CUMHURİYET
27 Ekim 2026, Salı 15:50“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK -1926“
Cumhuriyetimizin ilanının 103. Yılını kutladığımız günlerde; yazıma dünyanın kabul ettiği eşsiz önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ün veciz sözleriyle başlamak istedim. ATATÜRK mesajıyla en büyük dileğini tekrarladığı gibi aynı zamanda milletimize TÜRKİYE CUMHURİYETİ nin geleceği ile ilgili vasiyette de bulunmuştur. ATATÜRK ün vasiyetini yerine getirme konusunda ne yapıp yapmadığımızın muhasebesini milletin her bir ferdinin vicdanına bırakırken Cumhuriyetin ilan edilmesiyle ilgili okuduklarımdan aklımda kalan bilgilerin bazılarını okurlarla paylaşmak istiyorum.
2 Ekim 1923 tarihinde işgal devletleri İstanbul da kalan son askerlerini de çekmiş ve 6 Ekim 1923 te Türk ordusu büyük gösteriler arasında İstanbul a girmiştir. Ülke artık tümüyle düşman işgalinden kurtarılmıştır. O günlerde Mecliste tartışılan sorun devletin niteliğidir. Yönetim biçimi uygulamada Cumhuriyete yöneliktir. Fakat Mecliste hâlâ saltanatın kaldırılmasına karşın Halifeyi devlet başkanı olarak görmek isteyen, devlet başkanının görevlerini İstanbul’daki Halifeye vermek isteyen kişiler vardır. Tartışmalar kişilerin amaçlarına göre bazen yarı açık, bazen açıkça sürdürülmekte, Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları basını, kamuoyunu cumhuriyet ilkesine hazırlamaya çalışırken, karşıtlarda bazı İstanbul basını ile görüşlerini yaymaya koyulmuşlardır. Bu tartışmalar arasında 27 Ekim 1923 te Ali Fethi OKYAR başkanlığındaki Meclis hükümeti istifa etmiş, böylece kabine bunalımı doğmuştur. Sorunun çözümü için parti grubunda hükümet listesi üzerinde anlaşmaya varılamamıştır.
Sorunun çözümü için artık bir an evvel milletvekillerinin hükümete üye seçme yönteminden, kabine sistemine geçilme kararı üzerinde uzlaşı sağlanmıştır. Devlet başkanınca başbakan atanması, başbakanın atayacağı bakanlar kurulunun devlet başkanınca onaylandıktan sonra Mecliste güven oylamasına sunulması kararı uygun görülmüştür. Bunun yolu da bir an önce Cumhuriyeti ilan etmek ve cumhurbaşkanı seçmekten geçmektedir. Parti grubunda hükümetle ilgili tartışmalardan sonuç alınamayınca Mustafa Kemal ATATÜRK yakın arkadaşlarını toplamış, düşüncesini açıklamış. Parti grubunun sorunun çözümünde kendini yetkili kıldığını, sorunun ancak Cumhuriyet ilan edilmesi, anayasada gerekli değişiklik yapılarak çözülebileceğini bildirmiştir. 28 Ekim i 29 a bağlayan gece İsmet İNÖNÜ ile kısa fakat özlü bir taslak hazırlamıştır.
Taslak şöyledir:- Türkiye Devletinin hükümet biçimi Cumhuriyettir. -Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. –Türkiye Devleti yönetim birimlerini Bakanlar Kurulu aracılığı ile yönetir. Mustafa Kemal ATATÜRK bu taslak ile arkadaşlarına “yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” demiş ve ertesi gün konuyu parti grubuna getirmiştir. Konu parti grubunda tartışılmış, grup anayasa değişikliğini benimsemiş ve aynı gün 29 Ekim 1923 saat 20:30 da Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni devletin adını koymuş, Anayasa değişikliğini kabul etmiş, Mustafa Kemal ATATÜRK ü Cumhurbaşkanı seçmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile hilafetin bir an önce kaldırılmasının gerekli olduğu daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü saltanatçı, hilafetçi kişiler Meclis içinde, Meclis dışında Halife Abdülmecit i yeniden güçlendirmek onun; ulusun, devletin gerçek başkanı olduğunu kafalara yerleştirmek, Cumhurbaşkanının yanında ikinci bir kişilik yaratmak, gelişmeler sonucu gelecekte yeni bir girişimde bulunmak için olanca güçleriyle kara propaganda yaptıkları görülmüştür.
Halife kendini öne çıkartmak için yeniden törenler düzenleme gibi tamamen israf olan harcamalar için kendisine verilen ödeneğin arttırılmasını istemiş, meclisin, yasaların öngördüğü sınırların dışına taşmaya başlamıştır. Tutucu kesim bundan yararlanmak, devrimi yolundan saptırmak hevesine kapılmıştır. Cumhuriyet’e, Cumhuriyetle başlayan gelişime karşıt düşünceleri yaymaya, güçlendirmeye koyulmuştur. Halbuki kurtuluş mücadelesi başlarken Sultan Vahdettin bir Hatt-ı Hümayun’u ve hükümet bildirisiyle birlikte Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzası taşıyan Fetva, Kuvayi milliye hareketini isyan olarak değerlendiriyor, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını asi olarak nitelendiriyordu. Damat Ferit te bu fetva ile birlikte bir bildiri yayınlayarak, bazı kişilerin kişisel çıkarları nedeniyle “Ulusal örgüt” adı altında oluşturdukları kargaşalık girişiminin, devletin siyasal durumunu bozduğunu, büyük devletlerin bize karşı hoşgörüsünün azalmasına yol açtığını, bu başkaldırma girişiminde bulunanların idam edileceği özellikle vurgulanıyordu.
Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde, komutasında yokluklar içinde verilen ve işgalci düşmanları kovduğumuz kurtuluş mücadelesi tüm dünya ülkelerinin kabul ettiği gibi tam bir mucizedir. Bu mucize gerçekleştirilirken cephedeki düşmanlar kadar içimizdeki hainlerle de uğraştığımız unutulmasın. Emperyalist düşman, Türkleri Anadolu dan atmak için başlattığı savaşta kesin bir yenilgi aldı, amacına ulaşmadı. Ancak unutulmasın ki torunları o yenilginin intikamını almak için her türlü kirli tezgahla milletimize ve ülkemize tuzak kurma peşindedir. Başarılı olacakları tuzak arayışlarından vaz geçmediler, asla vaz geçmezler. Yeter ki biz bu çakalların gerçek amaçlarını unutmayalım. Çünkü: Uluslararası ilişkiler arkadaşlık, dostluk hatırıyla yürümez. Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar söz konusudur.
Suyun uyuyacağını ancak düşmanın uyumadığını akıldan çıkartmadan, Betül mala el sürmeden, yolsuzluklardan, vurgunlardan uzak durarak, imar ve ihale rantçısı haramilerle mücadeleyi hiçbir zaman ihmal etmeden, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ün vasiyeti ileri medeniyetler seviyesin üstüne çıkmak için çok çalışmamız gerektiğinin unutulmaması dileğimle Cumhuriyetimizin 103. kuruluş yıldönümü tüm ulusumuza kutlu olsun.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum