yok. O kesim, bu kesim fark etmeksizin; herkes üste çıkma derdinde. Herkesin dilinde bir “ama” sözcüğü…

Ama işte onlar böyle yaptı.

Ama işte bunlar böyle yapacak.

Ama işte bunlar böyle yapıyorsa kim bilir sonra ne yapacak.

Ama işte bundan dolayı haklı.

Ama işte hep bunların yüzünden böyle.

Ama… Ama… Ama…

***

İşin “aması”; hep karşı tarafın suçlu olması… Siyasilerin aması; medyanın aması, aydınların aması, esnafın aması, belki de en çok ihtiyacımız olan üretime değil de bankaya-faize-dövize parasını yatıranların aması, asgari ücretle evini geçindirmeye çalışanların aması, bir çocuğun aması, çok güzel hayalleri olan ama fillerin tepişmesini görüp köşesine çekilen gençlerin aması… Ama… Ama… Ama…

***

Kim suçlu, kim suçsuz?

Kim ben veya biz suçsuzuz diyorsa; o suçludur. Çünkü herkes suçlu. 

***

Blacak Mirror (Kara Ayna) adlı yabancı dizinin 3. sezonunda  ‘Hated in the Nation’ adlı bir bölümü var. Yani “Ulustaki Nefret” anlamı taşıyor. Dizinin bu bölümünde tam olarak günümüzde toplumda oluşan nefreti ve sonuçlarını çok iyi bir şekilde gösteriyor.

“Bir ölüm ile başlıyor bölüm. İnternet yazarlarından bir kadın, belli ki dikkat çekmek adına toplumun hassasiyetine dokunan bir yazı yazıyor. Ertesi gün ise ölüyor. Bu olayı araştıran Karin Parke asıl karakterimiz. Uzun zamandır dedektif olan Karin deneyimi sayesinde bazı şeyleri kabullenen bazı şeyleri ise önemsemeyen yapısı hemen dikkat çekiyor. Yeni yardımcısı Blue ile birlikte olay yerini inceleyen Karin deneyimlerine dayanarak vakaya şekil veriyor ama Blue bu kadarı ile yetinmiyor.

Araştırmaya başlıyor ama gazeteciyi taciz etmek için hazırlanmış pasta dışında ellerinde bir ipucu olmadığı için sıkışıp kalıyor. Pastayı gönderen kadın ise gazeteciden sadece nefret ettiğini, internetteki #DeathTo hastagiyle attığı birkaç tweet dışında ölümle bile tehdit etmediğini söylüyor.

Başlangıçta internetin ve bu hastagin önemini anlamıyoruz tabii. Fakat Blue önceden siber suçlarda çalışmış bir polismiş, o yüzden olayın internet/sosyal medya kanalını sürekli açık tutuyor ve oradan yol alarak ilerlemek istiyor. Çünkü Karin kendini bu alana kapatmış ve biraz deneyimlerinden biraz da bıkkınlıktan olayı daha basit düşünüyor.

Bu sırada ülkede pek sevilmeyen bir şarkıcı da garip bir şekilde ölünce işin rengi ortaya çıkıyor. Biz izleyiciler olarak ise “oha” demekten başka bir şey yapamıyoruz elbette.

Hükumetin desteklediği arı projesi bölüm içinde ara ara söylenen bir şeydi. Nesilleri tükenmiş olan arılar yerine doğal sirkülasyonu devam ettirecek robot arılar üretilmiş ve normal arıların yapması gereken her şeyi yapıyor. Fakat tek bir farkla, robotlar yönlendirilebilir olduğunda birer ölüm makinesi haline gelebiliyor.

Cinayetleri arılar vasıtasıyla işlendiğini fark ettikten sonra üretici firmaya giden ikilimize CIA’den de bir kişi dahil oluyor. Böylece olayın ciddiyeti de bir tık artıyor. Üretici firmaya gidildiğinde ise daha kötü bir şey oluyor, tüm kovanların kontrolü kaybediliyor. Böylece resmen hacklanmiş oluyorlar.

Şimdi hastag olayına geri dönelim, zira sosyal medyada bu hastagi kullanarak ölmesini istenilen kişilerin yazılması devam ediyor. Blue sayesinde ise en çok ismi yazılanın öldüğünü anlıyoruz. Sosyal medyayı etkiden çok direk sonuç ile alakalı kılan bu olayı çözmek için artık dedektiflerimizin gücü sınırlı kalıyor. Çünkü öleceğini düşündükleri bir kişiyi -en çok hastagi almış- kurtarmaya çalışırken madalyonun diğer yüzünü de öğreniyorlar.

Yüz tanıma özelliği olan robotların devlet desteğinin alabilmesindeki en büyük etken, devletin istediği zaman kimsenin bilsigi olmadan istediği takibi yapabilecek olması gerçeğini öğreniyoruz. Biz kişisel özgürlükler, devletin yaptırımı gibi konuları düşünürken diğer yandan olayın bir üst basamağa çıktığını görüyoruz. Çünkü artık en çok nefret hastagını alan bir vali. Vali’nin olayın sonuçlarıyla karşılaşmamak için aldığını zannettiği akıl dışı önlem teklifleri eminim hepimiz için tanıdık gelecektir. Devlet-vatandaş ilişkilerinin suistimali üzerine düşünürken Blue bir şey fark ediyor ve olayın amacını çözüyoruz.

Arkasında bir manifesto bırakan katil -bu sıfat ne kadar doğru emin değilim çünkü kimin öleceğine o karar vermiyor- amacını burada dolaylı yoldan anlatıyor ama hemen anlayamıyoruz. Çünkü Karin’ın da dediği gibi evet devlet bizi gözetliyor, evet devlet kaynaklarımızı ülkeyi korumak adına ahlaki olmayan yollara harcayabiliyor yeni bir şey değil bu. Fakat insan etkinin yeni olduğunu, manifestonun “sonuçlar” ile ilgili kısımdan anlıyoruz.

 

Ölümü isteyenlere kendi ölümleriyle karşılık verileceğini son ana kadar hiç bir şekilde fark edemiyoruz. Çünkü bunun sonuçları devasa boyutta olacak, kimse bunu düşünmek istemez. Ne var ki olay tıpkı manifestoda yazılanlar gibi oluyor, #DeathTo hastagini kullanan herkes yani birinin ölmesini isteyen herkes isteğinin bedeliyle karşılaşıyor ve ölüyor. İnanması güç, sindirmesi zor olan bu durum ise izleyiciye değer yargıları konusunda önemli şeyler söylüyor.” (Birdizihaber, Hafize Mutlu)

***

Black Mırror dizisinin bu bölümünü herkesin izlemesini tavsiye ederim. Çünkü ancak o zaman ne anlatmak istediğimi anlayacaksınız…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık