HA-VET!
19 Ağustos 2026, Çarşamba 19:5910 Ağustos 2026 günü “Çerçeve Yasa” adıyla anılan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclis’ten geçti. Meclisteki oylamadan sonra en çok eleştiriyi YENİ Parti ve genel başkanı Özgür ÖZEL aldı. İki tercih arasına sıkışan Ö.ÖZEL için zor bir karardı. Böyle durumlarda herkesi memnun edecek bir karar almak zor olur. Üstelik on sekiz ayı geçen bir süredir iktidar ittifakının baskısının dozu her geçen gün çeşitlenip artarken daha da zor olur. Oylamada YENİ. PARTİ yönetimi (evet) derken, YENİ P. vekilleri (hayır) oyu verdi. Grup kararı alınmadı, Ö.ÖZEL yaptığı konuşmada “her arkadaşımız temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti ve endişelerini dikkate alarak hareket etsinler. Onları milletin vekili olma sorumluluğu ile baş başa bırakıyorum” dedi. Karardan memnun olmayan kesimler YENİ Parti nin kararını “Ha-Vet” olarak değerlendirdi.
Bende YENİ Partinin yöneticilerinin “evet” demesini eleştiriyorum. Kanunun büyük bir gizlilikle hazırlanması ve aceleyle gündeme getirilerek oylatılmasını, özellikle “Sevr” in imzalandığı güne denk getirilmesini protesto etmek amacıyla çekimser kalınmasını bekledim. Eleştiriler devam edince YENİ Parti kurmayları geçen hafta sonu şu değerlendirmeyi yaptı: “Kırmızıçizgilerimiz nettir. Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar asla pazarlık konusu yapılamaz.” Kanun kabul edildiği gün bu konunun lideri Bahçeli, “Artık kaybedecek bir vaktimiz yoktur” derken, Meclis Başkanı Kurtulmuş, “Yeni anayasa için siyasi iklim oluştu” dedi.
Eski PKK yönetim kadroları ve DEM yetkilileri daha ilk günden bu başlangıç diye konuşmaya başladı. A.Ö, “Bin yıllık bir projenin ilk adımındayız” diyor. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu yasa için“Kürt sorununu çözen bir yasa değil ancak başlangıç” diyor. DEM yetkilileri ise “100 yıldır halkımız engellendi” diyerek Sevr ve Lozan a gönderme yapıyorlar. Ulus devlet yerine Osmanlı sistemine dönelim diyorlar. Açıkça Lozan ve ulus devletle sorunları olduğunu belirtiyorlar. DEM yetkilileri anadilde eğitim, gerçek tanımı yapılmamış “eşit yurttaşlık” kavramı üzerinde duruyor. Duruma göre bundan sonra umut hakkı, genel af, federasyon, anadilde eğitim gibi aşamaların gelmesi ihtimaldir.
Emperyalist devletlerin bunları desteklediğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bir kere bu ayrılıkçı hareketler kesinlikle dışarıdan besleniyor. Orta doğunun çok önemli bir petrol bölgesi olduğunu herkes biliyor. Emperyalizm bu bölgede hâkimiyetini sürdürmek istiyor, Türkiye yi menfaatleri önünde bir tehdit olarak görüyorlar. Onun için sözde dost bildiğimiz devletler bile pkkya her türlü desteği vererek kırk yılı aşan bir süredir vekâlet savaşı yaptırarak terörle uğraştırdılar. Türkiye’yi bölmeye çalıştılar, çalışıyorlar. İnanılmaz boyutlara ulaşan maddi ve manevi kayıplarımız oldu. Sevr anlaşması Kurtuluş savaşı sonrası çöpe atılınca, bazıları kursaklarında kalan heveslerinin intikamını böyle almaya çalıştılar. Bazı sözde müttefiklerin hala Türkiye bizim kontrolümüzden denetimimizden çıkmasın, Türkiye’yi biz dilediğimiz gibi kullanabilelim, kendi başına hareket edemesin diye, baskı altına, bölünme tehdidi altına alma çalışmalarına devam ettikleri gözlenmektedir.
Yaşanan süreç: Ekim 24 te önceki cezası idamdan ağırlaştırılmış müebbet e çevrilen bebek katili bölücü terörist elebaşı A. Ö asılması için elinde urganla meydanlarda şov yapan Devlet BAHÇELİ nin "Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, 'umut hakkı' nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. Hodri meydan, buna varız; vatan, millet, devlet, bayrak, ortak gelecek ve tam bağımsızlık için bunu dahi sineye çekmeye sonuna kadar hazırız" demesiyle başladı. O gün bu gün D.B. bu dönüşü neden yaptığını anlayan, anlatan olmadı. 2002 yılında A.Ö idam edilmesi için koalisyon hükümetini bozmayı düşünen kişi ne oldu, nasıl oldu da bebek katili için U dönüşü yaparak umut hakkı istiyor? Şeffaflık gereği, Halkın gerçeği bilmesi, öğrenmesi gerekmez mi? Gizlenecek ne var?
Rahmetli ECEVİT in Kürt sorununa bakışını her zaman referans göstermişimdir. Kendisi 'Türk- Kürt' ayrımını kabul etmemiş, 'Ben yüreğimi ikiye bölemem' demiştir. Gazetecilerle yaptığı bir söyleşide söyledikleriyle aslında silahlar sustuktan sonra yapılması gerekenleri de anlatmış gibidir: “Güneydoğu’nun dışında Kürt sorunu diye bir şey yok! Çünkü aramızda ayrı gayrı yok. Asırlar boyunca birbirine kız alıp vermişler. Kürt kökenli vatandaşlar general olmuş, başbakan olmuş, cumhurbaşkanı olmuş. Güneydoğu Anadolu da tarihten gelme nedenlerle oluşan feodal yapı sorunu vardır. Bu bir çeşit Derebeylik demektir. Ağalar, bir takım aşiret reisleri, büyük çoğunluğu halkı kulları gibi görmeye, sömürüye alışmışlar. Kürt kökenlisini de Türk kökenlisini de Süryani Arap kökenlisini de sömürmeye devam ede gelmektedirler. Asıl sorun tam da buradadır, bu düzen mutlaka değişmelidir.”
Ülkemizde terör örgütünün lav edilmesini, silahtan arınmasını istemeyen kimse olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçekçi olmak lazım kırk yıldır on birlerce şehit verilerek sürdürülen mücadele öyle iki-üç kişinin masa başında anlaşması sonucu bölücü terörist elebaşına umut hakkı verilmesiyle sonlanması zordur. Çünkü şehitlerimiz; Emperyalist devletler gibi başka bir ülkeye saldırırken canlarını kaybetmediler. Kurtuluş savaşı sonunda Lozan da yedi düvelin onayladığı sınırları değiştirmek amacıyla saldıran bölücü teröristlerin kurşunlarına göğüslerini siper ederek vatanı korumak için gözlerini kırpmadan şehit oldular. Vatan sınırlarımızı koruyan güvenlik güçlerimizi şehit edenlere af çıkarılacaksa öncelikle bunun unutulmaması gerekir.
Barış isteyen samimi çalışmalar değerlidir, inkâr edilemez. Bunun için silahların yok edilmesi önemli bir adımdır. Kırk yıldır ölüm kusan silahların açtığı yaralar masa başında sarılmış gibi görülebilir, yeterli değildir. Yaraları sarmayı aceleye getirmek yerine, toplumlara zaman tanıyarak barışı güçlendirmek gerekir. Kalıcı bir barış için samimi ve şeffaf olunursa başka ülkelerin ara buluculuğuna da gerek kalmaz, biz kendi sorunumuzu kendimiz çözeriz. Dost gözüken emperyalistler gölge etmesin başka ihsan istemez. Aslında sorunu yaratan, bu günlere kadar besleyen, terör örgütüne silah, cephane, eğitim, para, lojistik destek veren ABD, AB, ve NATO daki sözde dostlarımız; kan emici emperyalistler devletler ile Fırat ve Dicle nehirlerinin suyuna kavuşmayı hayal eden soykırımcı İsrail dir. NOKTA!...
Yazımı Bülent ECEVİT in “YARIN” şiiri ile bitiriyorum.
Bir şeyler olacak yarın
Duruşundan belli kırdaki atların
Bulutların koşuşundan belli
Kazısından köstebeklerin
Karıncaların telaşından belli
Bir şeyler olacak yarın
Belki bir tomurcuk
Belki bir ağacın düsen yaprağı
Belki de bir çocuk
Pek o kadar göremesek de uzağı
Kuşların uçuşundan belli bir şeyler olacak yarın
Öbür günden önemsiz, bugünden önemli


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum